Yalçın Küçük ve Polisiye dosyasıyla karşınızdayız. Editörlüğünü üstlenmekten olağanüstü bir heyecan duyduğum bu dosyaya benden başka Barış Zeren ve Cangül Örnek ile Neslişah L. Başaran-Lotz da birer yazıyla katkıda bulundular.
"İki Düzenin Savaşı: İyi Polisiye Nedir?" başlıklı yazımda ben, iyi polisiyenin ne olduğuna Yalçın Küçük’ün perspektifinden cevap arıyorum. Bu arada Sherlock Holmes'ün maceralarına, ilk Türk polisiyesi Esrâr-ı Cinâyât’a, Cingöz Recai’nin hinliklerine, Martin Beck’in ofisine ve Albert Einstein’ın zihnine dalıp çıkıyorum.
Cangül Örnek ve Neslişah L. Başaran-Lotz, siyasi büroya uğruyor; Yalçın Küçük’ün Vedat Nedim itirafçılığını ve Sabahattin Ali cinayetini nasıl da Sherlock Holmes yöntemleriyle araştırdığın irdeliyorlar.
Barış Zeren ise "Yalçın Küçük’te Kurgu: Reddiye, Polisiye ve İktidar" başlıklı makalesinde polisiye türünü bir aydın üretme aracı olarak ele alıyor. Yalçın Küçük’ün teorisinde polisiyenin yerini somut örneklerle ortaya koyuyor.
Dosyanın editör yazısında dediğim gibi, "koca koca insanlar, Yalçın Küçük’te sadece çelişkilerle dolu bir narsist gördüler. Bazıları ise onu ilahlaştırmak için sözlerini bir put gibi kafalarının içine diktiler. Halbuki biz Türkçe okuyup yazanların büyük olanağıdır Yalçın Küçük'ün satırlarından onun düşünme yöntemini çıkarmak. Üstelik bu yöntemde Sherlock Holmes'ün cinayete yaklaşımına benzer bir şey vardır. 221B Dergi olarak bu dosyayı işte o 'şeyi' aramak, anlamak ve bu toprakların yetiştirdiği benzersiz bir aydının büyük mirası olarak ortaya koymak için hazırladık."
221B’nin 44. sayısı yarından itibaren raflarda! 🔍
Türkiye’nin ilk ve tek polisiye kültür dergisi 221B’nin yeni sayısında kapak dosyamız: Japonya’da Polisiye...
Hong Kong Üniversitesi’nden Dr. Edwin Michielsen, Japon tarihindeki dönüm noktaları üzerinden Japonya’da polisiyenin 140 yıllık tarihini kaleme alırken; kilitli oda gizemlerinden toplumsal otopsilere uzanan edebi dönüşümü gözler önüne seriyor. Orçun Onat Demiröz, dünya sinemasında çığır açan Japon suç dramaları ve kara filmlerinin izini sürerken; Armağan Tunaboylu ise Japon polisiyesinin ilk özgün dedektif karakteri olan Hanşiçi’ye odaklanıyor.
Yeni sayımızda bir diğer önemli dosyayı da geçtiğimiz aylarda kaybettiğimiz, Türkiye’nin önemli aydınlarından Yalçın Küçük’e ayırdık.
Derginin yayın kadrosundan Onur Bayrakçeken’in editörlüğünü üstlendiği ve “İyi Polisiye Nedir?” yazısıyla katkı sunduğu dosyada; Cangül Örnek ve Neslişah L. Başaran Lotz imzalı “Sherlock Holmes Olarak Yalçın Küçük” ile Barış Zeren imzalı “Yalçın Küçük’te Kurgu: Reddiye, Polisiye, İktidar” başlıklı yazılar yer alıyor.
Siber suçlardan polisiye oyunlara, çizgi roman incelemelerinden okur öykülerine yine dopdolu, yine arşivlik yeni sayımız; yarından itibaren tüm Türkiye’de raflarda, kitap satış sitelerinde ve https://t.co/zcSJLCtDzY'da!
#221BDergi #JaponPolisiyesi #YalçınKüçük #PolisiyeEdebiyat #MylosYayınGrubu
batrakov transferinden ötürü herkes "katyuşa" paylaşıyor. 87/88 şampiyonluk kasedinde (şampiyonluk gecemiz) bunun bir galatasaraylı versiyonu vardır. keşke tekrar kaydedilse...
"yıldız, güneş, şimşek, aya
yaprak, toprak, cama, aynaya
okuldaki kara tahtaya
şampiyon cimbom yazacağız"
çok da iddialı biter, "ispanya'nın madrid'ine / hollanda'nın psv'sine / italya'nın inter'ine / şampiyon cimbom yazacağız" diye... ve bir sene sonra galatasaray, cevad prekazi'nin monaco'ya neredeyse orta sahadan attığı frikik golüyle şampiyon kulüpler kupası'nda yarı finale çıkmıştır. yarı finalde hagi'li steau bükreş'e elenmiştir. kaderin cilvesi, daha sonra hagi'li galatasaray uefa kupası'nı kazanmıştır.
