Savaşın üzerinden bir aydan fazla zaman geçti. Irak, Azerbaycan, Ermenistan, Rusya ve Türkmenistan çoktan İran'a insani yardım konvoylarını ulaştırdı.
Şubat depremlerinde enkazlarımıza koşan, acılarımızı sarmak için sahra hastaneleri kuran İran'ı biz ise şu an sadece uzaktan izlemekle meşgulüz.
Vefa, galiba sadece bize gösterildiğinde takdir ettiğimiz tek taraflı bir duyguya dönüştü. Sıra çoktan bize gelmedi mi?
Görüntüler Şubat depremlerinin ardından İran'ın ülkemize ulaştırdığı yardımlardan derleme...
@jacksonhinkle Ne kadar ahmaksın sen büyük şeytan. Hala bunu öğrenemedin mi? Şehadet mektebinde şehidin sesi aramızda olduğundan daha güçlü gelir. Sende haklısın öldürsen bir dert öldürmesen bin @DonaldJTrumpJr
🔴ABD uçak gemisi USS Harry S. Truman Kızıldeniz'de Yemen füzelerinden kaçmak için keskin bir dönüş yaptı ve bu ani manevra 2 adet F/A-18 Super Hornet savaş uçağının denize düşmesine neden oldu.
Türk şirketleri Gazze'yi ve İran'ı vuran bombaların üretiminde yer alıyor!
Repkon'u tanıyın!
"Bu korkunç suça ortak olmayın, sesinizi yükseltin" desem de bir faydasının olmayacağını biliyorum.
İktidardan işaret gelmedikçe sesini çıkarmayan bir kitle var ettiler! Ama yine de seslenmek istiyorum:
"Yerli ve milli" şirketlerimizin elinde kan var!
Buna göz yummayın, başınızı çevirmeyin, sessiz kalmayın!
İsrail güçlü olduğu için değil, işbirlikçilere ses çıkarmadığımız için bu katliamları yapıyor!
Eski mit başkanı bugünün dış işleri bakanı @HakanFidan ın yaptığı açıklamalarla örtüşen bir rapor hazırlanmış . Ülkemizi israil abd nato üçlüsünün yanına yerleştirip onlarla güç İzzet şeref bulmaya mı çalışıyorsunuz? Yalnızca İzzetsizlik çukuruna gömülürsünüz bu epsteincilerle
Milli İstihbarat Teşkilatı’nın (MİT) bünyesinde kurulmuş olan Milli İstihbarat Akademisi (MİA) İran-İsrail savaşını değerlendiren bir rapor hazırlamış. Önsöz, Giriş, Yönetici Özeti ve Kaynakça hariç 3 bölüm ve 45 sayfadan (kapak+jenerik+içindekiler+tablo ve fotoğraf sayfa numaraları dahil 51 sayfa) oluşan rapor “12 Gün Savaşı ve Türkiye İçin Dersler” başlığını taşıyor. 1 Ağustos 2025’te yayınlanan bu raporla ilgili düşüncelerimi paylaşmak istiyorum.
*
Bir metnin ne söylemek istediğini anlamak için o metnin çok boyutlu bir analizini yapmak gerekir. “Söylem analizi” ve “eleştirel söylem analizi” gibi metodlar bunun için yöntemsel bir çerçeve sunar. Bu yöntemlerin ayrıntısına girmek gibi bir amacım olmasa da şunu belirtmek gerekir: Bir metnin kim tarafından yazıldığı, hangi bağlamda yazıldığı, kime hitap ettiği; hangi sözcükleri tercih ettiği, cümleleri kurarken anlamın derinliğini ve yönünü hangi vurgularla yönlendirdiği, ele aldığı konunun hangi boyutlarına ne kadar ağırlık verdiği, kullandığı fotoğraflar, dayandığı referanslar ve bütün bunların yanı sıra metne hangi konuları “dahil etmediği” gibi unsurlar o metnin “gerçekliği” nasıl ele aldığını ve yansıttığını anlamak için önemli unsurlardır. MİA’nın raporu bu açıdan ayrıntılı bir analizi hak ediyor. Ancak dikkatimi çeken birkaç noktayı maddeler halinde sıralamak istiyorum:
1. Raporda, raporu kaleme alan isimler belirtilmiyor. Rapor’a bir önsöz yazan MİA Başkanı Prof. Dr. Talha Köse raporun hazırlanmasında “emeği geçen akademisyenlere” teşekkür etse de bu akademisyenlerin isimleri raporda yer almıyor. Nitekim Köse “Millî İstihbarat Akademisi (MİA) olarak hazırladığımız” diyerek raporun kurumsal hüviyetine vurgu yapıyor.
