✍️ | Mekteb-i Kadim #38 Galatasaray 4-2 Antalyaspor
Yeni hedef
Galatasaray kanımca 2006’dan sonra hiç unutulmayacaklar listesine ikinci sıradan giren bir şampiyonluk kazandı dün gece dakika 87,21’de gelen galibiyet golüyle.
Başta Okan Buruk olmak üzere tüm Galatasaraylı futbolcuları ve yöneticileri kutluyorum.
Bu şampiyonluk sadece son dakikalarda gelen galibiyet golü üzerinden hatırlanmayacak. Hatırlanması için başka nedenler de var.
Ligimiz 1959 yılında start aldı.
Ligde üst üste iki yıl şampiyon olan ilk takım Galatasaray’dı. (1961-1963). Bu başarıyı daha sonraki yıllarda Fenerbahçe ve Beşiktaş da tekrarladı.
Ligde üst üste üç yıl şampiyon olan ilk takım da Galatasaray oldu. (1970-1973). Bu başarıyı daha sonraki yıllarda Trabzonspor ve Beşiktaş da tekrarlayacaktır.
Ligde dört yıl üst üste şampiyon olan ilk takım da Galatasaray’dı. (1996-2000). Bu başarıyı daha sonraki yıllarda tekrarlayan ilk takım yine Galatasaray oldu. (2022-2026).
Bu başarının 1959’da start alan ligimizde bir benzeri yok.
Galatasaray’ı yakından takip edenler şunu iyi bilirler: Galatasaray’ın hedefi ikinci kez dört yıl üst üste şampiyonluk elde etmek olamaz. Hedef bu rekoru daha da yukarı çekmektir. Nitekim maç biter bitmez tribünde dalgalanan “Hedef 27” afişi ve Okan Buruk’un karşılaşma sonrasında yayıncı kuruluş muhabirine sıcağı sıcağına dediği “hedefimiz üst üste beşinci şampiyonluk, bu dönemi totalde bir yıldız alarak tamamlamak istiyoruz” sözleri bu amacı doğrular nitelikte.
Ve yine Galatasaray’ı yakından takip edenler bilirler ki, Galatasaray’da başarıyı kutlamak esas itibariyle 24 saat sürer. 24 saat sonrasında yeni hedefler için planlar yapılır ve yola çıkılır.
O nedenle bu yazı gelecek sezondaki planlama üzerinde eğilecek, bunu tartışacak.
Gelecek sezon planlaması
Aslında 3-0 kazanılan Fenerbahçe maçından sonra gelecek sezonki planlamaya ilişkin görüşlerimi kabataslak paylaşmıştım. Bu yazıda bunu biraz daha açacağım.
Galatasaray, hatta futbol kamuoyunda genel kanı, Galatasaray’ın gelecek sezon için ciddi bir yenilenmeye gitmesi gerektiği yolunda.
Ben ise bunu doğru bulmuyorum ve tartışmak istiyorum. Kanımca yeni sezon için anahtar kavram “yenilenme” değil, “kuvvetlendirme” (tahkim) olmalı.
Şundan.
Galatasaray son dönemeçte, takımın ana omurgasını oluşturan futbolcuların (başta Sànchez, Bardakcı, Torreira, Lemina, Barış) saha ömürlerini tamamlamış olmasından dolayı değil, ilk 11’i oluşturan oyuncuların bu yoğun maç yükünü kaldıramamış olmalarından ötürü zorluk çekti. Bu ikisi çok farklı.
Örnek olarak Torreira veya Sànchez’i verebilirim. Kanımca bir sezonda 50 maç oynamış Torreira veya Sànchez ile 30 maça çıkmış Torreira veya Sànchez arasında çok büyük bir fark var. Şöyle ki, bir sezonda sadece 30 kez ilk 11’de sahaya çıkan Torreira veya Sànchez bu yükü kolayca kaldırabilirken, 50 maçın ağırlığını omuzlayamaz. Altında ezilir. Bu da futbolcudan maç başına alınan verimi radikal biçimde düşürür.
Buradan hareketle ilk 11’i oluşturan oyuncular içinde gitmek isteyenler hariç ana kadronun elde tutulması gerektiği düşüncesindeyim.
Yapılması gereken şey, yılda yaklaşık 50 maça ilk 11’de başlayan futbolcuların üzerlerindeki korkunç yükü azaltarak 25-30 maç civarına düşürmek. Böylece bir yandan yıpranmanın önüne geçilmiş olur, diğer yandan da bireysel verimlilik artar.
PSG örneği
Bu gerçekleştirmenin tek yolu rotasyonu güçlendirmekten, omurgada yer alan futbolcuları aratmayacak eklemeler yaparak takımı kuvvetlendirmekten geçiyor. Tıpkı iki sezon üst üste UEFA Şampiyonlar Ligi’nde finale kalma başarısı gösteren PSG gibi.
