Dante, İlahi Komedya'da Selahaddin Eyyubi'yi cehennemin en hafif katı olan Limbo'ya yerleştirir. İlginç olan, Selahaddin'in filozof ya da şair olmamasıdır. Dante onu; adaleti, cömertliği, cesareti ve şövalyelik erdemleri nedeniyle Homeros, Sokrates, Aristoteles ve İbn Sina gibi isimlerle aynı soylu topluluk içinde anmıştır. Orta Çağ Avrupası'nda bir Müslüman hükümdara gösterilen en büyük edebî saygılardan biridir.
İbn Sina'nın El-Kanun fi't-Tıb adlı eseri Avrupa üniversitelerinde yaklaşık 600 yıl temel tıp kitabı olarak okutuldu. Dante'nin İlahi Komedya eserinde onu antik filozofların yanına yerleştirmesi tesadüf değildir; dönemin en büyük otoritelerinden biri olarak görülüyordu.
Dante, İlahi Komedya adlı eserinde İbn Sina ve İbn Rüşd'ü sadece "Müslüman bilginler" olarak değil, insanlığın ortak bilgi mirasının temsilcileri olarak sunar. Bu, bilgiye dinler üstü bir değer atfettiğinin önemli göstergelerinden biridir.
#EmileZola, Sanayi Devriminin en güçlü sembollerinden olan demiryollarına ve trenlere özel bir ilgi duyuyordu. Bu ilgi, en önemli romanlarından biri olan “La Bête Humaine” (İnsan Canavarı / Hayvani İçgüdü) (1890) adlı eserinde doruk noktasına ulaşır.
La Bête Humaine’de Trenler:
• Trenler romanda neredeyse bağımsız bir karakter gibidir.
• Roman, Paris-Normandiya demiryolu hattı üzerinde geçer.
• Lokomotifler, raylar, istasyonlar, sinyaller ve makinistler üzerinden Sanayi Devrimi’nin hızı, tehlikesi, acımasızlığı ve modern insanın içgüdüleriyle mücadelesi anlatılır.
• Tren kazaları, cinayetler ve tutkular iç içe geçer. Zola burada natüralist yaklaşımını mükemmel bir şekilde uygular: insan + makine + çevre üçlüsünü inceler.
Zola, bu romanı yazarken demiryolu işçileriyle görüşmüş, istasyonları gezmiş ve tren seferlerini bizzat gözlemlemişti — tipik “araştırmacı romancı” yöntemiyle.
J.M.W. Turner – #Odysseus’un Gemisi Fırtınada (Romantizm). Turner’ın ışık ve doğa gücü vurgusu, Odysseia’nın deniz maceralarını epik bir manzaraya dönüştürür.
Soldan #Odysseus’un gemisi fırtınada, #Polyphemus’un kayası ve Odysseus-#Circe karşılaşması. John William Waterhouse gibi Romantik ressamların dramatik yorumları.
#Epiktetos, Stoacı felsefenin en çarpıcı örneklerinden biri.
Köle olarak doğmuş, sonra özgür bırakılmış bir adam. Topal, fakir ve son derece sade yaşayan biriydi. Roma’da ders verirken evi gerçekten neredeyse boştu; bir yatak, bir masa, birkaç kap-kacak ve lambadan ibaret olduğu rivayet edilir.
Öğrencilerinden Arrianus’un aktardığına göre, Epiktetos’un “eşya”ya bakışı çok nettir:
“İnsanları mutsuz eden şeyler, şeyler değil; şeyler hakkındaki kanaatlerimizdir.”
Özgürlüğü de tam senin özetlediğin gibi tanımlıyordu: Dışarıdaki şeylere bağımlı olmamak. Zenginlik, şöhret, sağlık, hatta beden bile “bizim” değildir; sadece “emanet”tir. Gerçek özgürlük, bunları istediğimiz zaman bırakabilme gücündedir.
Ünlü bir pasajı (Enchiridion’dan):
“Herhangi bir şeyi çok sevdiysen, onu bir bardak gibi gör. Bardak kırıldığında ‘Yazık oldu’ dersin ama üzülmezsin. Aynı şekilde, sevdiğin şeyleri de ‘kırılabilir’ olarak gör. O zaman kaybettiğinde de sarsılmazsın.”
