Şimdi siz diyorsunuz ki bunlar PKK’lılardan daha tehlikeli olabilir; hapiste kalmalılar, öyle mi?
Biri, Deniz Kuvvetleri bünyesinde kritik harekât ve karargâh görevlerinde bulunmuş, TSK’ya sayısız subay yetiştirmiş emekli bir Türk Amirali; biri Everest’e Türk bayrağı dikmiş, enkazlardan sayısız insan çıkarmış bir dağcı; biri Ergenekon kumpasında bedel ödeyen bir babanın vatansever yetiştirilmiş yayıncı oğlu, diğeri gencecik bir komedyen…
#türkerertürk #nasuhmahruki #oğuzhanuğur #denizgöktaş
#çerçeveyasa
* Lozan açılışında toplantı başkanından sonra İngiliz Lord Curzon, küstahça havalarla gelir bir konuşma yapar.
İnönü de hemen söz ister.
Söz verilmeyince çevik adımlarla kürsüye çıkar.
Herkes susar, kimse engel olamaz.
Lozan ilk gün. Anlatıyor İsmet İnönü. Hem de Türkçe.
Mahvettiniz ülkemi, yenilip kaçarken bile yok ettiniz imarlı yerlerimizi.
Yaktınız yıktınız.
Nasıl utanmıyorsunuz yaptıklarınızdan da buraya gelmiş bir de harp tazminatı konuşuyor kapitülasyonlardan bahsediyorsunuz?
Biz sizlerden Fransız ihtilali ile öğrenmedik mi hürriyet adalet müsavat kardeşlik kavramlarını, millet olmayı?
Nasıl bakıyorsunuz suratıma sanki kaybetmemiş gibi.
Kaybettiniz, kaybettiniz.
Ermeni, Yunan, İngiliz, Fransız, İtalyan, başta da Rus..
Ama hepiniz kaybettiniz.
Karşınızda kaybeden hep kaybeden ezik tembel inançsız, teslim olmuş Osmanlı diplomatı yok.
Ben varım ben.
Türk.
Ben "muzaffer Türk" buradayım.
Sizi Çanakkale'de yendim.
İstiklal savaşında yendim.
Mudanya'da yendim.
Şimdi burada da yeneceğim.
Kimse ses çıkartamaz.
İnönü sessizliğin içerisinde muzaffer bir şekilde yürür yerine oturur.
Minnet ve Saygıyla.
ismet inönüyü bazı konularda cok eleştiren biriyim ama lozandaki duruşu ile tam bır devlet adamıdır ..
Ahbap soruşturulsun, gönüllü bağışımızın hesabını bilelim. Ama asıl zorunlu ödediğimiz vergiler nereye gidiyor? Ne kadarı cemaat-tarikatlara aktarılıyor, ne kadarı dıj güçlere pardon yabancı fonlara faiz olarak ödeniyor? Ahbap’a kendi rızamla bağış yaptım ama devlete vergiyi zorunlu ödüyorum. Öncelikli hesap budur.
Nasuh Mahruki @nasuhmahruki
Onun vatan sevgisinden kimse şüphe edemez
Ülkesine büyük hizmetler etmiş. Kimsenin başaramadığını başarmış. Dünyada ismini Türk’ün gücü olarak göstermiş.
O Fetöden nefret eder, fetö de ondan nefret eder. Hal böyleyken
Nasuh’a yaşatılanlar en çok da fetöyü mutlu eder.
Cumhuriyetten önce tarihimiz Osmanlı ile başlatılıyordu. Cumhuriyet ise Mete Han ile başlattı. Hunları, Türk Kağanlığını, Karahanlıları, Uygurları, Timurluları öğretti. Cumhuriyet düşmanı kimi şerefsiz alçaklar, Cumhuriyet geçmişle bağımızı kopardı diyebiliyor. Bu denli alçak olmayı nasıl başarıyorlar?
Cumhuriyet bize geçmişimizi ögretti.
Oğuz Han'ı, Bumin Kağan'ı, Bilge Kağan'ı, Alp Er Tunga'yı, Alparslan'ı, Timur'u öğretti.
Cumhuriyet karşıtlığı, apaçık Türk düşmanlığıdır.
Küba'dan bir çığlık yükseliyor !
