@EmpatikOkumalar@TarihSinema Kapitalizm eşit değil bilim, aksine gelişmenin ve doğal olarak bilimin de önünde engel. Bunu bilmiyor görmüyor olmanız şaşırtıcı.
78 yıl önce bugün (4 Ağustos 1948) Mileva Maric aramızdan ayrıldı.
Albert Einstein tüm dünya tarafından bilinen bir isimken Mileva Maric'i bilen sayısı son derece azdır.
Mileva Maric ile Einstein, Zürih Federal Teknoloji Enstitüsü'nde öğrenci iken tanışırlar ve sonrasında evlenirler, Maric enstitüdeki tek kız öğrencidir. Einstein Mileva çiftinin 3 çocukları olmuştur. 1903 yılında evlenen çift 1914 yılında ayrılmış 1919 yılında da boşanmıştır.
Harika bir fizikçi olan Mileva'nın matematiği de bir matematikçi ile yarışacak kadar iyidir. Einsten'a Nobel fizik ödülünü kazandıracak ��alışmaların hepsine yön veren Maric, bu çalışmaların matematiksel ispatlarını yapan kişidir. Maric için Rölativite Teorisinin (Görelilik) arkasındaki isim denilebilir. Ancak evlenmeden önce yayınladıkları ilk makaleleri haricinde diğer makalelerde ne ismi geçmektedir ne de bir teşekkür söz konusudur. Kısaca Einstein'ın erken dönem tüm çalışmalarında Maric etkisi görülmektedir, zaten Einstein'ın en verimli dönemi Maric ile evli olduğu dönemdir.
Son derece parlak bir zekaya sahip olan Mileva evlilik ile birlikte hayatını Einstein'ın arkasını toplamak ve kocasının ilgilenmediği çocukları ile zaman ayırarak geçirmiştir. Boşanma sonrası parasal sıkıntılar nedeniyle (çocuklarının karnını doyurabilmek için) piyano ve fizik-matematik dersleri vermeye başlayan Maric, bilim dünyasından tamamen çekilmek zorunda kalmıştır. Ancak çocukları için babalarının aksine her zaman minnet ile anılan bir anne olmuştur. Einstein'ın 1921 yılında aldığı Nobel Ödülü'nün getirisi olan parayı Marić'e, oğullarını desteklemek amacıyla yollamış olduğunu da ekleyelim.
Şuan ismini Maria Curie gibi anmıyorsak bunun yegane nedeni kocası Albert Einstein'dır. Maria Curie'nin eşi Pierre Curie'ye 1903 yılında Nobel Fizik ödülünü kazandığı tebliğ edildiğinde kendisi eğer ödülü eşiyle birlikte almayacaksa reddedeceğini komiteye ileterek ikilinin yani Maria-Pierre çiftinin Nobel Fizik ödülü almasını sağlamıştır. Maria Curie 1911 yılında da Nobel Kimya ödülünü de kazanacaktır.
🔴 Kadınlar baskıya teslim olmayacak: Feryal Saygılıgil ve Nur Tuğçe Biga'dan sendikal mücadele çağrısı
👉 Basın açıklamasını Kadın İşçi’den gazeteci Rahime Kavrar okudu. Kavrar, Arel Üniversitesi'nde işten çıkarılan dokuz akademisyenden sekizinin kadın olduğuna dikkat çekti.
Evrim Kepenek'in haberi
https://t.co/cv5POfmdMO
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan’ı uyarıyorum!
Bağımsız Maden-İş, işçilerin iradesiyle büyüyerek 27 Temmuz saat 08.30 itibarıyla 2.369 üyeye ulaşmış ve ocak ayında 1.965 olarak açıklanan işkolu barajını aşmıştır.
Sendikanın Bakanlığa yaptığı başvuruya ilişkin süreç bugün saat 17.00 itibarıyla tamamlanmıştır.
Şimdi Bakanlığın görevi, bağımsız ve mücadeleci bir işçi sendikasının önüne yeni engeller çıkarmak değil; işçilerin özgür iradesini eksiksiz biçimde kayıtlara geçirmektir.
Sendika yöneticilerinin üyeliklerinin sayılmaması, sendika değiştiren işçilerin iradesinin bir aylık süreye takılması veya üyelerin keyfî biçimde hesap dışında bırakılması kabul edilemez!
Buradan açıkça ifade ediyorum:
Bağımsız Maden-İş’in tek bir üyesinin dahi iradesi yok sayılamaz!
