evimin sürekli temiz düzenli olması ak partili hissettiriyor. küçükken gittiğim ülkücülerin evleri hamsi ya da lahana yemeği kokardı ve düzensizdi. solcuların evlerinde toplanmamış zeytin çekirdekli masalar ve kirli bulaşık(hamsi tavası), ortalıkta asılmış çamaşır olurdu.
Beni 13 yaşında yatılı okula verdiler.
Candan Erçetin’i değil, çocuğun mizacı, okul kalitesi, aileyle ilişki gibi parametreleri birlikte değerlendiren sağduyunuzu dinleyin.
Yatılı okulun kendisi tek başına hiçbir şeyi çözmez.
Candan Erçetin'den çocuklarını dizinin dibinden ayırmayan ebeveynlere eleştiri:
"11 yaşında beni yatılı okula verdiler, arkamdan kapıyı kapattılar. Aileme minnettarım.
Bugün 'Ben çocuğumu yatılı okula vermem, veremem' diyen ebeveynlere çok karşı çıkıyorum. Sevginizi içinizde tutun ama çocuğunuzu gerçekten seviyorsanız bunu mutlaka yapın, onları yatılı okula verin."
Russell Crowe, Paris'te imza almak için etrafını saran kalabalığa patladı:
🗣️ "Olduğunuz yerde kalın. Üstüme çıkmayın a**na koyayım! Ben sizin yanınıza geleceğim. İçinizden biri götlük yaptığı an çeker giderim."
Çok katılıyorum. Ben bir müziği dinlerken hayret etmek istiyorum mesela. Vay hayvana bak nasıl hızlı solo attı, o notaya nasıl çıktı vs. AI ile bu dümdüz bir teknik çözüme indirgenince ortada hayret ve ilgi uyandıracak bişey kalmıyor mlsf. Şu şarkıyı açıp tekrar dinlemem mesela
Kızımla Nordic müzikler dinlerken bir şarkı denk geldi. Resmen bayıldık. Sonra "aaa AI grubu imiş Öykü bu" dedim. Sakın bir daha açma dedi. Düzenleme, müzik vs. bir kenara bırakırsak; vokallerdeki o tonlamaların, yükselip alçalmaların var olmayan bir şeye ait olduğunu öğrendikten sonra bir daha asla aynı hissi vermiyor. Aşağıdaki performans dünyanın en iyi performansı da olsa, mekanikse eğer, asla dinlemem.
Gerçekten bilmediğim için soruyorum, bu terapilerin falan "kardeş sorun sende, kötü kalpli, kişiliği bozuk bir dallamasın" gibi bir çıktısı oluyor mu hiç, yoksa hep bunlar çevresel faktörlere aile dizimsel travmalara falan mı bağlanıyor?
Gaipten varlıklar geliyor ama ne hikmetse hocadan görüntü verisini gizleyip, ses verisini paylaşıyorlar.
Bizim gibi bir formda değiller ama nedense nefes alıp verme ihtiyaçları var.
Üstüne bir de mahalleye kadar koordinatı saptayıp gelmişler ama camiyi bulamayıp halka soruyolar.
Buyrun - burada ritüel yok, ayin yok, komplo teorisi, özel jet, ada vs. yok. Daha küçük çapta bir Epstein vakası var ama.
Güç ve ataerki, para, nüfuz, erkek sistemin birbirlerinin kolaylaştırıcısı ve kollayıcısı olması sayesinde sistemin daha güçsüz olanı, yani çocuk ve kadınlar istismar ediliyor. Her yerde, her an, burnunuzun dibinde de.
Tarikatta da, mecliste de, kuran kursunda da, özel adada da, New Yorkta zengin partisinde de, küçük bir Anadolu şehrinde de, kafile kafile seks turizmine götürülen bayi toplantılarında da, İstanbul’da havalı bir mekanda da, küçüğün rızası denip yaptırılan evliliklerde de. Yer ve sınıf farketmiyor…
Patriyarka bir mülkiyet, güç ve saldırı, tahakküm örgütlemesidir, kapitalizmle de çok iyi çalışır tıkır tıkır işler. Mülkün, gücün, paranın, erkin sahibi isterse seni ekonomik, isterse cinsel olarak sömürür. Sistem de bu kodlar üzerine kurulu.