DÜNYAYA AÇIK BİR MEKTUP: Küba'dan bir kadın, kimsenin görmek istemediği suçu ifşa ediyor.
--- Tüm insanlığa, dünya annelerine, Sınır Tanımayan Doktorlar'a, dürüst gazetecilere ve hâlâ adalete inanan hükümetlere sesleniyorum:
İsmim, milyonlarca diğer insanınkiyle aynı. Ünlü bir soyadım ya da yüksek bir makamım yok. Ben sıradan bir Kübalı kadınım. Bir evlat, bir kız kardeş, bir vatanseverim. Ve bunları paramparça olmuş bir ruhla, titreyen ellerle yazıyorum; çünkü halkımın bugün yaşadığı şey bir kriz değil. Bu, Washington tarafından soğukkanlılıkla gerçekleştirilen, yavaş ve hesaplanmış bir cinayet.
Ve dünya başka yöne bakıyor.
👵 BÜYÜKANNEM VE BÜYÜKBABAM İÇİN SESİMİ YÜKSELTİYORUM:
Küba'da yaşlı insanların vaktinden önce ölmesini ifşa ediyorum; çünkü abluka, kalp rahatsızlıkları, yüksek tansiyon ve diyabet ilaçlarının ülkeye girişini engelliyor. Mesele kaynak yetersizliği değil. Bu, kasıtlı bir yasak. Küba'ya satış yapmak isteyen şirketler para cezasına çarptırılıyor, baskı görüyor ve tehdit ediliyor. Kendi hükümetleri ise sessiz kalıyor. Ve bu sırada, Kübalı bir büyükbaba göğsünü tutarak bekliyor. Ölüm uyarı yapmaz; ama abluka yapar.
---
👶 ÇOCUKLARIM İÇİN SESİMİ YÜKSELTİYORUM:
Küba'da yakıt yetersizliği nedeniyle kuvözlerin kapatılmak zorunda kalmasını ifşa ediyorum. Amerika Birleşik Devletleri hükümeti hangi ülkelerin bize petrol satıp hangilerinin satamayacağına karar verirken, yenidoğan bebeklerin hayatta kalma mücadelesi vermesini... Washington'daki bir ofiste imzalanan bir emrin, kıyılarından sadece 90 mil ötedeki bir çocuğun feryadından daha önemli görülmesi yüzünden çocukların��n hayatının tehlikeye girdiğini gören Kübalı annelerin varlığını...
Uluslararası toplum nerede? Çocuk haklarını bu denli hararetle savunan örgütler nerede? Yoksa Kübalı çocuklar yaşamayı hak etmiyor mu?
🍽️ KASITLI AÇLIĞA KARŞI SESİMİ YÜKSELTİYORUM:
Ablukanın, kurgulanmış bir açlık yaratma girişimi olduğunu ifşa ediyorum. Gıda, sebepsiz yere ortadan kaybolmuş değil. Gerçek şu ki, onu satın almamız engelleniyor. Gıda taşıyan gemiler taciz ediliyor. Banka işlemleri engelleniyor. Bize tahıl, tavuk ve süt satan şirketlere yaptırım uygulanıyor.
Küba'daki açlık bir tesadüf değil. Bu, ABD hükümetinin bir devlet politikasıdır; 60 yıl boyunca geliştirilmiş, her yönetim tarafından güncellenmiş, Donald Trump tarafından şiddetlendirilmiş ve Marco Rubio tarafından acımasızca uygulanmıştır.
Buna "ekonomik baskı" diyorlar. Bense buna açlığa mahkûm etme terörü diyorum.
ÜLKEMİN DOKTORLARI İÇİN BİR ÇAĞRI:
Tüm dünya çökerken pandemi sırasında hayat kurtaran doktorlarımızın bugün şır��nga, anestezi ve röntgen ekipmanından yoksun bırakılmasını kınıyorum. Bunları nasıl üreteceğimizi bilmediğimiz için değil; yetenekten yoksun olduğumuz için de değil. Aksine, abluka yüzünden malzeme, yedek parça ve teknolojiye erişimimiz engellendiği için.
Bilim insanlarımız beş COVID-19 aşısı geliştirdi. Beş tane. Kimsenin yardımı olmadan. Tüm zorluklara rağmen. Ablukaya ve yalanlara rağmen. Yine de imparatorluk, bunu başardığımız için bizi cezalandırıyor.