2. Prof. Dr. Talha Köse yazdığı önsözün ilk cümlelerinde İran-İsrail savaşı iki ülke arasındaki 45 yıllık “ideolojik gerginliğin” farklı bir aşamaya geçmesi olarak tanımlanıyor.
“Gerginlik” sözcüğü aralarında resmi ilişki bulunan iki ülke arasında kullanılabilecek bir sözcük olduğu için “yanıltıcı” bir tercih. Diğer bir ifadeyle gerginlik birbirinin varlığını kabul eden ancak çeşitli anlaşmazlıklar yaşayan iki siyasal aktöre göndermede bulunur, ki bu birbirini tanıyan ülkelerin, hatta müttefik ülkelerin bile her zaman yaşayabileceği bir durumdur. Halbuki İran, İsrail diye bir devleti tanımamaktadır. Aralarındaki ilişki “ontolojik karşıtlık” ilişkisi olarak tanımlanabilir. Nitekim metin İran’ın BAE, Azerbaycan ve Suudi Arabistan’la olan ilişkilerini de yine “gerginlik” sözcüğü ile açıklamakta; İran-İsrail-BAE, Azerbaycan ilişkilerini aynı kategoriye koymaktadır. Oysa İran’ın da İsrail’in de diğer ülkelerle “resmi” ilişkileri bulunmaktadır.
Diğer taraftan Köse’nin “ideolojik gerginlik” tanımlaması Siyonizm’e örtülü olarak “düşünsel” bir statü atfetme yanılgısına düşmektedir. Siyonizm “düşünsel” bir hareket değildir. Irkçı ve soykırımcı bir projedir. Özetle sorun “iki ülkenin ideolojik gerginliği”nden değil, İsrail’in işgalci ve yayılmacı varlığından kaynaklanmaktadır. Sorun, “İran-İsrail” sorunu değil, “İsrail-bölge” sorunudur.
3.Rapor, İsrail’in ilk saldıran taraf oluşunu “sürpriz baskın taktiği” olarak tanımlamakta; saldırganlığı “taktik beceri” olarak sunmaktadır. Raporu hazırlayanlara sormak istiyorum: Aynısını İsrail bize yapsa “sürpriz baskın taktiği” olarak mı tanımlayacağız? Metin ayrıca, İsrail’in İran’ın komutanlarını ve nükleer bilim insanlarını suikastlerle vurmasını “etkisiz hale getirme” olarak tanımlanmaktadır.
4.Rapor, İran-İsrail arasındaki savaşın ABD’nin İran’ı bombalamasıyla “sona erdiğini” belirtmekte, İran’ın el-Udeyd Üssü’ne ve hemen arkasından İsrail’e yaptığı füze operasyonları söz konusu etmemektedir.
5.Rapor, İran-İsrail savaşını anlatmasına rağmen, “16 sayfalık” birinci bölüm neredeyse tamamen İsrail’in askeri ve teknolojik üstünlüğüne ayrılmıştır.
Rapor İsrail Hava Kuvvetlerini 34 bin personeli ve 340 savaş uçağı ile Ortadoğu’nun “en gelişmiş” hava kuvvetlerinden biri olarak tanımlamaktadır.
Rapor’da kullanılan iki “tablo”nun her ikisi de İsrail’in askeri gücünü yansıtmaktadır. İlk tabloda muharip ve yardımcı sınıfındaki uçakların modelleri, adetleri ve bu uçaklara ilişkin açıklamalar ayrıntılı açıklamalar yer almaktadır. İkinci tabloda ise İsrail’in güdümlü bombaları, balistik ve seyir füzelerine ilişkin ayrıntılı bir döküm yer almaktadır.
Yedi adet fotoğrafın yer aldığı raporda fotoğrafların 6 tanesi (F35, F15, F16, Spice2000, Oron Elektronik Harp Uçağı, Spike Tanksavar Füze Fırlatıcıları) İsrail’in askeri gücünü yansıtan fotoğraflardır. Rapor’da İran’a doğru uçan “güdümlü bomba” yüklü uçakların fotoğrafları yer alırken, İsrail’e gönderilen herhangi bir füze görüntüsü yer almamaktadır. Raporda İran’ın askeri gücüne ait kullanılan tek fotoğraf olan “Sevom Hordad Hava Savunma Sistemi “…İsrail, İran hava savunma şemsiyesi ana omurgasını birkaç gün içinde büyük ölçüde çökerttiği açıklamıştır.” ifadesinin altında yer almaktadır.