Bizim atalarımız zamanında sakınan göze çöp batar ve istenmeyen ot burnunun dibinde biter diye boşuna dememiş yıllar önce kucağa almışlar kopenhaglı fizikçileri
Bu konularda ne zaman benzer şekilde ağzımı açsam, direkt olmasa da dolaylı olarak “çocuk dünyasını anlamaya çalışmayan geleneksel ve yüzeysel ebeveyn” olarak görülüyorum.Bu konuda oluşmuş pazar her meseleyi çok büyük sonuçlara yol açacakmış gibi ele alarak kendi kendini besliyor
Büyük bir marketteyiz. Çocuğun birisi feryat figan ağlıyor, yerlerde yuvarlanıyor. Muhtemelen bir oyuncağa takmış kafayı. Üç yaş sendromu. Klasik bir patlama anı yani. Yanında babası var. Yere çökmüş, çocuğun burnunu silip: "Oğlum güvendesin. Bana ne hissettiğini söyler misin? Öfke mi? Hayal kırıklığı mı? Anlat, birlikte çözelim" diyor.
Yahu çocuk zaten duygusunu tarif edemediği için ağlıyor! Edebilse anlatır zaten, siz de çözersiniz. O an çocuğun umurunda değil felsefi analizler, "öfke mi, kırılganlık mı?" tartışmaları falan…
Birisi kararlı bir şekilde "Bu oyuncağı almıyoruz!" diyecek. Veya gidip o oyuncağı alacak. Çocuk da rahatlayacak ve hayatına devam edecek. Ama yok! Hep bir müzakere ortamı, hep duygusal terapi seansları…
"Gentle parenting" markasıyla pazarlanan bu yeni endüstride, ebeveynlere sürekli bir yetersizlik hissi satılıyor. "Bir hata yaparsam çocuğum travma yaşar" kaygısı, seminerlerle, kitaplarla ve danışmanlık hizmetleriyle ticarete alet ediliyor.
Şunu unutmamak lazım: Bazı durumlarda çocuğun kulağına "güvendesin" diye fısıldayan bir dost yerine, "Bu kadar yeter, eve gidiyoruz!" diyen bir ebeveyn gerekir. Çünkü çocuklar sınırlar içinde özgürleşir. Her konuda tercih hakkı sunmak özgüven kazandırmaz.
Bir otorite figürü olmadan çocukların dünyasında güvenli alan falan da oluşmaz.
Benim için de dünya bir yana 21 bir yana ama illa bir mukayeseye gireceksek ki anlamsız bir iş, Mükemmel Boşluk’u müzikal anlamda verdiği haz açısından hepsinin önünde tutarım. Tamam 21 gözbebeğimiz anladık da ‘Abi ama 21…” diye adamı her işinde darlamanın bi anlamı yok.
Sanırım 21 albümü şu anın yetişkinlerinin ortak gençlik duygularıyla bağlantısı aynı zamanda. Sanki kendi büyüme maceramızı bir müzisyenden dinledik ve sonraki işlerinde de saplantılı bir şekilde 21deki o kesintisiz bağlantıyı arıyoruz.
Üzülme, dinlemezsin olur biter, hayat böyle şeylere üzülmeye değmez. “Kötü melodiler karmaşası” güzel cümle. Bu cümleyi sana kurdurtmuş olması bile albümün sana bir duygu verdiğini gösteriyor. Müzik bir başka müziğe yaklaşmak onla yarışmak için yapılmaz. Hangisi sana yaklaşıyorsa onu dinlersin. Benim adıma üzülmene de gerek yok 21 i yazan da benim o yüzden rahat ol kahveni iç kimse adına da üzülme… herkes kendi adına üzülme hakkına sahip olsun. 🙏🏻