En başından beri başarısızlığa mahkummuş gibi davranılan inanılmayan ciddiye alınmayan hor görülen bir adamın tiranlara kafa tuttuğu herkesi dize getirdiği ve akvaryumlarda yetiştirilmiş soyluları kendi yöntemleriyle alay ederek yendiği bir anti kahraman hikayesiydi bu…
Bizi Hindistan’a, İran’a ve en nihayetinde Anadolu’ya getiren sebepler vardı. Diyar diyar gezip gördüğümüz güzellikler, içinde yıkandığımız duygular vardı. Bir gün hepsini dilimizde o cennet pınarı Türkçemizde arayacağız.
🚨 Cristiano Ronaldo: “People question me starting at 41? It’s been 23 years with people trying to kill me…”. 🔪
“But they know now they’re wasting their time”.
“They try, try, try… but it’s not worth it”.
“I am used to that”.
Celal Şengör:
"Arapların bilimin gelişmesine yaptığı katkı müthiş.
Bağdat'ta Beytül Hikme var. Orada muazzam bir tercüme faaliyeti var.
En ilginci, Hristiyanlar bağnaz. Hristiyanlıkta sansür var. Müslümanlarda bu yok. Müslümanlar ne bulurlarsa çeviriyorlar.
Bugünkü İspanya ve Portekiz'in olduğu İberya'da inanılmaz bir İslam medeniyeti var. Esas oradan başlıyor. Yani Rönesans oradan başlıyordu."
Bu hikaye bizim köyede de var. Bizde buna evren yılanı diyorlar. Bu görüldükten sonra korkunç bir yağmur yağarmış ve bu yılanı götürürmüş ve o esnada bebek gibi ağlarmış. Bir akrabamızın bu yılanla kavga ettiği ve korkudan 40 gün içinde öldüğü söylenir.
The tatzelwurm is a legendary creature from Alpine folklore, especially in Switzerland, Austria, and Bavaria. Described as a stubby, serpentine reptile with a cat-like face and short forelimbs, it is said to inhabit remote mountain slopes and forests. Reports portray it as shy yet potentially dangerous, capable of hissing loudly or emitting a foul odor when threatened.
Herkes Almanların ne yaptığını anlamaya çalışıyor. Yıllarca Alman tarihi ve düşüncesi çalışmış, Almanya'da yaşamış, Alman toplumun içine girmiş biri olarak, size anladığım kadarıyla Alman toplumunu kısaca anlatayım - ki atıp tutmadan önce meseleyi kavrayın.
Öncelikle, bizim bugün tereddütsüz Batı olarak tanımladığımız Almanların tarihleri boyunca Batı ile verdikleri derin bir mücadele var. Bu mücadeleyi biraz deşerseniz, tüm kabullerinizin yıkıldığı, "bizle" ve başka birçok ulus ile temel benzerlikleri olan, Global Tarih denilen alana girersiniz. Girelim. Şaşırın.
Bu mücadelenin kökeni, on sekizinci yüzyıl ortalarına, henüz birleşmemiş, küçük prensliklere bölünmüş, siyasi gücü olmayan ama kültürel olarak son derece ciddi bir Almanya'ya uzanıyor.
O dönem ilginç bir durum var. Alman entelektüel orta sınıfı, yani Bildungsbürgertum, üniversite görmüş, felsefeyle ve sanatla derinlemesine ilgilenen, AMA iktidardan tamamen dışlanmış bir kesim. Gücü elinde tutan saraylar ve aristokrasi Fransızca konuşuyor, Fransız adabını benimsiyor, kendi Almanca konuşan halklarına bir tür şefkatli küçümsemeyle bakıyordu. Prusya kralı Büyük Friedrich felsefi eserlerini Fransızca yazıyor, Alman edebiyatını ciddiye alınmaya değmez buluyordu. Küçük prenslikler bütçeleri elverdiğince Versay'ı taklit ediyordu. Nietzsche'nin Almanları aşağıladığı ünlü metinleri hatırlayın.
İşte tam burada muazzam bir tersine çevirme yaşanıyor. Lessing, Herder, genç Goethe, Sturm und Drang yazarları; bu dışlanmış Alman aydınları hiyerarşiyi alaşağı ediyorlar. Fransızca konuşan sarayların "Zivilisation" dediği şeyi, yani adabın inceliğini, nezaketin cilasını, saray hayatının pürüzsüz yüzeyini, yüzeysellik olarak tanımladılar. İçi boş bir gösteriş, görünüşlerin parlatılması. Buna karşı "Kultur"u koydular: ruhun sahici başarıları, düşüncenin iç hayatı, sanat, felsefe, müzik, ahlaki ciddiyet. BİLHASSA DA CİDDİYET. Yani derinliğin kültürünü, yüzeyin kültürüne karşı koydular. Çok benzer meseleler biz dahil dünyanın çok yerinde yaşandı ve yaşanıyor.