Bu bölümde yazarların kullandığı “dil” ve “sözcük tercihleri” dikkat çekicidir. Rapor İsrail’in askeri gücünü tanımlarken; “yüksek performans”, “bakım onarım süreçlerinde çok yüksek standartlar”, “yüksek isabet hassasiyeti”, “hassas vuruş kapasitesi”, “düşük ağırlık, yüksek hassasiyet”, “hedefin hassasiyetle seçilmesi”, “geniş mühimmat yelpazesi”, “yüksek tempo”, “çok eksenli hava harekatı”, “üstün donanım” gibi nitelemelere sıklıkla yer vermektedir. Bu nitelemeler zaman zaman nesnel bir tanımlamanın ötesine geçip İsrail propagandasına dönmektedir. Aşağıdaki ifadelere bakalım:
“Saldırının en dikkat çeken yanlarından biri, iki ülke arasındaki mesafeye rağmen İran’da vurulan hedeflerin sayısı, niteliği ve vurulma hassasiyetleridir. İHK’nin çok sayıda uçağının, 1.500 km’den fazla mesafe katederek hem kendi içlerinde hem de İran’a sızmış kara unsurlarıyla eş güdümlü taarruzlar düzenlemiş olması kayda değerdir.”
“İsrail’in kullandığı operasyonel model; ileri teknoloji, güçlü insan kaynağı, esnek komuta yapısı ve istihbarat entegrasyonunun sentezini yansıtmaktadır.”
“İsrail’in uyguladığı model sadece taktik başarı değil, stratejik algı yönetimi açısından da belirleyici olmuş; fiziksel, dijital ve bilişsel cephelerin senkronize yönetimiyle savaşın her boyutuna etki etmeyi başarmıştır.”
Raporun İran’ın savunma gücüne ilişkin tercih ettiği kelimeler ise şunlardır: “felç”, “çöktü”, “ağır darbe”, “imha”. Bu tanımlamalardan bazıları herhangi bir sorgulama yapılmaksızın “İsrail ordusu” kaynak gösterilerek yapılmaktadır.
6.Raporda özellikle iki nokta çok dikkat çekicidir.
Rapor, savaşın sorumlusu olarak İran’ı göstermekte ve İran’ı itham etmektedir. 32. Sayfada şöyle denilmektedir:
“Eş zamanlı olarak küresel ilişkilerin önemli maddelerinden birine dönüşen İran’ın nükleer faaliyetleriyle ilgili olarak da müzakere zemininin önemini kaybetmesi; küresel ve bölgesel dinamiklerin örtüşmesine, daha net bir ifadeyle ABD ve İsrail’in İran’a karşı askerî saldırı konusunda aynı noktaya gelmesine neden olmuştur. Dolayısıyla İran’ın, nüanslara dikkat etmeyerek nükleer programının yarattığı tehdit konusunda İsrail ve ABD yönetimlerini aynı noktada birleştirmesinin kendisi açısından son derece acı sonuçları olmuştur.”
Rapor bu tespiti yaparken, Trump’ın bir önceki dönemde yapılan anlaşmadan tek taraflı çekildiğini, UAEA başkanı Başkanı Rafael Grossi’nin İsrail’in saldırmasına zemin hazırlayan “manipülatif bilgiler” sızdırdığını, İran’ın nükleer programının dünyada en sıkı denetlenen program olduğunu ve en nihayetinde İsrail’in “müzakerelerin sürdüğü” bir zaman diliminde İran’a saldırdığını söz konusu etmemektedir.
Raporun can alıcı noktası ise İran-İsrail savaşından Türkiye için çıkardığı derstir. Yazarlar, ABD ve NATO ile “iyi ilişkilere” devam etmesini önermektedir:
“Bu doğrultuda Türkiye’nin, Suriye iç savaşıyla eş zamanlı olarak yıpranan geleneksel ittifak ilişkilerini onarmaya yönelik son dönemde attığı adımlar daha da anlam kazanmaktadır. Türkiye’nin son yıllarda ABD ile ilişkilerini iyileştirmesi, NATO ile ilişkilere de yansımıştır ve bu sürecin sürdürülmesinde fayda mülahaza edilmektedir. Yine mezkûr savaş ile birlikte Türkiye’nin Pakistan, Suriye, Katar ve Azerbaycan gibi bazı bölge ülkeleriyle kendi güvenlik ittifakını oluşturmaya yönelik adımlarının da önemli olduğu anlaşılmıştır.”
