Timur Soykan: "Meğer Fatma Betül Sayan Kaya ve eşi İlyas Kaya parayı iade etmiş.
Şöyle düşünün: Bankayı soyuyorsunuz, paralarla kaçıyorsunuz, paraları faize yatırıyorsunuz herkes sizin soyduğunuzu biliyor ama sonra parayı gönüllülük esasına göre iade ediyorsunuz...
Mal varlıklarının da dondurulduğu açıklanmıştı. Dondurulmuşsa o parayı nasıl iade edebiliyorlar? Bu, haklarında soruşturma yok anlamına gelir..."
AKP, Türkiye tarihinin en büyük skandalını örtmek istiyor. Her zaman yaptıkları gibi siyasi ayağı saklıyorlar. Fatma Betül Sayan Kaya’nın vurgununu muhalefet açıklayana kadar gizlediler. Şimdi ifadesini bile almıyorlar. Onu da koruyorlar. Tera fonu halka açıldığı sırada fonda olan 159 kişiyi açıklamıyorlar. Yüzbinlerce kişinin parasını çalanları koruyorlar.
Fatma Betül Sayan Kaya ve eşi neden gözaltına alınmıyor? Üstelik affını istediğini anlattığı açıklaması itiraf niteliğinde. Fon vurgunu soruşturması için vereceği ifade çok önemli. Kimlerle birlikte bu vurgunu planladıkları, paranın kaynağı, vurgunda elde ettikleri paranın nerede olduğu sorulmayacak mı?
Düştün mü bu dağ fareleri ortaya çıkar ve iftiralarını en aşagılık biçimiyle sıralar!
Amaç, oraları bilmeyen, bunların iftirayı nasıl planlı biçimde ve alçakça attıģını bilmeyen insanlara "acaba" dedirtmek içindir!
Gerçekten merak ediyorum…
Yeni doğacak çocuğu için Gucci marka biberon arayan, Türkiye’de bulamayınca eşini Dubai’ye gönderip aldıran bir hayatın maddi kaynağı nedir?
Düğününü geçtim…
Doğum yaptığında set set altın takabilen, çocuğunun cinsiyetini öğrenmek için Boğaz’da, belki 20 gencin düğün masrafına denk para harcayan bu insanlar ne iş yapıyor?
Bu servet nereden geliyor?
Şirketleri ne kadar kazanıyor?
Ne kadar vergi ödüyorlar?
Banka hareketleriyle beyan ettikleri gelir birbirini tutuyor mu?
Bu lüks tüketimin kaynağı kayıtlı ve vergilendirilmiş kazanç mı?
Sosyal medyada sergilenen hayat ortada.
O halde çok basit bir soru var:
Bu hayatın faturası kimin parasıyla ödeniyor?
Yayının tamamı için 👇
https://t.co/ddrUdTFT7W
"Milli birlik ve dayanışma", "barış" faaliyetleri, öldürülen PKK'lı katillerin "şehit" olarak anıldıģı taziye çadırları her yerde kurulmak suretiyle tam gaz ilerliyor!👇🙃
Her şey serbest!🤧
Bir de arkasında Türk bayrağı, önünde Ata'nın gençlığe hitabesini alarak, tek başına sessizce yürüyen gençleri gözaltına almasanız, ona da müsaade etseniz!
Ha "o barışa uygun değil mi" diyorsunuz!
Anladım!
Çok anlaşılır aslında, nasıl anlayamadıysam ilk önce, yaşlandık sanırım...
Çok talihsiz sözler. Yunanlar bir devletti ve onlarla savaştık. Üstelik bu savaşı kesin ve kati şekilde kazandık ve Anadolu'daki tüm hak iddialarını terk ettiler. Megali idea öldü ve bu ölüm belgesini imzaladılar. Dahası, bu ideale sahip milyonlarca Rum ülkeden gönderildi. Yunan subaylar ülkede kalmadı. Onlar için yasal bir düzenleme yapılmadı. Yunanistan savaş sonrasında Türkiye için tehlike olmaktan çıktı.
Türkiye barışı bu şartlar altında sağladı. Lozan'dan sonra Anadolu'da Venizelos'u açıkça övebilen kimse kalmamıştı. Yunan propagandası yapmak, intihardan farksızdı. Yunan işgalinin yıl dönümünde Anadolu'da torpil bile patlatamazdın. Savaşta ölen yunan subayları için tören düzenleyemezdin.
Bu şartları sağladıktan sonra ülke çıkarları için pekala barış yapabilirsin. Çözüm sürecinin bununla benzer hangi tarafı var?
Oğullarını öldürenlere af getirerek, terörist başına “statü” vererek, her gün, her yerde teröristlere “şehit” diyerek taziye çadırları kurulmasına izin vererek, evlatlarını kaybeden ailelere ve yüce Türk Milletine en büyük hakareti ve acıyı yaşatıyorsunuz!
#Atatürk
Kurtuluş dizisi, Büyük Taarruz sahnesi.
Dizi, 1994 yılında yayınlandı.