🌍 DÜNYAYA SESLENİYORUM:
Küba sadaka dilenmiyor.
Küba asker istemiyor.
Küba sevginizi istemiyor.
Küba adalet istiyor. Ne fazlasını, ne de azını.
Halkımın çektiği acıları normalleştirmeyi bırakmanızı istiyorum.
Ablukayı gerçek adıyla, yani İNSANLIĞA KARŞI BİR SUÇ olarak adlandırmanızı istiyorum.
Biz boğulurken "diyalog" ve "demokrasi" masallarıyla kandırılmamanızı istiyorum.
Hayırseverlik istemiyoruz. Sadece yaşamamıza izin verilmesini istiyoruz.
Sessiz kalarak buna ortak olan hükümetlere:
Tarih sizden hesap soracak.
Yalan söyleyen medyaya:
Gerçek her zaman bir yolunu bulup ortaya çıkar.
Yaptırımlara imza atan cellatlara:
Küba halkı unutmaz ve affetmez.
Kalbinde hâlâ insanlık taşıyanlara:
Küba'ya bakın. Ona neler yapıldığına bakın. Ve kendinize sorun: Tarihin hangi tarafında yer almak istiyorum?
---
Bu küçük adadan, devasa bir halkın içinden; pes etmeyi reddeden sıradan bir Kübalı kadından...
Ikay Romay
Eğer bu yazı içinizde derin bir his uyandırdıysa, paylaşın.
İster 10 arkadaşınız olsun ister 10.000 takipçiniz; fark etmez.
Profilinizin herkese açık ya da gizli olması; fark etmez.
Normalde hiç paylaşım yapmıyor olmanız; fark etmez.
Ama bu farklı.
Bu, bir gün batımı fotoğrafı değil.
Bu, bir dedikodu değil.
Bu, sadece bir fikir beyanı değil.
Bu bir HAYKIRIŞ. Ve haykırışlar kendine saklanmaz. Onlar DUYULUR. Onlar TEKRARLANIR. Onlar KOCAMAN BİR KALABALIĞA DÖNÜŞÜR.
Bugün sizden bir "beğeni" istemiyorum.
Sizden, başparmaklarınızı sadece ekranda gezinmekten çok daha büyük bir amaç için kullanmanızı istiyorum.
PAYLAŞIN.
Ki dünya, Küba'da yaşananların sadece bir kriz olmadığını bilsin.
Bu bir SUÇ.
Ki başka ülkelerdeki anneler bilsin; burada çocuklar, abluka yüzünden elektriği kesilen kuvözlerde hayatta kalma mücadelesi veriyor.
Ki başka diyarlardaki büyükanneler ve büyükbabalar bilsin; burada yaşlılar, Washington'ın ülkeye girişine izin vermediği ilaçları beklerken can veriyor.
Ki bu duruma ortak olan hükümetler utanç duysun.
Ki yalan haber yayan medya organlarının saklanacak yeri kalmasın.
Ki sorumlular, SESSİZ KALMAYACAĞIMIZI bilsin.
Bu mesajı paylaşan tek bir kişi dünyayı değiştirmez.
Ama binlercesi, milyonlarcası—işte onlar değiştirir.
Dinleyiniz lütfen!
Diyarbakır'dan bir kardeşimiz arsızca konuşan Feodalitenin zirvesi Ahmet Türk denilen dilsiz ve kimliksize cevap vermiş!
Ahmet Türk'ün kim olduğunu biz de anlatacağız tabii!
Az sabır!
Şimdilik, beygirin arpasını fazla kaçırırsan semerini beğenmez diyeyim...
