Gülistan’ Doku'yu ararken barajı boşaltıyorlar, bir kadın cesedi çıkıyor… Dereyi tarıyorlar, başka bir kadın cesedi… Her yerden kadın cesedi çıkıyor! Ülke kocaman bir kadın mezarlığı olmuş! O cesetlerden biri Esma Kılıçarslan; bedeninde dört erkeğin DNA’sı var ama ortada ne fail var ne dosya ne de bir soruşturma! Diğerlerinin kim olduğunu bile bilmiyoruz! Ülkenin her yeri kadın mezarlığına dönüşmüş ama sadece sesini duyurabildiklerimizin isimlerini biliyoruz......
Karıncalar ölmesin diye yuvalarının üzerinden atlayıp geçen çocuklardan, eli bıçak tutan, silah tutan, katil olan çocuklara hangi ara dönüştü bu ülkenin çocukları?
Çocuktan katil olmaz.
Katil ise çocuk olmaz.
Bu korkunç döngüye bir çözüm bulunmazsa, yarın sıradaki kim olacak?
Ölen çocukların isimleri değişiyor, sistem değişmiyor!
Bakın “kayıp” yaşamak zordur.
Bir evladın ölmesi daha zordur.
Bir evladın aniden, birilerinin ihmali ya da kasıtlı bir şekilde öldürülmesi katlanılmazdır.
Kabullenilecek bir durum değildir.
Geride kalan aileler adaleti, başka insanlar bu acıyı yaşamasın diye ister.
Toprağın altına koyduğu evladının, hayatından çalanları cezalandırmak için ister.
Yargı gereğini yapmazsa, suça sürüklenen çocuk dediklerinin yanında suça zorlanmış aileler de oluşacak bu gidişle.
Canı yanan ailelerin, adalet taleplerine artık tam da bu sebepten kulak verin.
Ses verin!
Çocuklarımızı öldürenler kadar, çocuklarımızı koruyamayan yetkililer, adaleti sağlamayan savcı ve hakimler de suça ortaktır.
Bunu da artık bir kabul edin.
Bugün de bir annenin kalbinde kıyamet koptu.
Nasıl koyacak o buz gibi toprağın altına yavrusunu?
Nasıl dayanacak onun yokluğuna?
Günün sonunda herkes kapısını örtüp, evine kapandığında,
Nasıl baş edecek çıldırtan bu acıyla?
“İstanbul’da 15 yaşındaki bir çocuk “yan baktın” diyerek tartıştığı 17 yaşındaki Atlas Çağlayan’ı sustalı bıçakla saldıradak öldürdü”
Bu bir haber değil.
Bu bir katliam!
Bu toplumun, ölümle burun buruna yaşaması, çürümüşlüğü.
Bu, bir toplumun asla düzelemeyecek olan travması.
Yine bir annenin çığlığı, yüreğimde avaz avaz bağırıyor.
Affetmeyin bizi çocuklar.
Boktan hayatlar kadar gündemde tutamadık sizleri.
Suçlulara sahip çıktıkları kadar sahip çıkamadık sizlere!
Kötülerin gücü kadar güçlü olup, bir arada kafa tutamadık bu çürümüş düzene.
Bu nedenle birer birer halkası olduk bu ölüm zincirinin.
Atlas Çağlayan için adalet desem gelir mi ki adalet?
Geldi mi Oğuz Arda için?
Geldi mi Rabia Naz için?
Geldi mi Narin için? Sıla için?
Geldi mi Ahmet için?
Umut için?
Ve adı sürekli değişen evlatlarımız için.
Çocuklarımızı koyduğumuz,
Toprağa küstürdüler yüzümüzü.
İsyanım çok büyük.
Öfkem çok fazla…
Bu zamana kadar hep insan ilişkilerimin çok iyi olduğunu düşünürdüm. Bu yaşımda anladım ki meğer iyi değilmiş, ben kerizmişim. Ben emek vermeyince hiçbir sey olmuyormuş.
Bebeğimi uyuttuğum an bütün evren örgütlenip uyandırmak için elinden geleni yapıyor. Cami imamından tut, kargocu, sütçü, hurdacısına kadar. Arada bunlara çim biçme makinesi ve akülü araba sesi de ekleniyor. Gerçekten abartısız söylüyorum.
"Bebekler gibi uyumak" lafını hangi kendini bilmez ortaya atmış acaba? Hiç bebek büyütmediği kesin. Zira bebekler asla uyumaz. Aylardır deliksiz bir uyku uyumadım 🥹
Sırrı Süreyya Önder gibi bir adamı bile sevemeyecek kadar,ölümünü isteyecek kadar kötü kalpli, hastalıklı olmayı nasıl başarıyorsunuz gerçekten?
#sirrisureyyaonder