Atlas’ın (2 yaşında) dişlerini fırçalarken dişine yapışmış zeytini çürük zannedip ufak bir panik yaptık “nasıl mümkün olur” diye. Birkaç saniye içinde zeytin olduğunu farkedip, güldük geçtik.
Üzerinden bir hafta geçti. İstediği şey olmadığı anda elini herhangi bir dişine koyup duygu sömürüsü yapıyor. Artık çok güçlü bir kozu olduğunu düşünüyor ve ağlamadan tüm isteklerini yaptırabileceğine inanıyor.
0 km insan olmak harika bir şey bence.
Elbette daha iyi olacak çok şey var. Yolumuz çetrefilli, uzun, karmakarışık. Ancak başımız dik!
Günü geldi Teoman Taş olduk, “Başka diye soranlara inat” dedik, günü geldi Şirin Ana olduk, “Yavrularıma dokunmayın.” dedik, günü geldi Kibar amca olduk rızkımızı böldük verdik. Tarafsız sahada tribün yasağı yedik, kimse arkamızda durmadı, 700km yolu içeri giremeyeceğini bile bile gitti bu şehir.
Aşağıdaki fotoğrafı geçen hafta eşim çekmiş. Fotoğrafı görünce boğazım titredi, yutkunamadım. Hayalimi yaşayan oğlumu gördüm. Maç günü, giymiş formasını, Samsunspor parkında oynuyor. Eskiden bunu hayal ederken, “belki çocuğum çocuğuyla yaşar” derdim.
Kastamonu deplasmanından, Atina deplasmanına hayal kuran da bizdik, şimdi o hayali yaşayan da biziz. Gerekirse yine düşeriz, yine çıkarız; orada da biz, biz bize olacağız. Dün kimse yoktu, yarın da kimse olmayacak.
Geçmiş ile şimdinin kıyaslamasını yapacak değilim, haddim de değil. Ancak Samsunsporlu kiminle konuşsam bir umutsuzluk var. Bu umutsuzluğu kabul etmiyorum. Siz de kabul etmeyin.
Diyeceğim tek şey var: karamsarlığa düşmeyin, bu şehri bugüne getiren senin, benim, onun kurduğu hayaller. Yarını hazırlayacak olan da aynı hayaller.
Yeni Serkan’lar, yeni Celil’ler yetiştireceğiz. Bu sevdaya gönül vermiş vekiller, öğretmenler, belediye başkanları, sanayiciler, doktorlar, savcılar yetiştireceğiz. Atatürklü armanın ağırlığına yakışır şekilde, centilmence, mertçe ve minnet etmeden ayakta duracağız.
Yaşasın Samsunspor’a karşılıksız gönül verenler.
Bugün tarif edilmesi çok zor duygular yaşadık. Ligin başında kümeye düşmeme hedefiyle başlayan takım, harikalar yaratarak Avrupa biletini kesti. Çocukluğumuzu yaşadığımız sokaklarda Avrupa nidaları duymak ayrı bir gururdu. Maç bittiğinden beri eve giresim gelmedi. Çiftlik’i, 56’ları, Yenidoğan’ı, İlyasköy’ü, Unkapanı’nı, Cedit’i ve Atakum’u turladım durdum. Şehrin kokusunu içime çektim.
Babasının elinden tutmuş, bayrak sallayan çocuklara aşık oldum. Yüzündeki tarifsiz tebessümle kornaya asılan abileri; amcaları gördüm, mutluluklarını hissettim. Camlardan bayrak sallayan ablaları gördüm, heyecanlarını hissettim. Ağladığımız, isyan ettiğimiz, destek aradığımız sokakların mutluluğa boğulduğuna tanık oldum.
Şimdi hayatımızda yeni bir sayfa açıyoruz. Armamızı Avrupa’ya taşıdığımız kadar şehrimizin her sokağına, her binasına, her kalbine taşımalıyız. Artık dün olduğundan daha çok işimiz var. El üstüne el koyma vakti.
En çok biz üzüldük, en çok biz sevineceğiz.
Dün, bugün, yarın Samsunspor!
2 zaman çizgisi var, aynı sabaha uyandığınız, aynı günü tamamladığınız. Her şey aynı ama bir o kadar da farklı. Herkes zamanın diğer çizgisinde. Siz diğerinde. İşte annelik de böyle bir şey. Hem oradasınız hem de artık mümkün değil.