Üye kayıtları üzerinde oynanmasına, hukuki ve idari bahanelerle işkolu barajının önlerine yeniden konulmasına izin vermeyeceğiz!
Sürecin yakından takip ediyoruz!
Bakanlık, işverenlerin ve yerleşik sendikal düzenin değil;
işçilerin seçme ve örgütlenme hakkının güvencesi olmak zorundadır!
🔷Batman, Diyarbakır, Mardin… Yüzlerce ‘faili meçhul’ cinayet, domuz bağı katliamları, mezar evler… 1990’lı yıllardaki şiddet sarmalının en önemli aktörlerinden Türkiye Hizbullahı örgütünün yöneticilerinin, alelacele görülen ‘yeniden yargılamalar’ ile göstermelik cezalara çarptırılarak adeta aklanmalarına tepki büyük.
🔷1992’de Gazeteci Namık Tarancı, 1993’te Mardin Milletvekili Mehmet Sincar’ın katledilmesi başta olmak üzere 183 cinayetten sorumlu olduğu ortaya çıkan örgütün lider kadrosundan Edip Gümüş ile Cemal Tutar, mağdur aileler ve avukatlarına haber dahi verilmeden yapılan jet hızındaki ‘yeniden yargılamalar’ sonucunda örgüt yöneticiliği ve cinayetlerden değil, sadece ‘üyelikten’ ceza aldılar.
🔷Diyarbakır 6. Ağır Ceza Mahkemesi örgüt yöneticilerine iyi hal indirimi de uygulayarak 6 yıl 3 ay ceza verdi ve daha önce yattıkları süre nedeniyle tamamen serbest bıraktı.
🔷İyi hal indirimi verilen sanıklar, 2011’de tartışmalı bir kararla ağırlaştırılmış müebbet hapis hükümleri bozularak tahliye edildiklerinden bu yana 15 yıldır firariydi ve üstelik ‘başlarına ödül’ konmuştu. Ama yurt dışında oldukları sanılırken mahkemeye memleketleri Batman’dan SEGBİS yoluyla katıldılar. Örgütün askeri kanat sorumlusu Cemal Tutar, 2000 yılında örgütün kurucusu Hüseyin Velioğlu’nun öldürüldüğü Beykoz operasyonunda sağ yakalanmış ve birçok cinayetin emrini Örgüt Yöneticisi İsa Altsoy’dan alarak tetikçilere ilettiğini itiraf etmişti.
🔷Mahkemenin sanıkların Hüseyin Velioğlu’nu tek bir lider kabul ettikleri gerekçesiyle “yönetici” olamayacakları yönündeki gerekçesi de tepki çekti.
20 yıl önce daha kimse iş cinayetlerinin sayısını bile bilmezken “sosyal hak ihlalleri raporu” hazırlamaya başlamıştık.
Her gün Gazete ve internet haberlerini okuyup sınıflandırıyorduk.
Benim de fil hafızam vardır. Bir haber okurken “ya bu firmayı daha önce duydum” deyip eski raporları karıştırmaya başladım.
Her seferinde hiç değişmez bir bulguyla karşılaştık.
Misal bir iş cinayeti mi var? O şirket daha önce sendikalaşma nedeniyle işçileri atmış. Misal İstanbul’da bir barınma hakkı ihlali mi var aynı firma Antalya’da bir ormanlık alanda otel inşa etmiş.
“Çoklu ihlal” kavramını bulmuştuk. Bir ihlalde her hangi bir kamusal yaptırım ceza vs görmeyen şirketler ihlalleri artırıyor.
Aşağıdaki örnek de öyle. Eskiden tüm alanı değil bir bölümü işgal altında ses eden yok, belediye rüşvete doymuyor, karakol yiyecek sepetine alışmış o zaman sınırı daha da genişlet. İtiraz edeni savcı ciddiye almamış, sen cesaret alıp bu kez dövdün karakoldan bırakılmış. Sonra gerekirse itiraz edenin kafasını kır.
Hiç bir ihlal tek başına gelmez öncesi vardır. Ses çıkartmayan göz yuman hatta arkasında duran kirli bir kamu vardır.
Yakın zamanda yan koydan yüzerek bu koya gelenlerin kafasına odun da vurulacaktır. Çünkü sermayenin besin zincirinde belediye polis jandarma savcı yargıç mutludur kimse bu besin zincirine fakirleri almak istemez.
Kamusal hak mı? Bitti gitti onlar.
Tüm hayatımız artık çoklu ihlaller alanı.
AHBAP soruşturması üzerinden propaganda makinesi politik bir fırtına da estirmeye çalışıyor.