Zülfü Livaneli diyor ki; "..Sorun, onun gitmesiyle bitmeyecektir. Sorun onu iktidara getiren, üst üste dokuz seçim kazandıran, bir sürü yolsuzluk ve yönetim skandallarına rağmen körü körüne peşinden giden halktır. Daha doğrusu halkın bir bölümüdür. Bu halk yığının Anadolu müslümanlığıyla, gelenekle, ahlakla, haram helal kavramıyla, merhametle, şefkatle hiçbir ilgisi yoktur. Köyden kente göçle başlayan, ne köylü ne kentli olabilen, bütün değer ölçülerinden kopmuş, vahşi birer yaratık haline gelmiş, talandan yalandan pay kapmaya çalışan ve literatürde lumpen proletarya olarak tanımlanmış olan kitledir bu. AKP’ye oy vermiş olanların tümünü böyle yaftalamak doğru değil elbette. İçlerinde düzgün ve samimiyetle oy veren seçmenler de olabilir. Ama o kitlenin genel karakteristiği budur. Bu kesim kendini önce arabesk müzikle gösterdi. Güzelim türküleri, geleneksel şarkıları, Anadolu’nun büyük şiir geleneğini terk eden insanlar, bir anda mide bulandırıcı seslere, insanın kulağını tornavida gibi delen elektro bağlamalara, içinde hiçbir hakiki lirizm ve hüzün barındırmayan ‘’Ben de isterem!’’ saldırganlığına kaptırdı kendini. Şehirler kaçak mahallelerle, üzerinde demir filizleri bırakılmış sıvasız çirkin yapılarla, lağım kokan mahallelerle doldu. Suç oranı ve özellikle kadına karşı şiddet akıl almayacak ölçülerde arttı. Bunun adına ‘’muhafazakarlık’’ denilebilir mi? Elbette denilemez. Aşağı yukarı sayıları kırk milyon dolayında tahmin edilen bu kitle Itri, Mimar Sinan estetiğine de sahip değildir; Anadolu’da yüzyıllarca aydınlık bir nehir gibi akmış olan Karacaoğlan, Pir Sultan, Dadaloğlu temizliğine de. Dolayısıyla bu kesim muhafazakar değil, Türkiye’ye çarpık ve ahlak ölçülerinden yoksun bir ‘’modernleşme’’ sunan yeni bir oluşumdur. Lafı uzatmadan söyleyeyim. Bu kesimin hayatta en çok nefret ettiği model uygarlaşma, kültür, temizlik ve zarafet simgesi Mustafa Kemal Atatürk, kanıyla canıyla savunduğu lideri ise şimdiki cumhurbaşkanıdır. Kimse kendini aldatmasın. Sayıları çok kalabalık olan bu kesim, ne olursa olsun, hangi skandal patlarsa patlasın sonuna kadar liderini destekleyecek ve Cumhuriyet’e karşı çıkacaktır. Erdoğan siyasi ömrünü tamamlasa da ona benzeyen başka bir lider bulmakta gecikmeyecektir. Çünkü Türkiye’nin çürüyen kesimi , bu bozulmayı önce müzikle, sonra hayatımızın her alanına egemen olan lumpenleşme ve arabeskleşmeyle ifade etmeye devam ediyor. Gafil aydınlardan (!) destek alan lümpen kültür, örgütlü cehaletle beslenerek kılcal damarlarımıza kadar yayılıyor. Bu manzaraya, lumpenlerin ele geçirdiği muazzam para ve iktidar gücünü de eklerseniz geleceğin hiçbirimiz için kolay olmadığı çok açık. Erdoğan bu kitlenin lideridir ve onun yokluğunda yeni bir lider bulacaklarına hiçbir kuşku yok. Mustafa Kemal aydınlığını savunan kitleler birleşene ve kendi aralarındaki çelişkileri gidererek, evrensel değerleri savunan bir Türkiye kültürü yaratana kadar acılar devam edecek.
ZÜLFÜ LİVANELİ❤️
Müthiş bir haber!
Dünya birinciliği Türk öğrencinin oldu. 🇹🇷
Yusuf Demirkaya, Copernikus Bilim Olimpiyatı’nda fizik ve astronomi alanında altın madalya kazanarak dünya birincisi oldu.
Bu başarı, organizasyonun en prestijli derecesi olarak nitelenen “Absolute Winner” unvanıyla birlikte geldi.
Tebrikler! 🎊
ATATÜRK’ÜN YASAKLANAN TARİH KİTAPLARI :
NATO'ya girişimizle birlikte bu kitaplar da yasaklandı!
Türkiye'nin 1945'ten sonra Atlantik sistemine bağlanma sürecine girmesiyle birlikte Kemalist Devrim'den de parça parça vazgeçilmeye başlandı.