Epiktetos’un hayatı bu öğretinin en güçlü kanıtıydı. İmparator Hadrianus’un dostu olmasına rağmen saraya hiç yanaşmadı, kölelikten gelip imparatorluk elitlerine ders verdi ve mal mülk peşinde koşmadı.
Bu sade yaşam felsefesi bugün de çok güçlü geliyor değil mi? Özellikle modern tüketim kültüründe…
Friedrich #Nietzsche, 30 Temmuz 1881 tarihli Franz Overbeck’e yazdığı mektupta #Spinoza hakkında coşkulu bir şekilde şöyle diyor:
“Hayrete düştüm, büyülendim! Bir öncüm var, hem de ne öncü! Spinoza’yı pek az tanıyordum; tam da şimdi ona yönelmem ‘içgüdü’ tarafından esinlenmiş olmalı. Yalnızca genel eğilimi benimkiyle aynı —yani bilgiyi en güçlü duygu haline getirmek— değil, öğretisinin beş temel noktasında kendimi tanıyorum; bu en sıra dışı ve yalnız düşünür tam da bu konularda bana en yakın olanı: Özgür iradeyi, erekselliği (teleology), ahlaki dünya düzenini, bencil olmayanı ve kötüyü reddediyor.”
Nietzsche, Spinoza’yı “beklenmedik bir öncü” (veya “Vorgänger”) olarak nitelendirirken, aralarındaki derin benzerlikleri vurgular: determinizm, özgür iradenin reddi, erekselliğin eleştirisi, ahlaki değerlerin insanî kökeni gibi noktalar. Yine de aralarındaki farkların (zaman, kültür, bilim) büyük olduğunu da kabul eder ve bu keşfin yalnızlığını biraz olsun azalttığını söyler.
Benzerlikler ve Farklar
Nietzsche’nin Spinoza’yı okuması büyük ölçüde Kuno Fischer’in eserleri üzerinden olmuş (doğrudan Etika’yı pek okumamış).
Ortak yönler:
•Doğalcılık ve immanence: Her ikisi de aşkın bir Tanrı veya ahlak düzeni yerine, her şeyi doğa/içkinlik içinde açıklar.
•Güç ve conatus: Spinoza’nın conatus (varlığını sürdürme çabası) kavramı, Nietzsche’nin “güç istenci”ne (Wille zur Macht) yakın durur.
•Kötülük ve ahlak: İyi/kötü ayrımını insan psikolojisinin bir ürünü olarak görürler; mutlak ahlaki dünya düzeni yoktur.
Farklar ise belirgindir: Spinoza rasyonel, sistematik ve dingin bir felsefe kurarken (amor intellectualis Dei), Nietzsche daha trajik, yaratıcı, kaotik ve “amor fati” (kader sevgisi) odaklıdır. Bazıları onları “düşman kardeşler” (enemy-brothers) olarak tanımlar — derin akrabalık ama köklü ayrılıklar.
Bu mektup, Nietzsche’nin olgun dönem düşüncesinde önemli bir dönüm noktasıdır.
17. yüzyılda (özellikle 1670’te yayınlanan Theological-Political Treatise / Teolojik-Siyasi İnceleme kitabında) #Spinoza, dönemin mutlakiyetçi krallıklar, kilise baskısı ve Engizisyon ortamında radikal sayılacak görüşler ortaya koydu.
Spinoza’nın Temel Savları
•Düşünce ve İfade Özgürlüğü: Devlet insanların iç düşüncelerini (inançlarını) kontrol edemez ve kontrol etmemelidir. Düşünce özgürlüğü, devletin gücünün sınırlarını çizer. “Herkes düşündüğünü söyleme hakkına sahip olmalıdır” der. Bu, modern ifade özgürlüğünün öncülerinden biridir.
•Demokratik Yönetim: Monarşi veya teokrasiye karşı, demokrasiyi en makul yönetim biçimi olarak görür. Devletin amacı, özgürlüğü güvence altına almak ve barışı sağlamaktır. İnsanlar rasyonel varlıklar olarak, ortak akılla yönetilmelidir.