Ayarıyla oynadıkları bir kantar kurmuşlar, 'muhalifim' diyenin ahlakını tartmaya kalkıyorlar.
Ama boy boy foto çektiren bakanlar, siyasetçiler, para ve daire yağdıran AKP'li inşaatçılar yine ayıklanıyor.
İnanıp yardım eden, tweet atan, iktidarı depremde eleştiren kim varsa "Özür dilerim. Aldatıldım" beyanı alınıp anında servis ediliyor.
'Deniz Feneri' soyundan gelenler İDO'lardan, 'Ali Dibo'lardan işleri
Merkez Bankası soygununa, vize vurgununa kadar getirenler, Levent'in sicilini bilmeyeni taşlıyor.
Bu bir 'felç doktrini'dir. Dayanışa ve güven duygusunu hedef alır. "Biz kime güveneceğiz şüphesi" zehirli bir tohum gibi zihinlere ekilir.
Bu yeni fırtınayı da 19 Mart 2025'den itibaren olanlarla beraber okumak lazım!
Bu görüntüler Mersin’den.
Tüm Akdeniz kıyısına yayılan ve yaşamı tehdit eden bu kirliliğin korkunç bir hikâyesi var!
Türkiye, dünyanın plastik çöplüğü haline getirildi.
2024’te ülkeye 1 milyon 290 bin ton plastik atık girdi. Birileri bu atıklardan para kazanırken, geriye denizimize, toprağımıza, havamıza ve sağlığımıza bırakılan zehir kalıyor.
Geri dönüşüm tesislerinin atık suları denize karışıyor. Kaçak atık yakılıyor. Tesislerde yangınlar çıkıyor. Mikroplastikler balıklara, midyelere, suya ve soframıza kadar ulaşıyor.
Yani mesele yalnızca denizde gördüğümüz bu plastikler değil.
Mesele, birkaç şirket daha fazla kazansın diye bütün bir bölgenin yaşam alanlarının ve halk sağlığının gözden çıkarılması.
Mersin Çevre Platformu ile birlikte hazırladığımız sorularla, ilgili bakanlıklara önerge verdik, konuyu meclis gündemine taşıdık:
Bakanlıklardan cevap bekliyoruz:
⚫Bu kirliliğin kaynağı nedir? Geri dönüşüm tesislerinin, gemilerin ve deniz taşımacılığının payı ne kadardır?
⚫Kaçak atık yakmalar ve atık tesislerindeki yangınlar neden engellenemiyor? Sorumlulara ne yapılıyor?
⚫Mikroplastik kirliliğinin insan sağlığına ve Akdeniz’de yaşayan halkın yaşamına etkileri araştırılıyor mu?
Ve asıl soru:
⚫Türkiye'yi dünyanın çöplüğü haline getiren atık ithalatı daha ne kadar sürdürülecek?
Çevreyi kirleten, halkın sağlığını tehdit eden bu düzenin bedelini halk ödemek zorunda değil!
Kâr için doğayı ve yaşamı feda edenlere karşı sözümüz de var, mücadelemiz de!
2 yıl zorunlu çalışma, 24 saat görüntü kaydı, 12 saat mesai:
Nepal’den Türkiye’ye köle zinciri
- Sermayenin sunduğu özel istihdam büroları, göçmen emeğiyle modern kölelik çarkına dönüştürüldü. Türkiye’den 7 bin kilometre uzaklıktaki Nepal ile kurulan ‘köle zinciri’ çarpıcı bir örnek. Nepal’den getirilerek ve pasaportlarına el konularak fabrikalara pazarlanan binlerce işçi, asgari ücretin de altındaki ücretlerle günde 12-14 saat çalıştırılıyor.
- Bu 'ticaretin' aracılığını yapan şirket 'Euro Nepal' 2000'den beri Türkiye'de yaşayan Nepalli doktor Binod Kumar Şah'a ait ve muayenehanesi ile aynı adreste görünüyor. Çocuk doktoru olan Şah, 2015’te Sağlık Bakanlığınca “yılın doktoru” seçilmiş. Şimdi; mobilya, gıda, inşaat, turizm, maden ve tekstil gibi sektörlere “vasıflı-vasıfsız işçi", “yarı nitelikli personel”, “genel işçi” diye kategorize ettiği Nepalli işçileri pazarlıyor. İşin Nepal tarafını organize eden şirket de Dr. Şah'ın üzerine kayıtlı.
