Su şehri Bursa'da susuz kaldık. Barajların doluluk oranı %0.
14 ambalajlı su "üretim" tesisinin bulunduğu Bursa’da barajlarda su kalmadı. Nilüfer Barajı’nda su tamamen tükendi.
Uludağ ve Kuzey Ormanları’nda sürmekte olan yıkım, bölgeye dayatılan endüstriyel ve kentsel yığılma, on milyonlarca insan ile sayısız canlının su, gıda ve sağlıklı bir çevrede yaşama hakkını yok ediyor.
Susuz kalmak istemiyorsak su şirketlerinin suyumuza el koymasına, Bursa doğal ve kırsal alanlarının betona gömülmesine ve sanayi bölgesine çevrilmesine son vermeliyiz.
Orman, su yoksa yaşam da yok!
Bursa'nın suyu bitti: Milyonlarca yurttaş günde 12 saat susuz kalacak.
Bugün itibariyle Bursa'nın ana su kaynağı Doğancı ve Nilüfer barajları doluluk oranı %1,17'ye geriledi. BUSKİ kesinti duyurusu yaptı.
Dünyada barajlarını besleyen su havzalarını maden ve sanayi faaliyetleriyle tahribe açan, delik deşik eden tek ülkeyiz. Nilüfer Barajı'nın çevresinde madenler o kadar yayılmış ki su havzaları maden havzasına dönüşmüş.👇
@eyalcinka richter ölçeği depremin genliğini ifade eden 10 tabanlı bir logaritmik ölçektir. Ancak enerji için bu doğru değil. 7.2 ile 6.2 arasında yaklaşık 32 katlık bir enerji fark vardır hocam.
Depremin merkez üssü Silivri. Oradaki cezaevinde kim yatıyor biliyor musunuz? İstanbul Büyükşehir Belediyesi Deprem Risk Yönetimi ve Kentsel İyileştirme Daire Başkanı Tayfun Kahraman!
Saraçhane’de gözaltına alınanların gözaltı süresi, yüzlerindeki şişlikler insin diye uzatıldı! İşkencenin izleri kaybolsun diye hukuku, insan haklarını ayaklar altına aldılar! Bu mudur adalet? Bu mudur insanlık? Batsın sizin hukukunuz,
BU HUKUK DÜZENİ DEĞİL, BU DÜŞMAN CEZA HUKUKUDUR!
Çağlayan Adliyesi’nde bugün yaşananlar, yargının bağımsızlığına, savunma hakkına ve adil yargılanma ilkesine topyekûn bir saldırıdır.
Savcılığa yaklaşık 5 dakika önce ulaşan 200 sayfalık, 66 kişilik bir dosya yalnızca 3 dakikada “incelenmiş”, hiçbir şüpheli dinlenmeden, hiçbir müdafiyle görüşülmeden, hiçbir dilekçe alınmadan ve herhangi bir hukuki gerekçe dahi sunulmadan, 44 kişi için tutuklama, 22 kişi için adli kontrol talep edilmiştir. Bu karar, bizzat savcı tarafından değil, polis memurları aracılığıyla avukatlara iletilmiştir.
Savunma susturulmuş, yargı hızla işletilen bir mühürleme işlemi hâline getirilmiştir. Bu hukuk değil, keyfîliktir. Bu, anayasanın ve Ceza Muhakemesi Kanunu’nun açık ihlalidir. Bu, “düşman ceza hukuku” anlayışının açık bir tezahürüdür.
Anayasa’nın 36. maddesi uyarınca herkesin savunma hakkı vardır. Hiçbir savcı, “avukatla görüşmem, dilekçe almam, fezleke kabul etmem” deme yetkisine sahip değildir. Bu tutum, yalnızca savunma hakkının değil, hukuk devletinin tüm ilkelerinin yok sayılmasıdır.
Çağlayan Adliyesi’nde ayrı, Türkiye’nin geri kalanında ayrı hukuk olamaz!
Trabzon’da, Şanlıurfa’da, Tekirdağ’da nasıl bir hukuk uygulanıyorsa İstanbul’da da aynı hukuk uygulanmalıdır.
Adalet Bakanlığı’nı ve Hâkimler Savcılar Kurulu’nu derhal göreve çağırıyoruz!
Bu hukuk dışı uygulamalara, yargı eliyle yürütülen baskı rejimine ve siyasi saiklerle verilen karar süsü verilmiş dayatmalara son verilmelidir!
Türkiye Cumhuriyeti bir hukuk devletidir! Bu devleti keyfîliğe teslim ettirmeyeceğiz.
Ebubekir Bey,
Benim kavgam halkın haber alma, basın özgürlüğü önündeki engelleri kaldırma mücadelesidir. Bütün gazetecilik hayatım da RTÜK Üyeliğim de bunun üzerine inşa edilmiştir.
Anayasada ya da yasada nerede yazıyor yayınlar öncesi televizyonlara müdahalede edebileceğiniz ve lisans iptali ile tehdit edebileceğiniz!?
Siz diyorsunuz ki “Ben Saraya, Reise şirin görünmek istiyorum, onlardan başkasını yasayı da anayasayı da görmem” etmeyin asıl bunun telafisi olmaz.
Üst Kurulun ve Üst Kurul Başkanın, henüz başlamamış ya da süren yayınlarla ilgili yetkileri yasada nerede yazıyor halkımıza açıklasanıza…
Herkes öğrensin!
MİLLET İRADESİ GÖZALTINDA!
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanımız Ekrem İmamoğlu ve yol arkadaşlarımızın yanındayız; baba ocağında buluşuyoruz.
Saat 14.00’te Genel Merkezimizde, il ve ilçe örgütlerimizde olacağız.