Diş hekimliğinde “doktorası olanlara uzmanlık unvanı verilsin” tartışması yalnızca bir unvan meselesi değildir.
Konu; merkezi sınav, fırsat eşitliği, liyakat ve binlerce hekimin emeğidir. Diş hekimi olmayanların da anlayabilmesi için,
Bir flood:
KAMUOYUNA DUYURU
Diş hekimliğinde uzmanlık eğitimi ve doktora programlarına ilişkin değerlendirmeler yapılırken sürecin iki ayrı dönem halinde ele alınması gerektiği kanaatindeyiz.
2011 yılında Diş Hekimliğinde Uzmanlık Sınavı (DUS) sisteminin yürürlüğe girmesinden önceki dönemde uzmanlık unvanları farklı mevzuat hükümleri çerçevesinde kazanılmıştır.
Bu dönemde doktora programları aracılığıyla uzmanlık unvanı elde etmiş meslektaşlarımızın hukuki statüleri, o tarihte yürürlükte bulunan mevzuata göre oluşmuş olup kazanılmış hak niteliğindedir.
Hukuk devleti ilkesinin gereği olarak, 2011 öncesinde mevzuata uygun şekilde uzmanlık unvanı kazanmış meslektaşlarımızın haklarının korunması ve bu kapsamda ortaya çıkan mağduriyetlerin giderilmesi gerekmektedir.
Bununla birlikte, 2011 yılında DUS sisteminin yürürlüğe girmesiyle birlikte diş hekimliğinde uzmanlık eğitimi ve uzmanlık unvanının kazanılmasına ilişkin hukuki yapı değişmiş; uzmanlık eğitimi merkezi sınav, belirlenmiş eğitim müfredatı, klinik uygulamalar, rotasyonlar ve yeterlilik süreçleri üzerine inşa edilen ayrı bir eğitim modeli haline gelmiştir.
Bu nedenle 2011 öncesinde oluşan kazanılmış haklarla, 2011 sonrasında uzmanlık unvanının kazanılmasına ilişkin hukuki rejimin birbirinden net şekilde ayrılması gerekmektedir.
Son dönemde doktora programlarının çeşitli isimler altında uzmanlık eğitimine eş değer kabul edilmesi, bu yolla uzmanlık belgesi verilmesi veya uzmanlık öğrencisi eğitme yetkisi tanınması yönünde talepler gündeme gelmektedir.
Ancak mevcut mevzuat çerçevesinde uzmanlık eğitimi ile doktora eğitimi; amaçları, müfredatları, eğitim yöntemleri ve hukuki sonuçları bakımından birbirinden farklı iki ayrı eğitim modelidir.
1219 sayılı Kanun ve ilgili uzmanlık mevzuatı uyarınca uzmanlık unvanı, yalnızca ilgili uzmanlık eğitim programının tamamlanması suretiyle kazanılabilmektedir.
Uzmanlık eğitimi; merkezi sınavla yerleştirme, belirlenmiş eğitim müfredatı, rotasyonlar, klinik uygulamalar, uzmanlık tezi ve yeterlilik değerlendirmelerini içeren özel bir eğitim sürecidir.
Buna karşılık doktora eğitimi akademik ve bilimsel araştırma yetkinliği kazandırmaya yönelik olup, uzmanlık eğitiminden farklı bir hukuki statüye sahiptir.
Hekim Birliği Sendikası olarak doktora eğitimi yapan veya tamamlayan meslektaşlarımızın önemli bir akademik emek ortaya koyduklarını, bilimsel üretime katkı sunduklarını ve bu emeklerinin ilgili mevzuat çerçevesinde karşılığını bulması gerektiğini düşünüyoruz.
Ancak doktora eğitimi ile uzmanlık eğitimi; hukuki statüsü, amacı, müfredatı ve kazandırdığı yetkinlikler bakımından farklı eğitim süreçleridir.
Bu nedenle doktora yapan meslektaşlarımızın emeklerinin karşılığının verilmesi gerektiği düşünülmekle birlikte, doktora eğitiminin DUS sonrasında tamamlanan uzmanlık eğitimiyle eşdeğer kabul edilmesi veya her iki statüye aynı özlük, mali ve mesleki hakların tanınması hukuken ve hakkaniyet açısından uygun bir çözüm olarak değerlendirilemez.
Türk sağlık mevzuatında “klinik doktora” adı altında uzmanlık eğitimine eşdeğer bağımsız bir statü bulunmamaktadır.
Mevzuatta tanımlanmayan bir eğitim modelinin uzmanlık eğitimi ile eşit kabul edilmesi veya uzmanlık belgesine dayanak yapılması mümkün değildir. Uzmanlık eğitimi ile doktora eğitimi arasındaki farklılıklar hem mevzuat hem de eğitim içeriği bakımından açıktır.
Aynı şekilde uzmanlık eğitimi verme ve uzmanlık öğrencisi yetiştirme yetkisinin de ilgili uzmanlık alanında uzmanlık belgesine sahip eğiticiler tarafından kullanılması gerekmektedir.
Uzmanlık eğitiminin niteliğinin korunması, hasta güvenliğinin sağlanması ve liyakat ilkesinin muhafaza edilmesi açısından bu husus büyük önem taşımaktadır.
Doktora öğrencilerinin klinik uygulamalarına ilişkin olarak da ilgili mevzuat ve üniversite düzenlemeleri çerçevesinde hareket edilmesi gerekmektedir.