- Şirketler Nepalli doktorun ama kazanç çok büyük ve dolayısıyla ilişkiler de çok daha karmaşık. Türkiye'de 120 kadar şirkete işçi tedarik ediyorlar: Petlas, Hidromek, Kumtel, Mitaş, Astor, Alpin Çorap ve diğerlerinde 4 bin 500 Nepalli işçi çalışıyor. Sayı artıyor.
- Nepalli işçiler genellikle fabrika içlerinde kurulan prefabrik yapılarda koğuş sistemiyle kalıyor. Asgari ücretin çok altında, örneğin 20 bin liraya, üstelik günde 14 saati bulan mesailerle çalıştırılıyorlar.
- Dr. Şah ve 'ortakları' ise işçi başına 12 bin lira "komisyon" alıyor.
- İşçilere imzalatılan sözleşmede 2 yıl zorunlu çalışma, 'hırsızlık ihtimaline' karşı 7/24 kamera ile gözetlenmeyi kabul etme gibi maddeler var.
Haluk Levent'in çalışanı Yeliz Kaya'ya tam 17 gayrimenkul devreden kişi bu.
Sakarya'daki Koçsu Yapı'nın sahibi.
Esin Önde Çağlayan'ın sorgusunda bu gayrimenkuller tek tek soruluyor. Ama ne hikmetse ilk devreden kişiye, yani AKP'l inşaatçıya hiç bir soru sorulmuyor. Bir para transferi de görünmüyor. Bedava mı vermiş?
Borç verip geri alan tutuklu, milyonlarca liralık daireleri bir çırpıda bedava verenler serbest!
Ekim 2015. Ankara Gar patlamasında hayatını kaybedenler defnediliyor. Selahattin Demirtaş, haberi aldığında Beyoğlu'nda il binasındaydı. Gazeteciler kapıda onu takip etmek üzereydik, haberi aldık. Gazeteci arkadaşlarımız, arkadaşlarımızın yakınlarından haber almaya çalıştık. Açıklaması burada https://t.co/7Tiyqsnprk
🚨 Ne Sünnet Ne Estetik: Bu bir sakatlama, kadına şiddet, insan hakları ihlali ve suçtur. ️
#EŞİKBasınAçıklaması👇
https://t.co/trMizHpls9
📢 Sosyal medyada “kadın sünneti” adı altında reklam yapılması kabul edilemez. Kadın cinsel organı sakatlaması, hiçbir gerekçeyle meşrulaştırılamayacak ağır bir insan hakları ihlalidir.
⚖️ Kadın genital mutilasyonu, tıbbi olmayan nedenlerle kadın cinsel organlarının değiştirilmesi veya zarar görmesini içeren bir uygulama olup, uluslararası alanda insan hakları ihlali olarak kabul edilmektedir. Kadın sünneti yoktur, kadın cinsel organı sakatlanması vardır. Sünnet kavramı, yapılan bu ağır yaralama eylemini dini bir kavram ile meşrulaştırma amacıyla kasten kullanılmaktadır.
🌍 Dünya genelinde tahminen 230 milyon kız ve kadın bu zararlı uygulamaya maruz kalmış ve bunun yol açtığı psikolojik, fiziksel ve cinsel sağlık sorunlarıyla yaşamaktadır. Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu (UNFPA), yalnızca 2026 yılında yaklaşık 4,5 milyon kız çocuğunun kadın genital mutilasyonuna maruz kalma riski altında olduğunu tahmin ediyor. UNFPA ve UNİCEF sayısız rapor ve belge ile uygulamanın son bulması için çalışmaktadır.
♀ Gelen tepkiler üzerine “Hud derisi alma işlemi” olarak adlandırılması, yapılacak işlemin niteliğini değiştirmemektedir. Klitoral hood (klitoral başlık), kadın genital anatomisinde klitorisin üzerini kaplayan ve onu dış etkenlerden koruyan doğal deri kıvrımıdır. Kadın bedenine dayatılan kapitalist ve ataerkil operasyonlar ister kar amacıyla yapılsın isterse dini gerekçelerle meşrulaştırılmaya çalışılsın suçtur.
⚖️ Dini ya da “estetik” gerekçeleriyle iradeleri sakatlanan, ömür boyu sürebilecek olumsuz sonuçları konusunda gerekli hukuki ve bilimsel bilgilendirme yapılmayan kadınlar üzerindeki bu tür işlemler, Türk Ceza Yasası’nda ağır bir yaralama suçudur. Türkiye’nin tarafı olduğu BM CEDAW Sözleşmesi ile ilgili CEDAW Komitesi – Genel Tavsiye No. 14 (1990) ve CEDAW/CRC Ortak Genel Tavsiye No. 31/18 (2014), devletlere yasal yasaklama, eğitim alanında ve sağlık sektöründe müdahalesi yükümlülüğü getirmektedir.
