Yıllarca bahçeli ev diye dua ettik, şükür, Allah nasip etti. Fakat ne bileyim ben bu bahçeli evin işinin ve probleminin asla ve kat'a bitmediğini. Yemin ediyorum her yerde iş var. İşe gidiyorum iş, eve geliyorum iş, bahçeye iniyorum iş. Ya hayatımda bir salyangoz problemi eksikmiş gibi bir de salyongozlarla mücade ediyorum imdatt
İnsanlar çektiğin derdi bile kıskanıyor öyle bir ortam. Sorunlar yaşarkenki halini kıskanıyor, o sorunları ortadan kaldirabilmeni kıskanıyor.
İnsanoğlu kıskanç ve kibirli.
Şeytan da diyebiliriz kendisine
Bkz. İblis
İnsanların en çok kıskandığı şeyin mal, mülk, servet ya da statü olduğunu düşünmüyorum. Onların en çok kıskandığı şey kendinizden memnun ve tatmin dolu olmanız, güzel bir ailenizin, düzenli bir hayatınızın, kendinize ait sade hobilerinizin olması, yani kendiniz için yaşama lüksüne sahip olmanızdır. Bunun kaynağı ise modern dünyanın “kusursuz değilsen hiçsin!” şeklindeki sahte dayatmalarından özgürleştiğiniz, kimseye kendinizi savunmadığınız, kimsenin onayı için kendiniz olmaktan geri adım atmadığınız, utanç, korku ya da yönlendirmeyle değil özgür bir birey olarak herkes kadar saygıya layık, herkes kadar güzel bir yaşam sürme hakkına sahip olduğunuz bilincine ulaşmanızdır. İşte bu güleryüzlülük, bu mental sağlık ve bu ruhsal zenginlik herkeste yoktur, bu yüzden dikkat çeker ve sineye çekilemez.
Böyle yerlere;
- Birikiminiz varsa,
- Elektrik kesintileri sinirinizi bozmayacaksa,
- Doğalgaz olmasa da olur diyorsanız,
- Aracınız çukurlara girdiğinde "olur böyle şeyler" diyebilecekseniz,
- Hastalandığınızda tam teşekküllü hastane için muhtemelen biraz yol yapmanız gerekeceğini göze alıyorsanız,
- Kışın insan ve sosyal olanaklar azaldığında öf-pöf yapmayacaksanız
gönül rahatlığıyla yerleşmeyi düşünebilirsiniz. Herkes hep olumlu yönlerinden bahseder. Ben de tersini yapayım istedim.
Yanlış anlaşılma olmasın. Benzer bir yerde yaşayan biri olarak hayatımdan gayet memnunum.
Sucun cinsiyetinin erkek oldugu tespiti, sadece kisisel bir gozlem degil, kriminoloji literaturunun en sarsilmaz ve evrensel gerceklerinden biridir. Dunyanin neresine giderseniz gidin, adli istatistikler ve sosyolojik arastirmalar "sucun cinsiyet degismezi" (gender invariant of crime) ilkesini dogrular niteliktedir ve bu durumu aciklamak icin Michael Gottfredson ile Travis Hirschi'nin "A General Theory of Crime" eserinde belirttikleri gibi dusuk oz-denetim ve biyolojik yatkinliklarin erkeklerdeki yansimalarina bakabiliriz veya Raewyn Connell'in "Masculinities" kitabinda detaylandirdigi hegemonik erkeklik rollerinin, guc ve siddeti bir kendini kanitlama aracina donusturmesini ornek gosterebiliriz. Esasen "suca suruklenen cocuk" kavrami buyuk oranda erkek cocuklarini kapsar; cunku sokak kulturu ve illegal yapilar erkek cocuklarini cok daha erken yaslarda ve agresif bir bicimde icine cekerken, toplumsal denetim mekanizmalari kadinlar uzerinde daha koruyucu ve kisitlayici bir bariyer olusturur. Sonuc olarak cezaevi nufuslarindaki devasa dengesizlik, sucun erkek egemen bir olgu oldugunu ve bu meselenin cozumu icin toplumsal erkeklik insasinin kriminolojik boyutlarinin mutlaka masaya yatirilmasi gerektigini acikca ortaya koymaktadir.
Bizde sınıf kininin yerini gücü elinde tutan politika-ilişkilileri kini alması lazım.
Gülistan olayında ve Maraştaki olayda gördüğümüz organize bir kötülük hali ,elinde güc tutan siyasiler,emniyet müdürleri,valiler gibi bileşenler bilgisayar oyunundan çok daha tehlikeli.
Son vakadaki çocuğun aile ya da okul detayları üzerinden geliştirilen çözümlerin hepsi post-hoc, yani (sonradan) uydurma.
Sosyal medyada karmaşıklığa tolerans yok. Şarlatanlar halkın öfkesini söndürmek için fırsat kolluyor. Herkes bir günah keçisi arıyor.
Kolaya kaçmadan şunu kabul etmek zorundayız: Okul şiddeti tek değişkenli bir denklem değil! Bu mesele karmaşık, çok yönlü ve çözüm büyük sabır gerektiriyor.
Yoksa kaş yaparken göz çıkartırız.