Bu ayki @221bdergi ‘de “Yalçın Küçük ve polisiye” dosyası var. Ben özellikle bir polisiye okuru olmamama rağmen dosyayı bayağı beğendim, “çok az polisiye okuyorum daha çok polisiye okuyayım” dedirtti. Bütün yazılar güzel
@kaankavusan@221bdergi teşekkür ederiz abi :)
diğer yoruma katılıyorum bu arada. montalban okusan çok seversin. andrea camilleri'nin komiser montalbano ve volker kutscher'in gereon rath serilerini de öyle. seni de polisiye saflarına alalım artık...
halit kakınç'ın ardından şimdi de gökçen kaynatan aramızdan ayrılmış. seneler önce onunla da plak mecmuası vesilesiyle buluşmuştuk. @bayramburka harika bir röportaj yapmıştı. kadıköy'deki küçük, içi saksılar ve antin kuntin enstrümanlarla dolu bir evde yaşıyordu. bu fotoğrafları evindeki stüdyoda çekmiştim. bize küçük bir dinleti vermişti.
heyecanlı, sempatik, değişik bir insandı gökçen kaynatan. elbette bir efsaneydi. huzur içinde uyusun.
Bir Aydın ve Polisiye: Yalçın Küçük Dosyası
Geçtiğimiz aylarda kaybettiğimiz Türkiye’nin önemli aydınlarından Yalçın Küçük ve onun polisiyeye dair düşünceleri, 221B’de.
“Yalçın Küçük ve Polisiye” dosyamızın editörlüğünü de üstlenen Onur Bayrakçeken “İki Düzenin Savaşı: İyi Polisiye Nedir?” başlıklı yazısıyla, Sherlock Homes’ün maceralarından Martin Beck’e Yalçın Küçük’ün perspektifinden iyi polisiyenin ne olduğunu sorguluyor.
221B’nin yeni sayısı tüm Türkiye’de raflarda!
https://t.co/TX0xHyFXtB
halit kakınç ile plak mecmuası için seneler önce yaptığım röportajı şurada paylaştım: https://t.co/9NUpEEQPVK
bu röportajda grup dönüşüm günlerini, cumhuriyet'in müzik politikalarını, arabesk olgusunu, orta asya müziğini konuşuyoruz. içimde uktedir, keşke sultan galiyev konulu bir söyleşi de yapabilseydim.
halit kakınç aramızdan ayrılmış. birikimli bir entelektüel, ilginç bir kişiydi. herkes onu yazarlığı, özellikle de sultan galiyev ve milli komünizm kitabıyla bilir ama anadolu rock devrinin en değişik gruplarından dönüşüm'ün de kurucusuydu. asyatik enstrümanlar kullanıyor, kazan tatarcası şarkı söylüyor, sovyetlerde konser veriyordu. plak mecmuası için şahane bir röportaj yapmıştık. dönüşüm günlerini, anadolu rock dönemini, cumhuriyet devriminin müzik politikalarını, arabesk meselesini, hatta galatasaray'ı konuşmuştuk. çünkü rahmetli sıkı bir galatasaraylıydı ve "bana bir mutluluk ver" şarkısını galatasarayın kötü gidişinden illallah ettiği bir dönemde yazmıştı.
röportajdan aktarayım: "şarkıyı yazdığım dönem galatasaray çok kötü gidiyordu. herhalde fenerbahçe'yle oynayacağımız bir gün, taksim'den dolmabahçe'ye doğru yürüyorum. inönü'de oynanıyor maç. yürürken bu şarkı aklıma düştü! mırıldana mırıldana gittim stadyuma kadar. sonradan aşk şarkısına dönüştü belki ama o 'bana bir mutluluk ver!' haykırışı aslında galatasaray'adır yani."
çok da nazik biri, becerikli bir anlatıcıydı. elimde galiyev kitabının ilk baskısını görünce şaşırmış, "onur kardeşime sevgilerle" diye imzalamış, yeni baskısını da hediye etmişti. onca yazarla, müzisyenle, oyuncuyla falan filan söyleştim, pek azı halit kakınç ile geçirdiğim birkaç saat kadar keyif vermiştir. mekanı cennet olsun.
bu da meşhur tekvando şarkısı ki halit kakınç'ın türkiye'nin ilk tekvandocularından olmak gibi enteresan bir özelliği daha var. şarkı aynı zamanda dönüşüm'ün son teklisi. moog synthesizer'da konuk sanatçı olarak melih kibar var.
