Çağlayan Adliyesi’nde bir kez daha ağır bir hak ihlali işlendi
13 Eylül Pazar günü İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından, başta LGBTİ+ örgütleri ve hak savunucuları olmak üzere çok sayıda kişiye yönelik başlatılan operasyon kapsamında 23 kişi hakkında gözaltı kararı verilmiş ve bu kişiler gözaltına alınmıştır.
Dört gün boyunca Maslak Jandarma Karakolu’nda gözaltında tutulan 23 kişi, bugün İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na çıkarılmıştır. Savcılık işlemlerinin ardından 13 kişi adli kontrol şartıyla serbest bırakılırken, 10 kişi ��Dernekler Kanunu’na muhalefet ” gerekçesiyle tutuklanmıştır.
Savcılık sorgusu sırasında gözaltına alınan kişilere yöneltilen sorular, özel hayatın gizliliği, örgütlenme özgürlüğü ve ifade özgürlüğü başta olmak üzere temel hak ve özgürlüklere ilişkin anayasal güvencelerle ve Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası insan hakları sözleşmeleriyle bağdaşmamaktadır. Bu uygulamalar, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin özel ve aile hayatına saygı hakkını düzenleyen 8. maddesi ile ayrımcılık yasağını düzenleyen 14. maddesi bakımından da ciddi kaygılar doğurmaktadır.
Tutuklama kararları ise ayrıca ciddi bir hukuki sorun teşkil etmektedir. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 100. maddesi ne göre tutuklama; kuvvetli suç şüphesini gösteren somut delillerin, bir tutuklama nedeninin ve ölçülülük koşulunun birlikte bulunmasını gerektirmektedir. Tutuklama, istisnai bir koruma tedbiri olup adli kontrolün neden yetersiz kalacağının da somut olarak ortaya konulması gerekir.
Öte yandan, 5253 sayılı Dernekler Kanunu’nun 32. maddesinde farklı fiiller bakımından idari para cezaları ve bazı durumlarda hapis cezaları düzenlenmiştir. Bu nedenle yalnızca “Dernekler Kanunu’na muhalefet” şeklindeki genel bir nitelendirmenin, somut fiil ve uygulanması istenen bent ortaya konulmaksızın, kendiliğinden tutuklama gerekçesi oluşturduğu söylenemez. Tutuklama kararının CMK 100 ve 101’de öngörülen tüm koşullar bakımından somut ve denetlenebilir biçimde gerekçelendirilmesi gerekir.
23 kişinin aynı soruşturma kapsamında gözaltına alınmasının ardından 10 kişinin tutuklanması, 13 kişinin ise adli kontrol şartıyla serbest bırakılması da tutuklama tedbirinin hangi somut gerekçelerle ve hangi kişisel koşullar bakımından uygulandığı sorusunu gündeme getirmektedir.
Bugün Çağlayan Adliyesi’nde yaşananlar, yalnızca gözaltına alınan ve tutuklanan kişilerin değil, örg��tlenme özgürlüğünün, özel hayatın gizliliğinin, ifade özgürlüğünün ve ayrımcılık yasağının da ihlal edildiği bir süreçtir.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni, başta kendi Anayasası ve iç hukuku olmak üzere taraf olduğu uluslararası insan hakları sözleşmelerine uygun davranmaya çağırıyoruz.
İnsan hakları savunucuları olarak bu hak ihlallerinin takipçisi olacağımızı, gözaltına alınan ve tutuklanan kişilerin özgürlüklerine kavuşması ve LGBTİ+ örgütleri ile hak savunucularına yönelik baskıların son bulması için mücadelemizi sürdüreceğimizi bir kez daha ifade ediyoruz.
İHD İSTANBUL ŞUBESİ
Merhaba!
İstanbul Üniversitesi öğrencisi Taceddin Erol Şahin, “kendisini tehdit eden polisleri sosyal medyada teşhir ettiği ve Berkin Elvan’ın ölüm yıldönümünde verilen yemeğe katıldığı” gerekçesiyle Nisan ayında tutuklandı.
Polis SKM'li Simay Ada Kart'ın kolunu çıkardı
Çağlayan'da LGBTİ+'lara yönelik saldırıları protesto ettiği için gözaltına alınan Sosyalist Kadın Meclisleri üyesi Simay Ada Kart'a ters kelepçe işkencesi yapıldı. İşkence sırasında kolu çıkan Kart, hastaneye götürülmeden bugün adliyeye sevk edilecek.
https://t.co/Z3sMouUD09
valla aynıyız. benimki hasta diye okula bile başlayamadı. geldim evde sabaha kadar ona baktım. şimdi dedesine bırakıp yeniden karakollara/adliyelere döneceğiz.
ideal aile değiliz belki ama biz de kocaman bir aileyiz :)
ben evde bebem var, bakacak kimsem yok diye akşam dönmek zorunda kaldım. (biz sizin bildiğiniz AİLElerden değiliz)
ama meslektaşlarım hala ilçe emniyetlerde mücadele veriyor. bu iş gönül işidir ha. gözaltına alınacağını bile bile oraya gitmek de, yoldaşlarına sahip çıkmak da. 🏳️🌈
Syrian Kurds who have been taught in their mother tongue for years are pushing back against a government move to limit its role in their education as Damascus reasserts authority over Kurdish-majority regions and restores schooling in Arabic https://t.co/4wT21iNZSF
@kardibyedek@EmniyetGM ailem güvende kapsamında @benimbenkardi hesabı kapanmıştı, kaldığı yerden dezenformasyona devam ediyor bu. Oradayken alın kafamızı dinleyelim:))
Erkekler her alanda olduğu gibi siyasette de hatta en çok siyasette büyük bir konfor alanı içindeler.