Aradan geçen 32 yılda bu kaliteye sahip bir yapım yapılamaması, bu kahramanların yeterince onurlandırılmaması, Türk gençliğine bunun anlatılamaması her birimiz için büyük bir ayıp.
Tüm çabalarımıza, yayınlarımıza, uyarılarımıza ve yurtdışından örnekleri göstermemize rağmen Türkiye’de binlerce markette israf düzeni göz göre göre devam ediyor! Yurtdışında parası değerli ve alım gücü bizden daha yüksek olan ülkelerde bile israfa karşı ciddi bir gayret varken, Türkiye’de gözü doymayan üç beş harfli marketler tarafından yapılan bu israf neredeyse her gün takipçilerimiz tarafından böyle kaydediliyor!
Bu görüntü önceki gün Türkiye’nin en zengin işadamının sahibi olduğu Şok marketlerde çekildi! Mobil uygulama üyeliği şartı koşarak “israfa son” algısıyla çürümüş meyve sebzelerde %25 indirim yapan market işte bu sebzeleri hiç utanmadan tüketiciye sunuyor. Diğer yandan Türkiye’de binlerce şubesi olan A101’de de çürümeye yüz tutmuş meyve ve sebzeler göz göre göre fahiş fiyatlarla satılmaya devam ediyor, çürümeye terk ediliyor. Bu marketlerde indirim ise iş işten geçtikten sonra geliyor... Türkiye’nin en prestijli marketlerinden Migros ise adedi 25 liraya mısırları böyle satıyor... Aynı marketin bir başka şubesinde incirler ise kilosu 270 liraya satılırken işte bu hale geliyor...
Komisyoncular, marketler kârına kâr katarken, olan üç kuruşa ürününü satmaya zorlanan üretici ve cep yakan fiyatlarla rafa gelen ürünleri ancak çürüdükten sonra çöpte gören tüketiciye oluyor!
Kürtler için Batıda yaşamak bir konfor alanıyken,
Türkler için Doğuda yaşamanın, görev yapmanın can tehlikesi var ise bu ülkede Kürt değil; Türk sorunu vardır.
Öcalan aşağıdaki vaziyette Türkiye'ye gelmişken, Türkiye ile anlaşma masasına oturacak güce nasıl ulaştı?
Ya da onu bu güce kimler ulaştırdı?
Asıl cevaplanması gereken soru budur.
Şırnak'ta teröristler,genç,yaşlı,çocuk demeden el ele verip Türk devletine karşı hendek kazıp barikat kurdular;o sırada Hollanda televizyonu bölgede belgesel çekiyordu.
Bu görüntülerden sonra başlayan operasyonlarda toplam 793 şehit verdik ! (Şırnak 2015)
Unutma...
Unuturma!!
Timur Soykan, Menzil tarikatının 50 milyar TL’lik miras kavgasını anlattı:
• Bakın 50 milyar TL’si var bu tarikatın. Kayıt altında olan bu, kayıt altında olmayanı az çok tahmin edebilirsiniz.
• Abdülbaki Erol öldükten sonra bu tarikatın lider adaylarından biri olan Saki Erol dedi ki:
• “Mal varlığımız 50 milyar TL.”
• Ve dedi ki: “Bu 50 milyar TL aslında Semerkant Vakfı’nın ama diğer kardeşlerim kendi üstüne geçirdi.”
• Yani vakfın malını almışlar. Müritlerin parasıyla aldıkları dergâh binalarını, gayrimenkulleri ve arsaları üzerlerine geçirmişler.
• Bakın ne oluyor biliyor musunuz? Bunlar şeriat mahkemesi kurdular.
• 50 milyar TL’lik veya daha fazla olan mal varlığını paylaşmak için şeriat mahkemesi kurdular.
• Kendilerine göre paylaşamadılar. Sonra mecbur kalıp devletin mahkemelerine gittiler.
• Siz mürit olarak onlara gittiğinizde diyorlar ki: “Devlet mahkemelerine gitmek günah, laik devletin mahkemelerine gidemezsiniz.”
• Ama kendileri devlet mahkemelerine gidip diyorlar ki: “Bu devlet nerede? Niye bizim sorunlarımızı çözmüyor?”
• Şimdi 50 milyar TL için birbirlerini şikâyet ediyorlar. “O üstüne geçirdi.” “Dergâh binası aslında vakfındı, şimdi benim kardeşimin üstüne geçmiş.” diye şikâyet ediyorlar.
• Ne oluyor biliyor musunuz? Hiçbir şey olmuyor.
• Adıyaman Menzil’de merkezleri ve devasa külliyeleri var. Bingöl’de ve başka yerlerde binaları, evleri, konutları, devasa konut projeleri ve hastaneleri var.
• Zaten bunlar holding gibi biliyorsunuz. Onları vakıftan alıp üstlerine geçiriyorlar.
• Hepsini müritlerin parasıyla almışlar. Müritleri bedava çalıştırıyorlar.
• Ama bunlara kimse demiyor ki: “Ya siz çaldınız mı, ettiniz mi, ne yaptınız?”