•Devletin Sınırları: Devlet, eylemleri (suçları) düzenleyebilir ama inançları veya felsefi görüşleri baskılayamaz. Baskı, hem bireyi hem toplumu yozlaştırır. Dinî otoritelerin siyasete karışmasına şiddetle karşı çıkar.
•Amaç: Özgür düşünce, bilimi, felsefeyi ve gerçek dindarlığı (içten gelen ahlakı) teşvik eder. Spinoza’ya göre korku ve cehalet üzerine kurulu yönetimler değil, akıl ve özgürlük üzerine kurulu toplumlar daha istikrarlıdır.
Bu fikirler o kadar tehlikeli bulundu ki, kitap yayınlandıktan kısa süre sonra yasaklandı ve Spinoza, Yahudi cemaatinden daha önce aforoz edilmişti (1656). Yine de eserleri yeraltından yayıldı ve Locke, Rousseau, Montesquieu gibi Aydınlanma düşünürlerini etkiledi. Modern liberal demokrasilerin ve insan haklarının temel taşlarından biri sayılır.
Homeros’un Odysseia destanında Odysseus, Truva’nın düşmesinden sonra İthaka’ya dönmek üzere yola çıkar. Ancak dönüş yolculuğu yaklaşık 10 yıl sürer. Böylece Truva Savaşı’nda geçirdiği 10 yıl ile birlikte toplam 20 yıl boyunca evinden uzak kalır.
Başlıca gecikmeler şunlardır:
Kikonesler ile çatışma
Lotus Yiyenler ülkesindeki duraklama
Tepegöz Polyphemos ile karşılaşma
Rüzgâr tanrısı Aiolos’un verdiği rüzgâr torbasının açılması
İnsan yiyen Laistrygonlar
Büyücü Kirke’nin adasında geçirilen yaklaşık bir yıl
Sirenler, Skylla ve Kharybdis tehlikeleri
Güneş tanrısı Helios’un sığırlarının öldürülmesi nedeniyle Zeus’un gemiyi batırması
Son olarak, perisi Calypso’nun adası Ogygia’da 7 yıl boyunca alıkonulması
Calypso bölümü gerçekten de yolculuğun en büyük gecikmelerinden biridir. Calypso, Odysseus’a ölümsüzlük teklif eder ve onun yanında kalmasını ister. Ancak Odysseus sürekli olarak İthaka’ya ve eşi Penelope’ye dönmeyi arzular. Tanrıların kararı üzerine Calypso sonunda onu serbest bırakır.
Modern İngilizcedeki “odyssey” sözcüğünün “uzun, zorlu ve macera dolu yolculuk” anlamı da doğrudan Odysseia destanından türemiştir. Günümüzde fiziksel yolculuklar kadar, uzun ve karmaşık yaşam süreçleri için de mecazi olarak kullanılır.
İlginç bir ayrıntı: #Homeros’a göre #Odysseus’un dönüşünü en çok engelleyen tanrı, Polyphemos’un babası olan deniz tanrısı #Poseidon’dur. Odysseus’un Kiklop’u kör etmesi nedeniyle Poseidon yıllarca onun eve dönmesini geciktirir. Bu yüzden Odysseia yalnızca bir seyahat hikâyesi değil, aynı zamanda insanın kader, tanrılar ve özlem karşısındaki mücadelesinin de destanıdır.
#JohnMilton’un 1644’te yayımladığı Areopagitica (tam adı: Areopagitica; A Speech of Mr. John Milton for the Liberty of Unlicenc’d Printing, to the Parlament of England), ifade özgürlüğü ve basın özgürlüğünün en önemli klasik savunularından biridir.
Milton, İngiltere İç Savaşı sırasında Parlamento’nun 1643’te çıkardığı lisanslama (ön sansür) düzenlemesine karşı çıkar. Bu düzenleme, kitap ve broşürlerin yayımlanmadan önce hükümet onayından geçmesini zorunlu kılıyordu.
Milton buna karşı şu argümanları öne sürer:
•Hakikat, serbest tartışmayla ortaya çıkar: Farklı görüşlerin serbestçe çarpışması, yanlışın elenmesini ve doğrunun güçlenmesini sağlar. “Hakikat, özgür ve açık bir karşılaşmada asla yenilmez” fikrini savunur.