Bu ayrımın özünde bir sınıf kavgası var, dersek herhalde abartmış olmayız. Dışlanmış Alman burjuva aydınının, kendi Fransızca konuşan aristokrasisinden intikamı. Ve en üstün ilan ettiği değerler, tam da kendisinin sahip olabileceği, saray mensubunun ise sahip olamayacağı şeyler: öğrenme, içsellik, felsefi derinlik, yaratıcı deha. Zivilisiert olmak bir Fransız yemeğinde nasıl davranılacağını bilmekti; Kultur'a sahip olmak ise Kant okumuş, Bach dinlemiş, varoluşun en derin sorularıyla boğuşmuş olmaktı. Ve bu da CİDDİ bir uğraştı.
Asıl çarpıcı olan şu gibime geliyor: bu ayrım sadece bir kültürel kavga olarak kalmadı, Alman düşüncesinin bütün mimarisine sızdı. Yüzeyin altında daha gerçek bir derinliğin gizlendiği fikri; Kant'ın görüngü ile kendinde-şey ayrımından Hegel'in tarihin ardında işleyen Tin'ine, Marx'ın altyapısından Nietzsche'nin Dionysos'una, Freud'un bilinçdışına kadar uzanan o devasa gelenek, aslında Prusyalı aydınların prenslerinin Fransız sarayına duyduğu o ilk öfkenin felsefi olarak işlenmiş hali. İçsellik, metafizik, tüm bunların bir rastgelelik eseri olamayacağo fikri ve bunun uğraşı, Almanya'nın alametifarikası oldu. Detayına girmeyelim ama yaşamış en büyük batı kritiklerinde Heidegger'in bir Alman olması da tesadüf değil, bilakis bu tarihin bir parçasıdır.
Şimdi buradan meseleye dönersek. Bu tarihsel alaşağı-ediş Almanların kimliklerinin bir parçası haline gelmiş bir "kuralcılık" yarattı - zira ancak etikle harman olmuş bir kuralcılıkla (yani Kultur, yani metafizik) ile aidiyetliklerini stabilize edebildiler. Başka bir deyişle, geçmişte aristokrasi karşısında yaşadıkları yetersizlik ile mücadele edebilmek için bir iddialarının olması gerekiyordu; onlardan daha iyi, daha dürüst, daha ciddi. Hep bir "daha"lık, hep bir ciddiyet...
Bu tarihi anlayamazsan, yani hayatı boyunca hiçbir iddian olmadan, gelişigüzel yaşamışsan, CV'den başka bir derdin kalmamışsa, Almanlara bakınca görebildiğin ancak ucuz bir "show"dur, çünkü o adamların verdiğin o mücadeleyi hissedemezsin. O meselenin alt yapısını kavrayamazsın -- ki bunu kavrayamayacak olmanın trajedisinin de, emin olun, Almanca da binbir türlü analizi var.
Kesinlikle yeterli değil. Bilinçli alman yurttaşları gelecek nesiller adına Germenya ana karasındaki otomativ fabrikalarının da kapatılmasını istemeli. Bu hem dünyanın hem de dünya vatandaşlarının bir numaralı gündemi olmalı dkdkdk
Yalnız bilimsel ve demokratik diye peşinden koştuğunuz şeyler pagan adeti olmasın sakın. Sonra kendinizi sunaklarda kurban edilirken bulmayın. Dünya nüfusunu azaltmak Bill Gates’den önce Enlil’in fikriydi. Siz daha dünkü ademsiniz. Biz sizden 40 önceki ademleri biliriz.
Kılıçdaroğlu:
"Osmanlı'nın topraklarına bakın. Türkiye o coğrafyaya gitmek, o coğrafyada kendi kişiliğini geliştirmek zorundadır.
Küçülerek değil, büyüyerek gitmek zorundayız. Osmanlı coğrafyasında Türkiye olmalı."
Nasıl ki Antik Mısır’da rahipler ve soylular dışında hiyerogliflerden pek kimse anlamıyorsa günümüzde Anthropic ve OpenAI gibi şirketlerin geliştirdiği yazılımları pek çoğumuz anlamıyor. Bugün de yazıyı kontrol eden sistemi kontrol ediyor. Tek fark onlara Thoth değil CEO diyoruz.