Kanımca Paris Saint-Germain (PSG) bu başarısını iki şeye borçlu.
İlk olarak rotasyona. Şöyle ki geçen sezon Ballon d’Or kazanan Dembélé bu sezon Ligue 1’de sadece dokuz maçta ilk 11 başladı. Bu, PSG teknik direktörü Luis Enrique’nin yıldızlarını hiç yıpratmadan tasarruflu biçimde kullandığını gösteriyor bize. Ayrıca PSG’nin Şampiyonlar Ligi’nin son dönemecine oldukça formda bir şekilde girdiğini de.
PSG başarısını ikinci olarak Ligue 1’in ağır abisi olmasına borçlu. Öyle ki, Dembélé’yi sadece dokuz kez lig maçında ilk 11’de başlatmasına rağmen PSG şampiyonluğu rakiplerine kaptırmıyor. Çünkü PSG ile rakipleri arasında korkunç denilebilecek bir bütçe farkı var. Bu nedenle mütevazı bir bütçeye sahip olan Lens FC ligue 1 ikinciliğini bir başarı olarak kutlayabiliyor.
Ancak bu açıdan Galatasaray’ın işi PSG kadar kolay değil. Hatta hiç kolay değil. Çünkü Galatasaray’ın yerel kulvarda, kendisi kadar para harcayabilen bir rakibi var. Bu nedenle Türkiye’deki rekabet Fransa’dakine oranla çok daha vahşi ve acımasız.
İşte bundan dolayı “yenileme değil kuvvetlendirme” kavramını tercih ediyorum. Çünkü yenileme, futbolcuların omuzlarına aynı yük bineceği için bir çare değil.
Şöyle. UEFA Şampiyonlar Ligi’nde oynanan bir maçın yıpratıcı etkisi, yerel kulvardaki üç karşılaşmadan çok daha büyük. Bu nedenle mevcut kadroyu yenilemek değil, koruyarak kuvvetlendirmek gerekiyor. Örneğin Sànchez, Bardakcı, Lemina ve Torreira’nın yerlerine başka oyuncular alınırsa bu gerçek manada bir kuvvetlendirme olmayacaktır. Çünkü yeni kadro da hem Şampiyonlar Ligi’nin, hem de Türkiye Ligi’nin ağırlığını kaldıramayacaktır. Bu nedenle tek çare, kadronun kalitesinin artırılması, böylece futbolcu başına düşen yükün azaltılması.
Hangi pozisyonlar?
Sırada bir başka soru var; Galatasaray hangi bölgeleri kuvvetlendirlmeli?
Kanımca stoper, merkez ve ofansif orta saha ve kanatlara eldeki futbolcular kadar iyi, hatta onların da üstünde minimum birer takviye gerekiyor. Artı bu pozisyonlar kaliteli birer futbolcunun yanı sıra yıldız adayı gençlerle de takviye edilmeli. Bunun yanı sıra santrfor pozisyonuna da yıpratıcılık anlamında Osimhen’i fazla aratmayacak, ancak skor özelliği gelişmiş bir profil de (genç Mertens) şart. Ayrıca sağ bek ve santrfor pozisyonları mutlaka yerli statüsündeki oyuncularla takviye edilmeli.
Galatasaray bu takviyeleri yapmak konusunda avantajlı bir konuma sahip bence. Şundan; Eylül ayına kadar UEFA Şampiyonlar Ligi’nde maçı yok Galatasaray’ın. (Lig ikincisi Fenerbahçe ise 21-22 Temmuz’da Şampiyonlar Ligi’nde ön eleme turu eşleşmesi oynayacak.) Dolayısıyla Galatasaray’ın Dünya Kupası’na giden oyuncuları uzun bir tatil yapacaklar, kulüp de transfer için uzun bir süreye sahip olabilecek.
Ancak bu hamleleri en ekonomik ve rasyonel açıdan yapmak için kanımca Galatasaray’ın Sportif AŞ’de kurumsal bir yapıya geçmesi lazım artık. Bunun için, sektörü çok iyi bilen bir tepe yönetici ile teknik direktör ve yönetimle kadro planlaması hakkında rasyonel bir çerçevede iletişim yürütebilecek bir profesyonele ihtiyaç var.
Sonuç
Galatasaray ikinci dörtlemesi sonrasında bir yol kavşağında. Gelecek, Galatasaray’ın daha kurumsal ve daha profesyonel biçimde yönetilmesi gerektiğini dayatıyor. Bu çok açık.
Diğer taraftan Galatasaray kültürel bir dönüşümün de içinde.
