Marks’ın teorisi bilimselliğe değerli katkılarda bulunmuştur. Ama bana öyle geliyor ki, devletin kökenindeki ideolojik gücü basit bir yansıma olarak değerlendirmesi, teorisinin en ciddi eksik ve o denli de tehlikeli yanıdır.
Çok sıradan ve basitmiş gibi dine “toplumun afyonudur” deyip geçmesi, bir türlü başarıya gidememesinin de temel nedenlerinden biridir.
Bana göre en az “para” ve “devlet” tahlili kadar, bir “ilahiyat” tahliline ihtiyaç vardır.
Sümer gerçeği bunu çok çarpıcı göstermektedir. Sümer uygarlığını çözmek için mutlaka onun ilahiyatını çözümleyeceksiniz.
Tanrıbilim, Sümerlerin sınıf mücadelelerinin bilimidir.
Kavram ve kuramlarıyla tanrıbilimin toplumsal izdüşümlerini tahlil etmeden, Sümer ideolojisini, dolayısıyla ona dayanan tüm antik dünyayı çözemezsiniz. Tek tanrılı dinleri çözemezseniz, klasik ve Ortaçağların, hatta günümüz toplumlarının zihniyet ve edebiyat yapılarını çözemezsiniz.
Tüm toplumların zihniyetlerinde ilahiyatın imzası vardır.
Serokatî - Sümer Rahip Devletinden Demokratik Uygarlığa (Cilt: I, s. 45)
Büyük işlerle, amansız işlerle uğraştığım kadar, ölüm duygusundan uzaklaştığım gibi, ölümün gerçeğinin kendinden de, ölüm tehlikesinden de uzaklaşıyorum. Garip yine…
Bu savaş büyük düşünmenin ve büyük yüreğin savaşı. Bu savaş yine öyle mi savaş ki, içinde bitmiş bir tarihe cevap olmak kadar, çok zor olan geleceğe ilişkin umuda da yegane bir giriştir…
Bu insanı değiştirmek sanıldığından daha fazla bir vicdan meselesi, büyük bir insanlık borcu ve gerçekten insanlık adına büyük bir imtihandır. Ben bunu göze aldım…
Önderlik gerektiğinde tek başına taraftarlarını susturabilendir. Tek başına onlara karşı tavır alabilendir. Tek başına onları istemedikleri halde bir tavıra yöneltebilendir…
Adımız bile ortadan kaldırıldıktan sonra peki ne yapmamızı bekliyorsunuz? Kim demokratik platformdan kaçıyor. Ne zaman bizden istenildi de biz gereğini yerine getirmedik…
Özgürlüğe layık olmayan bir yaşamı çiğneyin, atın. Ama baktınız biraz daha özgürlük var ona sarılın. Onu böyle sımsıcak kucaklayın. O güzeldir, o yaşanmaya değerdir. O ilişkidir. o örgüttür, o savaştır, o kişidir…
Bir dilin bütün sözcüklerini kullansam, seni tarif edemeyeceğimi biliyorum. Gidilecek bir yol olsan sonu olurdu. Sonu olmayan bir şeydin. Yalanım yok, bugünden yarına ne kalır bilmem. Ama sen kalırsın. Tıpkı yatağı değişmeyen bir ırmak gibi…
Önderlik diyor ki; bir insanın eğer bir saç teli bile temiz kalmışsa, o saç telinden diyor tutup o kuyudan çıkaracağım. Onu kazanmak için her şeyi yapacağım diyor. Biz de bunun mücadelesini veriyoruz…
Mesleklerimiz vardı, güvenceli bir yaşam vardı. Bunun karşısında, bu hayalleri esas aldığımızda, karşımızda dev gibi bir faşist düzen vardı ve mutlak güç üstünlüğü ondaydı. Belki de binde bir bu düzenle baş etme olanakları yoktu ama büyük gurur duyduğumuz doğrularımız vardı…
Bu toplumları canlandırabilmek için biraz da Peygamberce yöntemleri esas alacaksın... Yanlış anlaşılmamalı ben kendimi Peygamber olarak ilan etmiyorum! Ama onların tarzına da çok dikkat ediyorum. Başarılı olmak için bu şarttır...