Bu kitaplar Mustafa Kemal Atatürk’ün emriyle Türk Tarihi Tetkik Cemiyeti’nce (Türk Tarih Kurumu)hazırlanmıştı. 1931’den itibaren ortaöğrenimde ders kitabı olarak okutuldu. Kâinatın bilimsel yolla açıklanışı ile başlıyordu. Binlerce yıllık Türk tarihini anlatıyordu. Anadolu’daki Türk varlığının Malazgirt’ten çok önceye gittiği apaçık gösterilmekteydi. Öyle ki; Sümerlerin dilinin eklemeli Türkçe olduğu aktarılmıştı. Kitabın “Mukaddime/Giriş”inde İslam öncesi Türk tarihinin ve kültürünün ‘ümmetçilik’ adı altında nasıl ihmal edildiği vurgulanıyordu.
Ancak, ABD ile yapılan Fulbright Antlaşması ile oluşturulan komisyon Türkiye'nin eğitim sistemine el attı. Anlaşma gereği komisyonun başkanlığını ABD’nin Türkiye’deki Büyükelçisi yaptı. Fulbright komisyonu, ilkokuldan İmam Hatip’e kadar, tüm eğitim müfredatını belirliyor, yarısı ABD’lilerden oluşan komisyona ABD’nin Türkiye Büyükelçisi başkanlık ediyordu.
Atatürk'ün bu kitaplarını müfredattan kaldırttılar. Komisyon üyelerinin 4’ü Türk, 4’ü Amerikalı'ydı ve başkanı da ABD’nin Ankara büyükelçisiydi. Bundan böyle Türk eğitim yapısı Amerikalıların denetimine geçti.
Sonrası Köy Enstitülerini kapatmak oldu. ABD’den gelen bir akademisyenin raporundan hemen sonra… Bizi karanlıklara ve bugünlere mahkum eden 27 Ocak 1954 tarihli 6234 sayılı üzücü yasayla…
Birileri çocuklarını efendice yetiştiriyor,
"Çalma" diyor,
"Adil ol" diyor,
"İncitme" diyor.
Birileri de çocuklarını p*ç olarak sokağa salıyor,
"Çalmazsan enayisin" diyor,
"Zalim ol" diyor,
"Cebine bıçak koy" diyor.
Ve yasal boşluklardan faydalanan bu p*çler, daha da cesaretleniyor, aileleri ise yeni p*çler oluşturmaya devam ediyor.
Sorun aile sorunudur.
"Çocuğun" işlediği suçta çocuğun ebeveynleri iki misli derecesinde ceza almalıdır.
Bunun yasal zemini hızla oluşturulmalıdır.
Aksi halde, masum çocuklar, p*ç kurularına kurban edilmeye devam edecektir.
👉Sizde hiç mi insanlık yok?
📍MS hastası olduğu bilindiği halde, Ağustos 2024’te Tayfun Kahraman güneş altında bir cezaevi aracı içinde kelepçeleri sıkılı halde tam 23 dakika havalandırmasız bir şekilde bekletilerek son derece kötü bir muameleye maruz bırakılmıştı.
📍Bunun için verdiğim soru önergesine gelen yanıtta “sorumlular için soruşturma izninin verilmediği” ortaya çıkmıştı.
📍Kendisini son ziyaret ettiğimde “o günden beri kötü bir muameleye maruz kalmadığını” söylemişti.
👉Yine ne oldu?
👉MS atağı geçiren bir hastanın “dağıtım saatinin geçtiği gerekçesi ile ilacının verilmemesi” de ne demek oluyor?
👉Belli ki nöropatik ağrıları var. Siz MS atağı geçiren birinin ne kadar ciddi bir acı ve ağrı çektiğini biliyor musunuz?
👉Saat atlanmasının ağrıyı ne kadar şiddetlendireceğinden haberiniz var mı?
👉İlaçların gecikmesinin kalıcı hasarlara neden olabileceğinin farkında mısınız?
👉Bu korkunç uygulamayı Meclis gündemine taşıyor, sorumluların hesap vermesini istiyoruz!
Aşağıda gördüğünüz "Lider", Cumhurbaşkanı seçildikten 6 yıl sonra dünya çapında tarihin gördüğü en büyük ekonomik kriz yaşandı.