Raporu hazırlayanlara şunu söylemek istiyorum: ABD ve NATO’da bulunmanın İsrail’le aynı cephede yer almak olduğunu siz de biliyorsunuz. Bunun tek gerekçesi gücün onların yanında olduğuna inanmış olmanız. Fakat bilin ki, ABD ve NATO gemisi batan bir gemidir. Onlar Gazze’deki soykırımın sahipleridir. Dünya halkları nazarında bir meşruiyetleri yoktur. Siz Türkiye’nin batan bir gemide yer almasını istiyorsunuz. Türkiye’ye mazlumların yanında değil zalimlerin yanında yer almasını tavsiye ediyorsunuz.
7.Bütün bunlarla birlikte raporda az da olsa İsrail’in zayıflıklarına ve İran’a uygulanan yaptırımlara da yer verilmektedir. Örneğin Obama döneminden itibaren ağırlaştırılan yaptırımların İran’a maliyetinin 15 yılda 700 milyar dolardan fazla olduğu belirtilmekte ve şu tespitte bulunulmaktadır:
“Savaşın İsrail’e olan yaklaşık 10 milyar dolarlık maliyeti, ülke için katlanılabilir olsa da müreffeh ve en azından Yahudiler için demokratik bir yönetimin savaş esnasındaki direnç katsayısı; daha zayıf ekonomik şartlara alışık, yaptırımlar altında bulunan ve demokratik tepkilerin siyasi sistem üzerinde etkisinin azaldığı İran’a göre çok daha düşük seviyededir.”
İsrail için kullanılan “demokratik bir yönetim” ifadesini bir yana bırakırsak bu yorumun ardından yine İsrail lehine bir karşılaştırma yapılmakta “İran, normal şartlar altında İsrail’e oranla sosyal ve ekonomik alanda çok daha kırılgan bir ülkedir.” denilmektedir.
Raporun genel havası ve bir önceki maddedeki Türkiye’ye yapılan tavsiye göz önüne alındığında bu tespitlerin de Türkiye’ye bir “gözdağı” verdiği söylenebilir: ABD ve İsrail’e karşı olmak yaptırımlara uğramak, sosyal ve ekonomik açıdan “kırılgan” bir ülke konumuna gelmektir.
*
Rapora kaynaklık den zihinsel arka plan İsrail’in “meşru bir devlet” olduğu düşüncesine dayanmaktadır ve bu yönüyle eski Türkiye’nin bakış açısıyla yazılmıştır.
Metni yazanlar, Türkiye’nin siyasal yönünün ABD ve NATO olması gerektiği konusunda ısrarcıdır. Sık sık “Eski Türkiye-Yeni Türkiye” karşılaştırması yapan siyasi elitler söz konusu ABD, NATO ve İsrail olunca eski Türkiye’nin siyasal inanç kalıplarıyla değerlendirme yapmaya devam etmektedir. Dahası, ABD ve NATO’yu “güvenlik” alanı olarak gören bu bakış açısı, İran’a açıktan Trump’ı "tatmin edecek" tavizler vermesini önermekte ve İsrail’e bir tehdit olmaktan çıkmasını tavsiye etmektedir. Üstelik bunu “Türkiye’nin lehine” bir durum olarak görmektedir. Raporun 44. sayfası şöyle demektedir:
“İran-ABD/İsrail gerginliğinin yukarıda aktarılan birinci senaryo çerçevesinde ilerlemesi yani tarafların müzakere masasına dönmesi, İran’ın nükleer faaliyetlerinde Trump yönetimini tatmin edecek tavizler vermesi, yine bölgesel politikalarında İsrail’i tehdit edebilecek durumdan uzaklaşması; Türkiye için en az risk oluşturan senaryo olarak görülebilir. Türkiye bu aşamada İran’ın nükleer faaliyetlerinden, geniş füze ve SİHA envanterinden ve bölgesel milis şebekesinden en az İsrail ve ABD kadar tehdit hissetmektedir. Ancak Türkiye ve İran arasında olası bir gerginlik oluşması hâlinde, Tahran’ın yeteneklerini Ankara aleyhine seferber etmeyeceğinin garantisi yoktur.”
Bu ifadeler “İsrail için tehdit olan İran Türkiye için de tehdittir!” işaretinde bulunarak Türkiye’yi İsrail yanına yerleştirmektedir.
Şunu tekrar söylemek istiyorum: Hiç kimsenin Türkiye’yi İsrail-ABD eksenine yerleştirme hakkı yoktur. Bu, halkımızın inancını ve düşüncesini yansıtmamaktadır. ABD-İsrail ekseni soykırımla, işgalle ve katliamlarla damgalanmış bir eksendir. Bu eksenin Asya’da, Ortadoğu’da ve Avrupa’da bir geleceği yoktur. ABD-İsrail’in olduğu gemide yer almak batan bir gemide yer almaktır. Bu gemi bugüne kadar “insan hakları”, “demokrasi”, “özgürlük” gibi yalanlarla yüzmeye devam etmiştir ama artık kimse bu yalanlara inanmıyor.
