2 Temmuz 1993'te Sivas Madımak'ta yaşanan katliamda hayatını kaybeden bütün canları rahmetle anıyorum.
Bu ülkenin yaşadığı derin acılar bize bir yol gösteriyor; asla ve asla kör karanlık akılların ürettiği nefretin ülkemizi sarmasına izin vermeyeceğiz. Birliğimizden, beraberliğimizden vazgeçmeyeceğiz.
Tarih: 1 Temmuz 1993
Yer: Sivas, Pir Sultan Abdal'ı Anma Etkinliği.
Semah Ekibi anmada semah dönüyor. 12 kişilik bu semah ekibi ertesi gün, 2 Temmuz tarihinde 8 kişi kalacak çünkü: ekipteki Huriye Özkan, Ahmet Özyurt, Asuman Sivri ve Belkıs Çakır Madımak Otelinde katledildi!
Her 2 Temmuz’da acımız bedenimizden taşıyor, öfkemiz ciğerimizi deliyor. Ve ben hala kızıma nasıl anlatacağımı bilemiyorum; bir karıncaya dahi zarar vermemiş insanların herkesin gözü önünde diri diri yakıldığını…
Hasret bizim canımız , canı tende tenimiz.
#UnutMADIMAKlımda
bugüne kadar burada ya da gerçek hayatta bir çok insan için "kifayetsiz muhteris" tanımını kullandım ama bu düşkün kemal, değnekçisi ve ibrikçisini gördükten sonra tanım gerçek anlamını, yerini buldu.
bu üçü bu ülkedeki en kifayetsiz muhteris ilk üçü oluşturuyor...
düşkün eli bayraklısı, önde gideni hatta..
Deniz Göktaş hakkında başlatılan hukuki süreçlerle ilgili olarak "bu lafların sonucu belli" kabullenişinde olanlardan tutun "reklam bedelini göze almış" diyenine kadar her türlü tepki var, ama "ifade özgürlüğü ne oldu" diyen yok. Espriye yer bırakmayan toplumlar tel tel dökülür.
İşte BUTLAN gerçeği tam da bu. Merak etmeyin Ali bey, Kemal Kılıçdaroğlu var oldukça hiç bir güç Ali Kılıç’a dokunamaz.
Bu dönüşün elbette bir sebebi var. Bunu çok iyi biliyoruz. Bu arada BUTLAN gerçek yüzünüzü ne güzel ortaya çıkardı. Yazık.
Murat Ongun dün savunmasında Dreyfus davası ile İBB Davası/İmamoğlu davası arasında analoji kurdu. Zola'nın "J'accuse" (itham ediyorum/suçluyorum) yazısını basan L'aurore (Şafak) ile Halk TV, Sözcü Grubu, Cumhuriyet ve Birgün arasında da bağ kurdu. Ama bence Evrensel'i de anmalıydı. Evrensel de bu dönemin çok önemli gazetesi.
Not: "kendi mecralarında bireysel, bağımsız yapan gazetecilerden allah razı olsun" diyerek sosyal-bağımsız gazeteciliğe de selam gönderdi.
Not 2:L'Aurore'un kurucusı Ernest Vaughan pek bilinmez. "Mülkiyet hırsızlıktır" diyen Proudhoncu bir işçi. Paris Komünü'ne destek veriyor, tutuklanıyor. Sürgünde Brüksel'de gazeteciliğe başlıyor. Sonra L'Aurore'u kuruyor ve Zola'nın yazısını basıyor. Yıl 1898. Paris'te Dreyfus'a destek veren yegane gazetecilerden. 5 yıl sonra gazeteciliği bırakıyor.
Bugün İBB davasına izleyici olarak katıldım.
Tutuklu sanıklara bakıyorum, sanıkların yakınlarına bakıyorum, bu insanların burada ne işi var diyorum.
Biz vatandaş olarak neden bunu yaşıyoruz diyorum.
Vaktimiz, geleceğimiz çalınıyor.
Bugün İBB tarafından yeniden düzenlendikten maalesef çok uzun zaman sonra ilk kez Moda İskelesi'ne gittim ve bir yılı aşkın süredir maalesef davalar, tutuklamalar, binlerce sayfa iddianame ve hapis cezası istemiyle anılan İBB belediyeciliği sayesinde yıllarca atıl kalmış bir hazinenin nasıl değerine yakışır bir kamusal alana dönüştürülebileceğini hatırlamış oldum.
"Nefes alabilme" imkanıyla mekanın tadını çıkaran insanların çeşitliliğine bakınca ise ülke siyasetini on yıllardır mükemmelen bölmeyi başaran fay hatlarının, gayet mütevazi bir yerel kamusal alanda tüm etkisini nasıl kaybedebildiğini gördüm ve Ekrem İmamoğlu'ndan neden bu kadar korkulduğunu bir kez daha anladım.
Velhasıl teşekkürler @istanbulbld!
Ekrem Başkandan benim de 5 yıl boyunca en çok duyduğum söz “masa kurun” olmuştur. Hatta pek çok olayda muhalefetten de görüş alın dediğine çokça şahit olmuşumdur. Çünkü Ekrem Başkan bireysel yorumlardan çok ortak akılla alınan kararlara itibar eder.
Gazeteci gözlem yapar, ayrıntıları biriktirir ve sonunda tabloyu okur.
Murat Ongun, Silivri’de aylardır süren duruşmaların özünü tek cümlede anlatmış bugün…
( mahkeme heyetine hitaben )
Sizin halis çabalarınız bu iddianamedeki sakatlıkları, zaman sıçramalarını, ikili hukukun nezih örneklerini, kayırmacılığı ve absürtlükleri gizlemeye yetmez yetmeyecek de. Bu metnin sahipleri sizden bize ceza yağmuru yağdırmanızı istiyor. Buna rağmen size tutunacak tek dal vermediklerinin de bence çok farkındasınız….
İBB Davası'nda 59. gündeyiz. Bugün Murat Ongun savunmasını yapacak. Ongun, çıkarken gazetecilere döndü ve "Çok güzel bir gün olacak" dedi. Bu arada izleyici sıralarından "Murat Ongun oley" tezahüratı yükseldi, onlara da el salladı. Gazeteci sıraları bugün kalabalık. Barış Pehlivan da aramızdaydı. Ancak turkuvaz kartı olmadığı için çıkması istendi. Barış ve bizler kalmasını istedik. Ama sonrasında yargılamanın insicamını bozma durumu olmasın diye Barış kendi iradesiyle çıktı. En son Ekrem İmamoğlu, "Cumhurbaşkanı İmamoğlu" tezahüratıyla salona girdi.
Bizleri zindana atıp, parti binalarına kayyım atayınca milleti çaresiz bırakacağını sananlar bu fotoğrafa iyi baksın!
Milletin adalet, demokrasi ve refah umudunu binalara, tabelalara zimmetli zannedenler büyük bir hüsrana uğrayacak. Umut her adımda daha da büyüyecek.