•Sansür, zekâyı köreltir, ahlaki gelişimi engeller ve toplumu zayıflatır.
•İnsanlar kendi yargılarını kullanabilmeli; hükümetin birkaç sansürcüsü, tüm topluma neyin iyi geldiğini belirleyemez.
•Klasik Atina’daki Areopagos mahkemesinden esinlenerek, eseri Parlamento’ya hitaben bir “konuşma” şeklinde kaleme alır (aslında basılı bir broşürdür).
Bu eser, modern özgürlük tartışmalarını derinden etkilemiştir; özgür ifade, demokrasi ve fikir piyasası kavramlarının temel taşlarından biri kabul edilir. Milton’un kendi deneyimlerinden (divorce konulu broşürleri sansüre uğramıştı) de beslenir.
#Demokritos (MÖ ~460-370) ve hocası Leukippos’un atomcu felsefesinde evren, sonsuz boşlukta (void) hareket eden sayısız atomdan oluşuyordu. Bu atomlar rastgele birleşip dağılarak sonsuz sayıda dünya (kosmos) meydana getiriyordu.
Demokritos’un Kozmolojisi (Kısa Özet)
• Evren tek bir dünya ile sınırlı değil; sonsuz sayıda dünya var.
• Bu dünyaların bazıları doğar, büyür ve yok olur.
• Bazılarında yaşam ve uygarlıklar olabilir, bazılarında ise hiç olmayabilir.
• Dünyalar birbirinden farklıdır: kimi daha büyük, kimi daha küçük; kimi sıcak, kimi soğuk; kiminde güneş ve ay vardır, kiminde yoktur.
• Bu görüş, Aristoteles’in “tek merkezli, sonlu evren” fikrine karşıt bir çoğulculuk (pluralism) getiriyordu.
Bu düşünce gerçekten de günümüz astronomisine şaşırtıcı derecede yakın duruyor.
Özellikle:
• Çoklu gezegen sistemleri: Kepler, TESS ve James Webb gibi teleskoplarla binlerce yıldızın etrafında birden fazla gezegen keşfedildi. Birçok sistemde “dünya benzeri” kayasal gezegenler var.
• Drake Denklemi ve Fermi Paradoksu gibi modern tartışmalar, Demokritos’un “bazılarında yaşam olabilir, bazılarında olmayabilir” fikrini bilimsel olarak ele alıyor.
• Multiverse (çoklu evren) teorileri ise biraz daha ileri gidiyor; Demokritos’un “sonsuz dünya”sı, kuantum mekaniği ve enflasyon teorisiyle farklı şekillerde yankılanıyor.
Demokritos’un bu radikal materyalizmi, o dönemde dini ve teleolojik (amaç odaklı) evren görüşlerine (örneğin Platon ve Aristoteles) çok ters düştüğü için eleştirildi. Ama bugün bilim tarihi açısından en ileri görüşlü Antik Yunan düşünürlerinden biri kabul ediliyor.
#Kant, Kategorik Imperatif’in iki temel formülasyonuyla ahlakı temellendirir:
1. Evrensel Yasa Formülasyonu: “Ancak, aynı zamanda evrensel bir yasa olmasını isteyebileceğin maksime göre davran.” → Yalan söylemek bu teste dayanamaz. Çünkü herkes yalan söyleseydi, iletişim ve güven çökerdi. Dolayısıyla yalan, kategorik olarak (koşulsuz, istisnasız) yanlıştır.
2. İnsanlık Formülasyonu (İnsan Onuru): “İnsanlığı, gerek kendi şahsında gerekse bir başkasının şahsında, asla yalnızca bir araç olarak değil, aynı zamanda bir amaç olarak görecek şekilde davran.”
Masum birine suç isnat etmek (örneğin “Bu suçu o işledi” diye yalan söylemek), o kişiyi araç haline getirir. Onun onurunu, özerkliğini ve rasyonel varlığını hiçe sayar. Kant’a göre bu, en ağır ahlaki ihlallerden biridir.
“Evrensel bir ahlak yasası olamaz” kısmı
Burada senin eleştirini anlıyorum. Kant’ın sistemine yönelik en sık itirazlardan biri şudur:
• Acaba gerçekten koşulsuz, evrensel kurallar olabilir mi?