📜 Kaldı ki, İstanbul Sözleşmesi de, kadın cinsel organı sakatlamasını (genital sakatlama-FGM) 38. maddesi kapsamında bir suç olarak tanımlamaktadır. Sözleşme, bu tür zararlı geleneksel uygulamaların meşru bir kültürel gerekçeyle savunulmasını kesin olarak reddetmekte ve devletlere mağdurları koruma yükümlülüğü getirmektedir. Sözleşmenin içeriği Türkiye’de hala yürürlüktedir.
📌 Konuyla ilgili olarak TTB-Kadın Hekim ve Kadın Sağlığı Kolu ve HASUDER-Toplumsal Cinsiyet, Kadın Sağlığı Çalışma Grubu’nun girişimlerini takip ediyoruz. Açılan disiplin soruşturmalarının bir an önce sonuçlandırılmasını bekliyoruz.
📣 Aile, Adalet ve Sağlık bakanlıklarını bu tür girişimleri yasaklama, ilgililer hakkında gerekli hukuki işlemleri başlatma ve kamuoyunda acilen kadın cinsel organı sakatlaması (genital mutilasyon) konusunda bir farkındalık kampanyası açmaya davet ediyoruz.
İllüstrasyon: Alina Pechenkina / UNFPA Kırgızistan
Deniz Göktaş neden tutuklu yargılanıyor?
Kaçacak mı? Kendi geldi.
Delil mi karartacak? Delil YouTube'da yüklü zaten.
İlle yargılayacaksanız dışarıda yargılayın. @idgoktas'ı rahat bırakın. Deniz Göktaş'ı serbest bırakın.
#DenizGöktaşSerbestBırakılsın#DenizGöktaş
AKP, Paris İstinaf Mahkemesi’ndeki davayı kaybetti!
AKP’nin, Irak-Türkiye ham petrol boru hattında yaptığı usulsüzlükler gerekçesiyle;
Türkiye aleyhine hükmedilen 1 Milyar 471 Milyon Dolar tutarındaki cezanın ödemesi için geri sayım başladı.
Bu devasa ceza tutarı, mutlaka Tayyip Erdoğan’ın ve ilgili AKP’li yöneticilerin mal varlıklarından tahsil edilmelidir!
"Milyonlarca insandan bahsediyoruz, meslek hastalıklarından iş cinayetlerinden hayatını kaybetmiş. Milyonlarca insan aynı sorunla kavruluyor, milyonlarca işçi her an ölümle burun buruna çalışıyor. Bundan daha yakıcı bir sorun yok."
Dilovası’nda ailelerin başlattığı adalet nöbeti eylemlerinin dördüncüsü 5 Temmuz Pazar günü Dilovası Belediyesi önünde yapıldı.
Pınar Erol (@PINAREROL72), mücadelenin içinde yer alan DGD-Sen (@DGDSEN) başkanı Neslihan Acar’la (@AcrNesli) uzunca bir söyleşi yaptı.
https://t.co/jzumYN1mEb
Vakıf üniversitelerinde kıyım durmuyor. Hiçbir gerekçe gösterilmeden ya da uydurulan bahanelerle işten çıkarmalar devam ediyor. Akademisyenlere yönelik baskı, giderek artan mobbing ve güvencesiz çalışma koşullarına; sosyal bilimlerin itibarsızlaştırılması ve öğrenciye yalnızca ticari bir gelir kapısı olarak bakılması ekleniyor.
Bu durum, üniversiteleri giderek daha güvencesiz bir ortam haline getiriyor. Kadın araştırma merkezlerinin kapatılması ya da isimlerinin değiştirilmesi gibi uygulamalarla, kadınların aile politikalarına sıkıştırıldığı, LGBTİ+’ların yok sayıldığı, taciz iddialarının araştırılmak yerine üstünün örtüldüğü bir üniversite kurgulanmaya çalışılıyor.
Bizler bu üniversite anlayışını reddediyoruz! Haksız gerekçelerle işlerinden edilen başta yol arkadaşlarımız Prof. Dr. Feryal Saygılıgil ve Dr. Öğr. Üyesi Nur Tuğçe Biga olmak üzere, tüm akademisyenlerin görevlerine iade edilmesini talep ediyor ve vakıf üniversitelerini hukuk ve etik dışı kararlar almaktan vazgeçmeye çağırıyoruz.