LGBTİ+ derneklerine operasyonla ilgili yanlışım yoksa 600 milletvekilinin büyük çoğunluğunu oluşturan erkek milletvekillerinden tek bir ses çıkmadı. (Çıkaran olduysa da baş göz üstüne görmemişimdir.)
Gerçi toplamda takip edebildiğim kadarıyla 5-6 kadın milletvekili dışında açıktan karşı çıkan da ses çıkaran da pek olmadı. Baktım, çoğumuz da zaten sosyalist hareketten, kadın hareketinden gelen vekilleriz.
(Dünkü erişim engelleri sonrası meselenin adını anmadan bir şeyler yazıp çizenler var ama onlar zaten apayrı bir kategori…)
Oysa mecliste sosyalist olmasa bile yeni bir yaşam tahayyülünden söz eden, demokratik toplumdan söz eden bunun ideolojik politik pratiği içinde olduğunu varsayan ya da ifade eden onlarca vekil var. Ancak çoğu ya gerçekten sosyal demokrat bile değil ya “toplumsal hassasiyetler” yanılgısıyla yükselen faşist dalgaya karşı suskunlar korosunda olmayı yeğliyor ya ülkede faşizm mi yükseliyormuş yükselsin umrunda bile değil ya da linç edilme kaygısı ve korkusuyla linç edilmeyi kadınlara bırakıyor, demokratlığın bile en basit temeli olan insan hakları mı çiğneniyormuş çiğnensin yine de etliye sütlüye karışmıyor hatta içten içe de kadınların linç edilmesinden kendilerine paye çıkarıyor (ki ben insan haklarına sahip çıktı, toplumsal mücadeleyi sahiplendi, politik bir ilkesellikle davrandı diye linç edilen bir erkek milletvekili henüz hiç görmedim)
Hadi eyvallah,
Cüret de cesaret de ilkesellik de linç de bize kalsın ona tamam da; mesele LGBT meselesini aşıyor görülmeyen bu, okunmayan okunamayan şey içinden geçtiğimiz nesnellik!
Bu ardışık operasyonlar faşizme el yükseltildiğini, yeni bir aşamaya geçildiğini gösteriyor.
Faşizme doğru dört nala koşulan bir nesnellikte iktidarın yürüttüğü operasyon çok yönlü bir şekilde ilerletilirken, rejimin ihtiyaç duyduğu ciddi bir gericileşme aşısı yapılıyor topluma. Müslümanlık, Sunnilik, Türk-Kürt aile yapısı kavram setleri etrafında bir kutsal aile miti yaratılmak isteniyor.
Dikkat ederseniz, bir yandan LGBTİ+lar üzerinden faşist karanlığın ihtiyaç duyduğu canavar-öcü miti yaratabilmek için derneklere, aktivistlere yapılan operasyonla fuhuş operasyonları aynı gece yapılarak bilinçli şekilde operasyonlar iç içe geçirildi. Ki; ahlak-ahlaksızlık-hastalık-sapkınlık algısı daha güçlü şekilde toplumda oluşturulabilsin.
Bu hususta, sosyalistler marjinalize, kriminalize edilmeye çalışılıp türlü operasyonlarla kıyıma uğratılırken,
eş zamanlı olarak bir operasyon da
DEM Parti’ye çekildi, çekiliyor.
Topluma yapılan gericilik aşısının bir benzeri Dem tabanına yapılmak istenerek. Tam bir özel savaş operasyonu. Neymiş nasıl olur da DEM Parti bu operasyonlara tepki gösterirmiş. Çoğunluğu operasyon hesapları olan bir saldırı dalgası tam da bugün AKP’nin saray rejiminin ihtiyaç duyduğu düşmancıl gerici dokuyu yaratabilmek için hafife alınmayacak bir toplumsal mühendislik olarak devrede. Aslında uzun zamandır Kürt özgürlük hareketinin demokratik halkçı mücadelesi ile kazanılan ilerici mevziler tırpanlanarak gericileştirilmek isteniyor. Bölgede sürekli alternatif olarak kutsal aile değerleri adı altında Hüdapar’ın büyütülmeye çalışması tesadüf değil. Hareketin solla, sosyalistlerle bağının kesilmesi için fikri ve fiziki müdahaleler yapılması, Alevilerle karşı karşıya getirilme çabası.
Ataerkil feodal yapının kodları kaşınarak muhafazakarlık adı altında faşist toplumun inşası için gerekli maya karılıyor. Saray rejiminin faşizmin inşasında ihtiyaç duyduğu tebaa toplumu-makbul vatandaş mühendisliği bölgede makbul Kürtlük inşası arzusuyla işte bu kodlarla yoğruluyor.
Çok kritik bir anın içindeyiz.
Sosyalistler, devrimciler, yurtseverler, demokratlar, tüm toplumsal hareketler gözümüze soka soka gelen faşizm hakikatini karşı, bu dalgaya karşı ortak bir eylem birliği ve mücadele ajandasıyla dalgakıran olmalıyız.
Olmak zorundayız.
Yoksa ötesi faşizmin koyu karanlığı.
o kadar öfkeliyim ki.... kaos gl yönetimi de, her haberimize koşan, yanımızda olan tuğba tekerek de, uydurma gerekçelerle tutuklanarak susturulmaya çalışılmış. korkmuyoruz
susmuyoruz
itaat etmiyoruz