Bir halkın kültürü oldu, dili oldu, tarihi oldu, yaşam tarzı oldu, kimliği oldu. Geçmişini ve geleceğini temsil eden bir yapıya ulaştı. Böyle halklaşan, toplumsallaşan bir gerçeklik var ortada. Kendisini böyle bir parti ile ifadeye kavuşturan, tanımlayan, yaşama çeken, canlı kılan ve daha fazla mücadeleye yönelten bir toplum var.
Cejna vejînê li we hemîyan piroz be 🙏🏽
1962'de Türk solu, sosyalizm ve komünizm perspektifleri üzerinden ele alınarak 1970'lere kadar beslenip gelişti. Ancak 1971 sonlarına doğru, Türk devletinin baskıları ve yönlendirmeleri sonucu bu hareketin devrimci potansiyeli büyük ölçüde boşa düşürüldü. Başkan Apo, bu süreçte DDKO-MLKP içinde sosyalist bir çizgideydi ve aynı yaklaşımı Kürdistan için düşündüğünde, üç yoldaşıyla birlikte "Kürdistan Sömürgedir" kavramını ortaya koydu. 1972-1978 arasında, bu ideolojik çerçeveyi Kürdistan özelinde nasıl uygulayacakları, bölgesel ve toplumsal gelişmeleri nasıl anlamlandıracakları üzerine kapsamlı tartışmalar yürüttüler ve terimler stratejik kavramları oluşturdular. Bu ideolojik tartışmalar 6 yıl boyunca devam etti 27 Kasım 1978'de Diyarbakır'ın Lice ilçesinde Fıs köyünde ifadeleriyle yoldaşlık ve devrimcilik somutlaştıracak "KÜRDİSTAN ÖZGÜRLÜK MÜCADELESİ PKK'yi" kurdular
Başlayan varlık mücadelesi ile düşmana yönelik yıllarca sürecek olan amansız direniş başlamış oldu. Bu direnişin en büyük ve en önemli yanlarından birisi de bitimsiz olmasıydı. İnsanların devrime olan bağlılığı nesillere aktarılacak derece de gelişti ve yaşatıldı. Bu silahlı bir mücadelenin de dışında artık iradelerin savaşına da büründü. Yaşamın, toplumun her hücresinde varolma direnişi gösterildi. Savaş stratejilerini alt üst edecek dereceye gelmiş şekilde bir gerilla stili yaratıldı. Tarih boyunca dağlara sürülmüş olan Kürt, artık dağları savaş mevzisi ilan etti. Bu bir bakıma da öze dönüşün gerekliliğini yansıtmış oldu. Dağları, ovaları, suları avucunun içi gibi bilen gerilla, işgalciye kan kusturdu. Çünkü bu savaşın en önemli stratejisi kıytırık uçaklarla değil, kahramanların sırtını Kürdistan dağlarına yaslamış olması ile belirlendi.
Yıllar geçtikçe kendisiyle çağı da sürükledi. Savaş çağında artık her şey daha farklı ilerlemeye başladı. Bu da kurtuluşun anahtarını yaratma yönünde adımları kendiyle beraber getirdi. Perspektif değişti, gelişti, parti kendini dönüşümsel sağlığa bağladı ve güçlendirdi. Hakikatin izinde yeni bir sayfaya geçildi.
Erkek de tüm namus anlayışını, tüm erkekliğini bir kadın üzerindeki hakimiyetinde görme gibi bir ucube duruma gelmiştir. Hem de en erken yaşlarında. Nasıl olursa olsun bir yaşam değil, özgür yaşam benim için esastır ve ben namus onurunu burda görürüm…
Eğitim, örgütlenme, kitle çalışmaları da savaştır. Savaş deyince yalnız elde silah anlamayın... Ben elime hiç silah almadım ama herhalde benim iyi bir mücadeleci olmadığımı söyleyemezsiniz...
Zirzop erkeği ne yapacağız? Erkek güç olmayı ifade ediyor değil mi? Ulan senin gücün varsa diyorum, neden en temel savaş sorununda kendini göstermiyorsun?
Sadece kopan benim yüreğim olmayacak, bir halkın özgürlük yüreği olacak. Yaşatmak için kendini iğne ucundan geçir taktiğini uyguladık. Sende gören göz artık bir halkın gözü, atan yürek bir halkın yüreği…