• Ya bir yalan, bir masumun hayatını kurtaracaksa? (Klasik “katil kapıda” örneği)
Kant bu soruya çok sert cevap verir: Yine de yalan söyleyemezsin. Çünkü ahlak, sonuçlara (consequentialism) değil, niyete ve ilkeye bağlıdır. Sonuçları hesaplamak ahlakı tesadüfi ve öznel hale getirir.
Çoğu modern filozof (örneğin utilitaryanlar gibi Mill veya Singer) Kant’a bu noktada karşı çıkar ve “küçük bir yalan büyük bir iyilik için kabul edilebilir” der. Günümüzde durumsal ahlak (situational ethics) veya pragmatik ahlak yaklaşımları daha yaygın.
Özetle
• Kant’a göre yalan her durumda yanlıştır ve insan onurunu zedeler.
• Bu, onun deontolojik (ödev temelli) ahlakının çekirdeğidir.
• Senin “evrensel ahlak yasası olamaz” görüşün ise Kant’ın sistemine yönelik temel bir itirazı yansıtıyor: Ahlakın mutlak ve bağlamsız olamayacağı fikri.
Fransız yazar #EmileZola (1840-1902), çocukluk ve gençlik yıllarında Paul Cézanne ile çok yakın arkadaştı. Aix-en-Provence’ta birlikte büyüdüler, aynı okula gittiler ve uzun yıllar dostluklarını sürdürdüler. Zola, Cézanne’ın sanatçı olarak gelişimine destek oldu ve Paris’te de görüşmeye devam ettiler.
Ancak 1886’da Zola’nın “L’Œuvre” (Eser / Başyapıt) adlı romanını yayımlaması üzerine araları açıldı. Romanda, idealist ama sonunda başarısızlığa uğrayan ve intihar eden ressam karakteri Claude Lantier, Cézanne’ı (ve biraz da diğer izlenimci ressamları) andırıyordu. Cézanne bunu kişisel bir ihanet olarak gördü ve dostlukları koptu. Bir daha da görüşmediler.
Bu olay, sanat tarihi açısından ünlü bir kırılma noktasıdır. Zola’nın natüralist roman anlayışıyla Cézanne’ın modern resme giden yolları farklılaşmıştı.
Fransız edebiyatının ve romantizmin en büyük isimlerinden biri olan Victor Hugo (1802-1885), öncelikle romanlarıyla (Sefiller, Notre-Dame’ın Kamburu vb.) tanınsa da, belirttiğiniz gibi birçok alanda eser verdi ve iz bıraktı.
Hugo’nun Sanatsal ve Siyasi Yönleri:
•Şair: Genç yaşta şiirleriyle üne kavuştu. Odes et Ballades, Les Feuilles d’Automne, Les Châtiments gibi eserleri vardır
•Oyun yazarı: Hernani (1830) oyunuyla Fransız tiyatrosunda romantik devrimi tetikledi.
•Ressam ve Çizer: Evet, binlerce çizim, karakalem, mürekkep ve suluboya çalışması yaptı (tahmini 4.000’den fazla). Bunların çoğu özel hayatı, seyahatleri, hayali manzaraları ve karanlık, gotik temaları içerir. Eserleri genellikle sürrealist bir öncü olarak değerlendirilir — rüyamsı, fantastik ve bilinçaltına yakın imgeler kullanır. André Breton gibi sürrealistler ondan etkilenmiştir.
•Siyasi Aktivist: Cumhuriyetçi, özgürlükçü ve insan hakları savunucusu. 1848 Devrimi’ne katıldı, Napoleon III’e karşı muhalefet etti, sürgüne gitti (Guernsey Adası). Kölelik karşıtlığı, ölüm cezasına muhalefet ve sosyal adalet mücadelesi hayatının önemli bir parçasıydı. 1885’teki cenazesi Fransa’da ulusal yas ilan edilen devasa bir olaydı.
Hugo’nun çizimleri bugün birçok müzede (örneğin Paris’teki Maison de Victor Hugo) sergileniyor ve kitaplarının bazı özel baskılarında yer alıyor.
#victorhugo