Şöyle; Galatasaraylılar ilk dörtleme gerçekleştiğinde, UEFA Kupası kazanılmasına rağmen hiç sevinememişti. Çünkü teknik direktör Fatih Terim dörtleme sonrasında Galatasaray’dan ayrılma kararı vermişti. Bu nedenle şampiyonluk maçına sevinç değil, hüzün (“gitme kal” tezahüratı) damga vurmuştu.
Dün de Icardi üzerinden benzer bir hüzün yaşadı Galatasaraylılar. Kanımca Icardi son kez çıktı taraftar önüne. Ve taraftar son kez, “aşkın olayım” şarkısını söyledi.
Ancak 2000’deki Terim ayrılığı, aslında bir dönemin bitmesi anlamına geliyordu. Nitekim Terim’in ayrılığı sonrasında o efsane ve bir o kadar da yaşlı olan kadro bir anda parçalanma sürecine girmiş, Galatasaray fetret devrine sürüklenmişti.
Bu nedenle 2006’ya dek Türkiye’de sadece 2002’de mutlu sona erişebilmişti Galatasaray. 2002’de kazanılan o şampiyonlukta ise Lucescu’nun takıma eklediği oyuncular (aklıma gelenler Mondragon, Perez, Victoria, Berkant Göktan, Ayhan Akman, Fleurquin, Sergen Yalçın, Batista, Ümit Karan, Niculescu, Murat Sözkesen) hatırı sayılır bir rol üstlenmişlerdi.
Fatih Terim 2002’de döndü Galatasaray’a. Ancak 1992’de Feldkamp’la başlayan ve 1996’de Terim’le tırmanışa geçen o ruh bir daha dönmedi Galatasaray’a.
Kısaca 2000, gerçekten bir dönemin sonuydu. Yeni dönem ise 11 yıl sonra, 2011’de modern stadyumun devreye girmesiyle başlayacaktı.
Kanımca Icardi’nin muhtemel ayrılığı da bir dönemin sona ermesi anlamına geliyor. Bana soracak olursanız Galatasaray’daki Icardi dönemi 2023-2024 sezonu sonunda küllenmeye yüz tutmuştu, Osimhen’in gelmesiyle de sona ermişti. Zira Galatasaray bir Icardi takımı olmaktan bir Osimhen takımı olmaya evrildi 2024 yaz transfer sezonunda.
O günden sonra, özellikle de büyük sakatlığın ardından Icardi geriye dönüp Galatasaray’ı bir Icardi takımına dönüştüremedi. Bir Osimhen takımı olarak kaldı Galatasaray 2024’ten beri. Görüldüğü kadarıyla da Galatasaray yakın gelecekte bir Osimhen takımı olma karakterini muhafaza edecek.
Bu nedenledir ki dostlar, Icardi’yi 2022-2023 sezonundaki harika performansı sayesinde neredeyse ülkenin bütün çocuklarını Galatasaraylı yapan ikonik bir Galatasaray figürü olarak hatırlamalı ve alkışlamalıyız.
Ve şunu da unutmamalıyız; Icardi’nin Galatasaray tarihine miras bıraktığı kültür Galatasaray var oldukça hep yaşayacak. “Şair” Emin Bülend, “Şehit” Celal, “Aslan” Nihat, “Baba” Gündüz, “Taçsız Kral” Metin, “Albay” Hagi’nin miras bıraktığı kültürlerle birlikte. Onlarla yan yana, onlarla birlikte.
🖋️@melihsabanoglu
Pablo Escobar'ın hayatını değiştiren o sahne... Tüm dünyada yüz milyonlarca izlendi. Diziyi en az 17 kere baştan başlayıp izledim. Herkese tavsiye ediyorum.
🎬 Narcos
• Kırmızı kart gören Ebose’leyi teselli eden Barış Alper
• Hakemin aut verdiği pozisyona benden çıktı diye açıklama yapıp Başakşehir’in korner almasını sağlayan Uğurcan Çakır
• Pankart hazırlayan teyzeleri seremoniye çıkartan organizasyon ekibi
• Futbolcularının manevi değerlerini tribüne taşıyıp her hafta bir futbolcusunu onurlandıran taraftar grubu
• Haftada 2-3 maça çıkmasına rağmen terinin son damlasına kadar mücadele eden futbolcu grubu
• 45 milyon adanmış hayat…
Nasıl yenebilirsiniz ki?.. #GSvİBFK
@sinan_yilmazz Son programda demiştin ya Sinan Uğurcan ne kadar büyüyosa karşı karşıya pozisyonlarda , Okan Koçuk o kadar küçülüyo ve dışarı doğru açılıyo inanılmaz ya