Yani (1929) Büyük Buhran.
Kriz Amerika ve Avrupa'da başladı...
Milyonlarca insan işsiz ve evsiz kaldı.
Almanlar bile ısınmak için karşılıksız bastıkları paraları yakmak zorunda kalmıştı. Sanayi ülkeleri, tarım ülkelerine muhtaç olmuştu...
Mustafa Kemal Atatürk ne mi yaptı?
682 nolu (1925) kanunla (682 Her Nevi Fidan ve Tohumların Meccanen Tevzi ve Devlet Uhdesinde Bulunan Arazinin Fidanlık İhdası İçin Ziraat Vekaletine ve İdarei Hususiyelere Bilabedel Teffizi Hakkında Kanun) vatanın, bir zamanlar padişahların kişisel malı olan tüm ekilebilr arazilerini, öküzüyle beraber çiftçiye bedava dağıttı.
Osmanlı döneminde ekenden ekmeyenden, evlenenden bekar kalandan ya da hayvanını kaybedenden bile vergi alınırdı...
Atatürk tüm bu lüzumsuz vergileri kaldırdı..
Ekildi, biçildi.
Verimli üretim için çağdaş tarım okulları açtı.
Okuma bilmeyeni millet mektebine çağırdı.
Bir an evvel okuma öğrenilsin diye yeni alfabeyi getirdi..
Sonunda Avrupa'ya döndü ve "Malımı alanın, malını alırım." dedi.
(Kliring Sistemi: Kliring, ülkeler arasındaki iki yanlı ticaret anlaşmalarının temelde malla ödemeyi öngören bir türü. Kliringde anlaşmalı ülkeler arasında ithalat ve ihracat işlemleri döviz kullanılmadan mahsup ve takas yoluyla ve kliring kurumları aracılığıyla gerçekleştirilir...)
Sanayi ülkelerine yüksek fiyattan tarım ürünü sattı.
Kazandığı her kuruş parayla da bir başka fabrika açtı.
Bir yandan da sanayiye yatırım yaptı.
"Atatürk hiç borç almadı." derler. Bu bilgi tam olarak gerçeği yansıtmıyor.
Doğrusu ise, Atatürk'e kimse borç vermek istememiştir.
Nitekim bulduğu parayla fabrika açıyordu.
Mesela Rusya'dan alınan borç ile Karabük Demir Çeliği açmıştır...
Bu "Yüce Adam"ın ülkesi, tarihin gördüğü en sert küresel buhrandan yara almadan çıktı.
Hem de iktisatçısı yokken !...
Okuma yazma bilmeyen çiftçisiyle yaptı bunu.
Bu başarıyı incelemek için İngiltere'den maliyeciler gelmiştir...
Çobandan pilot, kağnıdan uçak çıkaran " Adam"dır
GAZİ MUSTAFA KEMAL ATATÜRK !...
Bir televizyon programının ortasında Sırrı Sakık, Kamer Genç’e hücum etti:
"Siz Atatürk’ü savunarak soykırıma uğrayan Dersimli Kürtlere ihanet ediyorsunuz."
Kamer Genç anında şu karşılığı verdi:
"O kullandığınız cümlede bir kaç tane büyük yalan var. Birincisi Dersim bir ilin değil bölgenin adıdır ve benim ilim Cumhuriyetle beraber Tunceli.
İkinci husus Dersim’de olanlar soykırım değil yeni kurulan bir devletin başkaldıranlara karşı önlem almasıdır.
Bir başka yanlışınız ise Tunceli asla Kürt değildir. Biz Hazar kökenliyiz. Dilimiz de sizden farklı yani ne kırmançi ne de zazaca konuşuyoruz."
Sırrı Sakık:
"Seyid Rıza’ya ne diyeceksin?"
Kamer Genç:
"İngilizlerin oyununa gelmiştir. Tuncelililerin o dönem önderi, Atatürk’ün yoldaşı olan Diyap Ağadır...
O yıllarda Şeyh Said ve Seyid Rıza’yı kullananlar şimdi PKK’yı kullanıyor."
Kamer Genç anısına saygıyla🙏
ZİHİN KODLAMA (MIND HACKING) - BÖLÜM 4
UYKUYU SADECE "DİNLENMEK" SANANLAR, ZAMANININ YARISINI ÇÖPE ATIYOR.
