"En iyi yüreğiyle görebilir insan
Gözler, asıl görülmesi gerekeni göremezler"
Yüreğinin neler fısıldadığını duyuyorsun,
Peki onlara can kulağını veriyor musun..?
Yüreğini hissedebiliyor musun ?
Tahassür, yana yakıla özlemek demektir. Hasretten küle dönercesine özlemektir. Zira sevgilinin yokluğunda hissedilir tahassür. Arapça haser “yanıp yakılmak” sözcüğünden gelir.
Ellerimiz seninle olmalıydı ama malesef Gözlerimiz ve gözyaşlarımız seninle olabiliyor güzel yürekli insan
Affet bizi n'olur
Bizi yanında bil,yamacında
Yanından bi an olsun ayrılmadk ayrılmakta istemedik
Gözyaşlarını silmeye gönül verdik
Aç gönlünün kapılarını ve
Kabul et bizi..
Yarın buluşacağız, kız kardeşin Filistin’in toprağında.
Bir şey unuttuk mu arkamızda?
Evet.. kalbimize yönelmeyi unuttuk.
Ve sende bıraktık içimizdeki en iyiyi.
Sende bıraktık, onlara iyi bakmanı vasiyet ettiğimiz şehitlerimizi..
Mahmûd Dervîş
Nasıl iyileşeceğiz?
Hayatımızdaki çalkantıların bir gün durulacağını, her şeyin yerli yerine oturacağını bekleyerek yaşıyoruz. Oysa bizi yoran tam da bu bekleyiş. Sarsıntılar hayatın arızası değil, doğası. Bir gün gelen fırtına, başarısız olduğumuzun değil, değişmeye çağrıldığımızın işareti. Direnmeyi bıraktığımız an, dönüşüm başlıyor.
Acıdan kaçış yok; kayıp da, belirsizlik de, kırılma da er geç kapımızı çalıyor. Ama acı çekmekle o acının içinde hapsolmak aynı şey değil. Acı, garip bir biçimde, kendi çıkış yolunu da içinde taşıyor. Mesele onu yok etmeye çalışmak değil; onunla ne yapacağımızı, onu nereye taşıyacağımızı bilmek.
Her birimiz kendimize sessizce bir hikâye anlatıyoruz, kim olduğumuza, başımıza gelenlerin ne anlama geldiğine dair. Çoğu zaman bu hikâyenin farkında bile olmayız ama o bizi yönetir. Aynı olay, “hayat beni hep yıkıp geçiyor” cümlesiyle de anlatılabilir, “her seferinde yeniden doğruldum” cümlesiyle de. Hikâye değişince, geçmiş değişmez belki; ama geçmişin üzerimizdeki ağırlığı değişir.
Bir şeyi anlamak başka, onu yaşamak başka. İçgörü zihinde kalır; onu hayata taşıyan şey ise küçük, tekrarlanan, anlam yüklü eylemlerdir. Sabah edilen bir dua, her hafta yazılan bir mektup, bir topluluğun paylaştığı bir tören… Ritüeller, bildiklerimizi bedenimize işler. Kayıptan sonra hayata yeniden karışmamızı sağlayan köprü, çoğu zaman işte bu sessiz tekrarlar.
En ağır yükleri taşıyabilenlere bakınca şaşırtıcı bir şey görüyoruz: Onları ayakta tutan ne iyimserlik ne de çelik gibi bir irade. Var olmalarının bir karşılığı olduğunu, yaptıklarının bir yere dokunduğunu hissetmeleri. Amaç, acıyı ortadan kaldırmaz; ama ona bir yön verir. Ve yönü olan acı, insanı ezmek yerine büyütür.
İyileşmeyi hep içsel bir yolculuk sanıyoruz. İyileşme iki insan arasında, bir sofrada, bir toplulukta gerçekleşir. Yalnızlık yarayı derinleştirir; bağ kurmak sarar. Birlikte anlatılan hikâyeler, birlikte yapılan ritüeller, birlikte bulunan anlamlar.
İnsan insana şifadır, sığınaktır.
🔴 Şifa Hastanesi’nde yürek burkan anlar
📌 İsrail saldırılarında kuzenini kaybeden küçük çocuk, acısını Şifa Hastanesi'nde gözyaşlarıyla okuduğu ayetlerle dile getirdi
📌Gazze'de tırmanan felaket, arkasında gözü yaşlı çocuklar ve yarım kalan hayatlar bırakmaya devam ediyor
Lütfen Sadece 2 Dakikanı Ayır
Paylaş Sesimize Ses Ol 🇵🇸
Gazze'de Kemal Adwan Hastanesinde
Ambulans Şöförlüğü Yapan Kardeşimizin
İki Gözüne Şarapnel İsabet Etti ve
Gözleri Şuan Hiç Görmüyor.
Mısır'dan Türkiye'mize Gelmesi için
@TC_icisleri , @TC_Disisleri ve
@saglikbakanligi 'miza Sesimizi
Duyurmamız için Destek Olun.
➕ Ümmet Uyurken Mescid-i Aksa Yanıyordu.
▪️ 21 Ağustos 1969'da Avustralyalı Denis Michael Rohan, Mescid-i Aksa'yı ateşe verdi; alevler Kıble Mescidi'nin güney kanadını sararak Selahaddin Eyyubi'nin tarihi minberini de kül etti.
▪️ Raporlara göre işgal makamları o gün çevredeki suyu kasten kesip itfaiye araçlarının bölgeye ulaşmasını engelledi; İsrail ise sorumluluğu kabul etmek yerine suçu tek başına hareket eden bir turiste yıktı.
▪️ 57 yıl geçmesine rağmen İsrail'in Mescid-i Aksa'yı Yahudileştirme çabaları aynı ısrarla sürüyor.