"melih kibar'a çaldırdık moog'u. hatta aramızda dalga geçerdik, 'ulan sana o kadar para verdik, moog bulduk, onda da bula bula farfisa sesi buluyorsun!' diye. yoktu çünkü onda da moog, hangi tonlara aşinaysa onları çaldı yine... pahalı bir synthesizer'dı. biz de kiralayabilmiştik ancak."
https://t.co/NPGjgpU8xN
halit kakınç aramızdan ayrılmış. birikimli bir entelektüel, ilginç bir kişiydi. herkes onu yazarlığı, özellikle de sultan galiyev ve milli komünizm kitabıyla bilir ama anadolu rock devrinin en değişik gruplarından dönüşüm'ün de kurucusuydu. asyatik enstrümanlar kullanıyor, kazan tatarcası şarkı söylüyor, sovyetlerde konser veriyordu. plak mecmuası için şahane bir röportaj yapmıştık. dönüşüm günlerini, anadolu rock dönemini, cumhuriyet devriminin müzik politikalarını, arabesk meselesini, hatta galatasaray'ı konuşmuştuk. çünkü rahmetli sıkı bir galatasaraylıydı ve "bana bir mutluluk ver" şarkısını galatasarayın kötü gidişinden illallah ettiği bir dönemde yazmıştı.
röportajdan aktarayım: "şarkıyı yazdığım dönem galatasaray çok kötü gidiyordu. herhalde fenerbahçe'yle oynayacağımız bir gün, taksim'den dolmabahçe'ye doğru yürüyorum. inönü'de oynanıyor maç. yürürken bu şarkı aklıma düştü! mırıldana mırıldana gittim stadyuma kadar. sonradan aşk şarkısına dönüştü belki ama o 'bana bir mutluluk ver!' haykırışı aslında galatasaray'adır yani."
çok da nazik biri, becerikli bir anlatıcıydı. elimde galiyev kitabının ilk baskısını görünce şaşırmış, "onur kardeşime sevgilerle" diye imzalamış, yeni baskısını da hediye etmişti. onca yazarla, müzisyenle, oyuncuyla falan filan söyleştim, pek azı halit kakınç ile geçirdiğim birkaç saat kadar keyif vermiştir. mekanı cennet olsun.
"oruç güvenç vasıtasıyla bulduk o parçayı da. sonradan diliyle alakalı bir tartışma çıktı. 'bu tatarca değil,' dediler. oruç'un ailesi kazan'dan göçtüğü için bize parçayı kazan lehçesiyle öğretti oruç. yani bizim okuduğumuz da tatarcaydı ama lehçesi kazan lehçesiydi, türkiye türkçesine daha uzak bir lehçe... o yüzden tatarca değil sandılar."
https://t.co/4Qrjnd61VR
Yalçın Küçük ve Polisiye dosyasıyla karşınızdayız. Editörlüğünü üstlenmekten olağanüstü bir heyecan duyduğum bu dosyaya benden başka Barış Zeren ve Cangül Örnek ile Neslişah L. Başaran-Lotz da birer yazıyla katkıda bulundular.
"İki Düzenin Savaşı: İyi Polisiye Nedir?" başlıklı yazımda ben, iyi polisiyenin ne olduğuna Yalçın Küçük’ün perspektifinden cevap arıyorum. Bu arada Sherlock Holmes'ün maceralarına, ilk Türk polisiyesi Esrâr-ı Cinâyât’a, Cingöz Recai’nin hinliklerine, Martin Beck’in ofisine ve Albert Einstein’ın zihnine dalıp çıkıyorum.
Cangül Örnek ve Neslişah L. Başaran-Lotz, siyasi büroya uğruyor; Yalçın Küçük’ün Vedat Nedim itirafçılığını ve Sabahattin Ali cinayetini nasıl da Sherlock Holmes yöntemleriyle araştırdığın irdeliyorlar.
Barış Zeren ise "Yalçın Küçük’te Kurgu: Reddiye, Polisiye ve İktidar" başlıklı makalesinde polisiye türünü bir aydın üretme aracı olarak ele alıyor. Yalçın Küçük’ün teorisinde polisiyenin yerini somut örneklerle ortaya koyuyor.
Dosyanın editör yazısında dediğim gibi, "koca koca insanlar, Yalçın Küçük’te sadece çelişkilerle dolu bir narsist gördüler. Bazıları ise onu ilahlaştırmak için sözlerini bir put gibi kafalarının içine diktiler. Halbuki biz Türkçe okuyup yazanların büyük olanağıdır Yalçın Küçük'ün satırlarından onun düşünme yöntemini çıkarmak. Üstelik bu yöntemde Sherlock Holmes'ün cinayete yaklaşımına benzer bir şey vardır. 221B Dergi olarak bu dosyayı işte o 'şeyi' aramak, anlamak ve bu toprakların yetiştirdiği benzersiz bir aydının büyük mirası olarak ortaya koymak için hazırladık."
ibrahim tatlıses'in "o sole mio" yorumunun bir cinsi bu da. her ikisi de parçanın derdiyle, anlatısıyla, köküyle ilgisiz biçimci denemeler; birer eğlencelik, birer sirk gösterisi...
ibrahim tatlıses, tabii, çok daha ikonik bir figür. bu nedenle kötü yorumu bile seyirciyi kendinden geçiriyor. cem adrian ise kuşkusuz daha nazik, sempatik bir insan. biraz bundan, çokça da antin kuntin şarkıcılığı sayesinde en anlamsız yorumları bile ilgi çekiyor.