Gününüzün 8 saati uykuyla geçiyor. Siz sanıyorsunuz ki; yastığa başınızı koyduğunuzda şalter iniyor ve her şey duruyor. BÜYÜK HATA.
Bilinç (Kaptan) uyur. Ama Bilinçaltı (Tayfa) ASLA UYUMAZ. Bilinçaltı, siz uyurken vücudunuzu onarır, günün verilerini işler ve en önemlisi: SİZİN SON EMRİNİZİ YERİNE GETİRMEK İÇİN ÇALIŞIR.
1. "THETA" KAPISI (SİSTEMİN AÇIK OLDUĞU AN)
Uyumadan önceki o son 5-10 dakika var ya...
(Yarı uyanık, yarı baygın hal).
İşte o an, beyniniz Beta'dan (Aktif) Theta (Hipnotik) frekansına geçer.
Burası, Bilinçaltının "Admin Paneli"nin şifresiz olduğu tek andır.
O an ne düşünürseniz, bilinçaltı onu bir EMİR olarak kabul eder ve sabaha kadar onu işler (Render alır).
2. KENDİNİZİ NASIL ZEHİRLİYORSUNUZ? (ÖRNEKLERLE YÜZLEŞME)
Çoğunuz bu "Altın Saat"i (Golden Hour) intihar etmek için kullanıyorsunuz.
Örnek 1 (Borçlu Adam): Yatağa giriyor. Tavana bakıp "Bu borçlar nasıl ödeyeceğim, bittim ben, çıkış yok" diye düşünüyor.
Sonuç: Bilinçaltı diyor ki: "Kaptan 'Çıkış Yok' dedi. Çözüm yollarını kapatın. Stresi artırın." Sabah yorgun ve daha fakir bir zihinle uyanıyor.
Örnek 2 (Toksik İlişki): Yatmadan önce eski sevgilisini stokluyor veya "Bana bunu nasıl yaptı?" diye kavga senaryoları kuruyor.
Sonuç: Bilinçaltı diyor ki: "Kaptan 'İhanet ve Acı' istiyor. Yarın karşısına onu üzecek daha çok olay çıkarın."
Örnek 3 (Hasta/Yorgun): "Çok kötüyüm, yarın kesin hasta olacağım" diyerek uyuyor.
Sonuç: Bilinçaltı bağışıklık sistemini kapatıyor. Sabah ateşler içinde uyanıyor. (Nocebo Etkisi).
Siz uyumuyorsunuz; siz sabaha kadar kendi kabusunuzu inşa ediyorsunuz.
3. GECE VARDİYASI TEKNİĞİ (ÇÖZÜM)
Bu gece, yatağa bir "Kurban" olarak değil; bir "Yazılımcı" olarak girin.
TEKNİK: SORU SOR VE BIRAK
Edison, çözemediği bir sorun olduğunda "Bunu çöz" diyerek uyuklardı. Siz de aynısını yapacaksınız.
Para İçin: "Bilinçaltım, bu parayı kazanmam için gereken fikri biliyorsun. Sabah bana yolu göster." (Ve huzurla uyu. Sorgulama. Sadece emri ver).
Sorun İçin: "Bu problemin çözüldüğü anı hissediyorum. Teşekkür ederim." (Çözümü arama, çözülmüş halini hisset).
Sağlık İçin: "Hücrelerim şu an yenileniyor, sabah fişek gibi kalkacağım."
SONUÇ: Sabah duşta, kahvaltıda veya yolda aklınıza "Pat" diye gelen o parlak fikirler var ya?
İşte onlar şans değil; gece verdiğiniz emrin TESLİMATIDIR.
Bu gece, makine dairesine çöp atmayı bırakın.
Oraya PROJE verin.
Siz uyurken, sistem sizin için çalışsın.
Gece vardiyası başlasın.
En azından son altı ayda gittiğim muhtelif şehirlerdeki konferanslar vesilesi ile gördüğüm şu;
Partiler üstü ,bir Kuvayı Milliye temelli Türk Milliyetçiliği hızla yükseliyor insanlar parti mülahazalarını bir kenara atmışlar.”Mezubahis vatansa gerisi teferruattır”diyorlar.