"bir insana değer vermek, özen göstermek, onun kıymetini bilmek de bir kültürdür. bunun bir eğitimi yoktur, kitaplarda da yazmaz zaten. bunun yolu insan olmaktan geçer."
Şems “Aşkın 40 Kuralı”nda der ki:
“Başına ne gelirse gelsin karamsarlığa kapılma. Bütün kapılar kapansa bile, O sana kimsenin bilmediği gizli bir patika açar. Sen şu anda göremesen de, dar geçitler ardında nice cennet bahçeleri var. Şükret! İstediğini elde edince şükretmek kolaydır. Dileğin gerçekleşmediğinde de şükret.”
"Ben senin hava 22 dereceyken üşümeni seviyorum. bir buçuk saatte anca bir sandviç sipariş etmeni seviyorum. bana deliymişim gibi bakarken iki kaşının arasının kırışmasını seviyorum. günümü seninle geçirdikten sonra kıyafetlerimde hâlâ senin kokunu duyabilmeyi seviyorum. ve gece uyumadan önce konuştuğum son kişinin sen olmasını seviyorum. bunun sebebi ne yalnızlığım ne de yılbaşı gecesinde olmamız. bu gece buraya geldim çünkü bir insan, hayatınn geri kalanını biriyle geçirmek istediğini anladığı vakit, hayatının kalanının bir an evvel başlamasını ister."
demin instagramda “her seferinde üstesinden gelebilen birine göre fazla endişeleniyorsun.” diye bir yazı gördüm, durdum ve aşırrrrı iyi dedim.bu hissi yaratan yazıları ve onları yazan zihinleri seviyorum.
Entelektüel uyum… Aynı düşünce zemininde buluşabilmek; konuşurken beslenmek, tartışırken kırılmadan gelişmek, birbirine bir şeyler katabilmek. Birlikte düşünerek anlam çoğaltmak ve büyümek. Her ilişkide rastlanmayan, kıymetli bir denge.
aşk belki de bütünüyle merak ve telaştan ibarettir. ona yetişmeye çalışmanın telaşı gibi oturduğu masalarda oturmak istemenin telaşı gibi bensiz geçirdiği bütün vakitleri dinlemek istemenin telaşı gibi. ben ki aşkı sana yetişmeye çalışırken üzerimdeki telaşta saklı sanarım.
Carl Jung'un bu sözünü sevdim.
“Dünya, yaşanmamış hayatlarının etkilerinden muzdarip insanlarla dolu. Acımasız, eleştirel veya katı hale geliyorlar; bunun nedeni dünyanın onlara acımasız davranması değil, kendi içsel potansiyellerine ihanet etmeleridir. Hiç sanat yapmayan sanatçı, sanat yapanlara karşı alaycı olur. Aşkı göze almayan aşık, romantizmi alaya alır. Hiçbir felsefeye bağlı kalmayan düşünür, inancın kendisine alay eder. Ve yine de, hepsi acı çekiyor, çünkü derinlerde biliyorlar: alay ettikleri hayat, yaşamaları gereken hayattır.”
Katılıyorum. Zaten çok fazla “her şeyi açık açık konuşmak” zorunda kalınıyorsa esasında aynı dili konuşan insanlar değilsinizdir. Soyut kavramlarınız, ilişkiye bakışınız farklıdır. Kendiliğindenlik.. vallahi mutluluğun anahtarı bu