Türkiye’yi ABD-NATO ekseninde tutmaya devam etmek ülkemize yapılacak en büyük kötülüktür. ABD-İsrail ekseninin karşısında olmak ülkemizin her halükarda lehinedir. Bu iradeyi gösterirsek, Allah'ın yardımını ve inayetini umabiliriz. Allah böyle bir iradenin şanını yükseltecektir.
Ve bâki olan gerçek şudur: İsrail mutlak kötülüktür.
CNN ve Fox News size bu gerçeği asla söyleyemez:
Scott Ritter, Ali Hamaney'in korkakça suikastının ABD için büyük bir stratejik başarısızlık olduğunu, çünkü Şiilerin şehitlik kavramını tamamen anlamakta başarısız olduklarını açıklıyor.
Ali Hamaney, Amerika Birleşik Devletleri tarafından ölümle hedef alındığını bilerek evinde, ikametgahındaydı.
Etrafı, kendileri de öleceklerini bilen ancak ölümlerinin bir amacı olduğunu anlayan diğer şehit adaylarıyla çevriliydi; çünkü ölerek şehitlik mertebesine ulaşacaklardı.
Ve İran halkı sokaklarda, ama 'Kahrolsun Hamaney' diye bağırmıyorlar, 'Yaşasın Şehit Hamaney' diye bağırıyorlar.
İşte bu yüzden savaşı daha ilk günden kaybettik. Bu, daha ilk günden İranlılar tarafından, inançlı bir halk tarafından kurulmuş bir tuzaktı.
Donald Trump, Şii'nin ne olduğunu veya On İkinci İmam'ın kim olduğunu bile bilmez. Hüseyin'in kim olduğunu bilmez.
Ali'nin kim olduğunu bilmez. Kerbela Savaşı'nın ne olduğu hakkında hiçbir fikri yoktur ve yine de tüm bunların anlamlı olduğu bir tuzağa düştü.
Şii inancının ikinci en önemli adamı olan Ali Hamaney'i suikastle öldürdü veya öldürülmesine kolaylaştırdı. Bu, Katolik olsanız Papa'yı öldürmek, İngiliz olsanız Canterbury Başpiskoposu'nu öldürmek, Rus olsanız Ortodoks Kilisesi'nin başı Kirill'i öldürmekle eşdeğerdir ve Donald Trump bunu anlamıyor.
Bu operasyonun amacı İran halkını sokağa dökmek idiyse, Donald Trump başardı, ama yanlış insanları yanlış dava için sokağa döktü.
Bugün İran halkı, İslam Cumhuriyeti'ni desteklemek için toplanıyor. İslam Cumhuriyeti şu anda yenilmez durumda, çünkü davaları uğruna ölmeye hazır insanları öldüremezsiniz.
Ve İslam Cumhuriyeti'ni savunan İran Şiileri, erkekleriyle kadınlarıyla inançları uğruna şehit olmaya hazırlar. Ve savundukları şey, İran İslam Cumhuriyeti'dir.
Sadece topraklarını, sadece kültürlerini, sadece tarihlerini değil, inançlarını savunuyorlar. Donald Trump bu savaşı daha ilk füzeyle kaybetti.
İran İslam Devleti, İsrail’e ne zaman füze saldırısına başlatsa!
Konya’dan NATO’ya ait erken uyarı uçakları havalanıyor!
Sınır boyu turluyor!
Mübarek ramazan ayında, müslümanlar öz topraklarında şehit edilirken!
Bunu yaradana ve millete anlatamazsınız!
ALLAH rızası için yapmayın @tcsavunma
İşgalcilere fiilen açıktan ya da gizliden destek veren tüm devletler zalimden daha zalimdir. İşgalciye koşulsuz destek veren batılı devletler , bazı Müslüman ülkelerin satılmış liderleri ve varlık sebebi siyonistleri yaşatmak için olan pedofili trump
#FreePalestine
🔴 Türkiye, İsrail’e karşı 6 maddelik somut eylem planına imza atmadı‼️
Türkiye, Bogota'da düzenlenen toplantıda İsrail’e silah, mühimmat, askeri yakıt ve teçhizat tedarikini veya transferini önlemek gibi maddelerin yer aldığı eylem planına imza atmadı.
https://t.co/nVQmwTE6qT