A Milli Kadın Voleybol Takımımız bir kez daha Milletler Ligi Şampiyonu!!!
Bu bayrak, bu forma, bu takım, bu mücadele… ♥️🇹🇷
Ne söylesek az kalır! Sizlerle gurur duyuyoruz. Kalpten tebrikler kızlar! 🥰🇹🇷♥️🙏🏼🧿
Hayal kırıklığı yaşadığınızda ne yapıyorsunuz? Korkunç bir hayalkırıklığının bir köşesinde bağdaş kurdum. Ne yapacağımı bilmiyorum. Üzgünüm, kursağım dolu ve elimden bir şey gelmiyor.
Anıtkabir’de tarihi görüntüler.
Nöbet değişimi sırasında Anıtkabir’deki dev Türk bayrağının gölgesi Askerlerimizin üzerinde dalgalandı.
Ortaya bu sinematik görüntüler çıktı.
Aykırı / Ankara
Neyi hak ettiğimi fark ettikten sonra hak etmediğim şeyleri yaşadığım yerde bir dakika bile durmuyorum; çünkü insan kendi değerini bir kez net bir şekilde gördüğünde, eski körlüğüne ve o konforlu esaretine bir daha geri dönemiyor. Eskiden sabır ya da fedakarlık sandığım şeylerin aslında kendime büyük bir haksızlık olduğunu, başkalarının dar kalıplarında kalmanın ruhumu boğduğunu anladım. Hayat, hak edilmeyen yükleri taşımak için fazlasıyla kısa; bu yüzden gitmek benim için sadece mekânsal bir değişim değil, kendi hikayeme ve varlığıma sahip çıkmaktır. Değerimin bilinmediği hiçbir yerde ya da insanda artık kök salmam. Çünkü hak edilmeyen bir muameleye tahammül göstermeyi kendime ihanet olarak görüyorum. Öfkeyle ya da gürültüyle değil sakin, kararlı ve kendime duyduğum sarsılmaz saygıyla arkama bakmadan yürüyorum. ��ünkü biliyorum ki doğru yerde nefes alabilmenin ilk şartı, yanlış yerde durmayı tamamen bırakmaktır.
Tükenmişliğin son evresi, bardağı taşıran son damla öfke değil yorgunluktur. Öfke, içinde hâlâ bir parça umut ve mücadele azmi barındırır; değişimi zorlayan, sesini duyurmaya çalışan canlı bir çığlıktır. İnsan öfkelendiğinde aslında Buradayım ve hâlâ önemsiyorum, der. Oysa o son evreye gelindiğinde, içteki o gürültülü yangın yerini derin ve sarsıcı bir sessizliğe bırakır. Artık haklı olduğunu kanıtlamanın, bir şeyleri düzeltmeye çalışmanın ya da anlaşılmayı beklemenin hiçbir hükmü kalmamıştır.
Bu, birkaç gecelik uykusuzlukla geçiştirilemeyecek kadar köklü, ruhun en ücra köşelerine kadar sinmiş bir vazgeçiş yorgunluğudur. İnsan kırılmayı da bırakır, çünkü kırılmak bile karşı tarafla bir bağ kurmayı, ona bir değer atfetmeyi gerektirir. Eskiden dünyayı ayağa kaldıracağı haksızlıklar karşısında sadece derin bir nefes alır ve sessizce yönünü değiştirir. Çaba göstermek artık taşınamayacak bir lüks haline geldiğinde, insan bir savaşı kaybettiği için değil, savaşacak enerjisi kalmadığı için geri çekilir. Bardağı taşıran o son damla düştüğünde ise büyük bir patlama yaşanmaz; aksine, her şey büyük bir sükunetle, adeta bir yaprağın toprağa düşüşü gibi sessizce son bulur.
Öğrendim ki; “O yapmaz.” diye bir şey yokmuş. O da yaparmış. Hatta öyle bir yaparmış ki; ruhun bile duymazmış. İnsan; yanıltırmış…
#cumartesi
Gün aydın mı?
Zamanla göreceksin sevgili dostum… Hayatında vereceğin en büyük sınav vazgeçmemektir. İyilik yapmaktan vazgeçmemek, sevmekten vazgeçmemek, neye mal olursa olsun iyi bir insan olarak kalmayı ve yola devam edebilmektir.
Çünkü dünya seni yoracak, kıracak, hatta hiç hak etmediğin yükleri omuzlarına bırakacak. İnsanlar bencilleştikçe, etrafındaki bağlar birer çıkar ilişkisine döndükçe sen inadına kalbini açık tutmayı seçeceksin. Sana haksızlık yapıldığında bile sırf öfke duymak daha kolay diye başkalarına benzemeyi reddedeceksin. Kendi özünden ödün vermemek, o içindeki naif ama güçlü ışığı dışarıdaki karanlığa teslim etmemek için direneceksin. Duvarlar örüp köşene çekilmek, herkes gibi acımasızlaşmak en zahmetsiz yoldur. Zor olan, fırtınanın tam ortasında bile o temiz omurgayı koruyabilmektir.