"Sizler hainsiniz. Sizden kadro hakkında kimseye bir şey söylememenizi istedim ama beni sattınız. Benim yanımda olmadığınızı gösterdiniz. Siz hayatımda çalıştığım en hain kadrosunuz. Hiçbiriniz birer o... çocuğu olmaktan öteye gidemiyorsunuz!" -Jose Mourinho
FLOOD
Euro 2016'da Avusturya, İzlanda ve Macaristan'ın bulunduğu gruba düşen Portekiz üç maçta da berabere kalmış, 'en iyi üçüncüler' kontenjanından tur atlamıştı.
Son 16 turunda Hırvatistan'la karşılaşan Portekiz, 117. dakikada Ronaldo'nun attığı depar ve çektiği şutun ardından seken topu tamamlayan Quaresma'nın golüyle çeyrek finale adını yazdırmıştı.
Çeyrek finalde rakip Polonya'ydı. Normal süresi 1-1 tamamlanan maçta Portekiz hata yapmamış ve yarı finale adını yazdırmıştı.
Bu sefer rakip Gareth Bale'in taşıdığı Galler'di. Ronaldo bu maçta bir gol ve bir asist yapmış, finalde ev sahibi Fransa'yla eşleşmişti.
Ronaldo 8. dakikada aldığı darbeyle dizinden sakatlanmış, oyundan sedyeyle çıkmak zorunda kalmıştı. Belki de herkes o an maçın bittiğini, Fransa'nın kupayı kaldıracağını düşünmüştü. Sakat diziyle saha kenarında hoplayıp zıplayan, takım arkadaşlarına taktikler veren, hakeme itiraz eden Ronaldo için hala bir umut vardı. Eder'in 109. dakikada attığı golle Portekiz kupayı kazanmış. Ronaldo'nun tabiriyle 'eksik parça' tamamlanmıştı.
Brezilya'nın Kolombiya karşısında bir üst tura çıktığı ama karşılığında belki de Dünya Kupası'nı kaybettiği o maç.
22 yaşındaki Neymar, Kolombiya maçında aldığı ağır darbe sonucu omurgasını kırmış ve Almanya'ya karşı oynanan yarı final maçını kaçırmıştı.
Brezilya, Almanya karşısında tarihi bir hezimete uğramış ve sahadan 7-1 mağlup ayrılarak ev sahibi olduğu 2014 Dünya Kupası'na veda etmişti.
Sizce Neymar o gün sahada olsaydı bir şeyleri değiştirebilir miydi?
Yapılamayan bir transfer, zincirleme şekilde Cristiano Ronaldo'yu ilk on bir oyuncusu yaptı.
2003 yılı. Joan Laporta, Barcelona seçimlerini tek bir vaatle kazandı: David Beckham'ı getireceğim.
Ancak koltuğa oturduğunda şok bir gerçekle yüzleşti. Beckham sözünü tutmadı ve Real Madrid'e imza attı. Taraftarlar öfkeliydi. Laporta'nın acil bir yıldıza ihtiyacı vardı.
Panikle rotayı Paris'e çevirdi ve Manchester United'ın anlaşmak üzere olduğu Ronaldinho'yu son saniyede kaptı.
İşte domino etkisi tam burada başladı. Eğer Beckham sözünü tutup Barça'ya gitseydi, Barcelona Ronaldinho'yu almayacak, Brezilyalı yıldız Manchester United forması giyecekti.
Sir Alex Ferguson çok istediği Ronaldinho'yu elinden kaçırınca, elindeki bütçeyi Sporting Lizbon'daki 18 yaşındaki o sıska gence, Ronaldo'ya yatırmak zorunda kaldı. Elbette tek etken bu değildi ve Ronaldo zaten Manchester United'ın radarındaydı ancak yaşanan olaylar transferi hızlandırdı.
Barcelona B planı Ronaldinho ile tarihinin en iyi dönemini yaşarken... United mecburen aldığı o gençle dünya futbol tarihini değiştirdi.
Kaynak:
https://t.co/OXz17KD0xl
https://t.co/RO9tNwfXDL
"Sizler hainsiniz. Sizden kadro hakkında kimseye bir şey söylememenizi istedim ama beni sattınız. Benim yanımda olmadığınızı gösterdiniz. Siz hayatımda çalıştığım en hain kadrosunuz. Hiçbiriniz birer o... çocuğu olmaktan öteye gidemiyorsunuz!" -Jose Mourinho
FLOOD
Jose Mourinho'nun tekrardan Real Madrid'in başına geçeceği konuşulurken, The Special One'un nasıl bir anlayışla Pep Guardiola'nın City'sini 2-0 mağlup ettiğini hatırlayalım.
Bu sürecin mutlak finali ve Barça hegemonyasının yıkıldığı an ise, Nisan 2012'de Camp Nou'da oynanan ve Real Madrid'in 2-1 kazandığı El Clásico oldu. O maç; iki yıllık travmanın, 5-0'ın acısının ve "köstebek" avlarının sahaya dökülüşüydü. Cristiano Ronaldo'nun o maçta golü attıktan sonra Camp Nou tribünlerine dönüp yaptığı o meşhur "Calma" hareketi, aslında sadece bir sevinç gösterisi değildi. O hareket, Mourinho'nun iki yıl önce ektiği "düşmanı kendi evinde küçük düşürme" psikolojisinin vücut bulmuş haliydi. O sezonun sonunda Pep Guardiola, "Tükendim, artık enerjim kalmadı" diyerek Barcelona'dan ayrıldı. Mourinho asıl hedefine ulaşmış; Guardiola'yı mental olarak bitirmiş ve tahtından indirmişti.
"Sizler hainsiniz. Sizden kadro hakkında kimseye bir şey söylememenizi istedim ama beni sattınız. Benim yanımda olmadığınızı gösterdiniz. Siz hayatımda çalıştığım en hain kadrosunuz. Hiçbiriniz birer o... çocuğu olmaktan öteye gidemiyorsunuz!" -Jose Mourinho
FLOOD
2011 Copa del Rey finalinde Real Madrid'in Barcelona’yı 1-0 yenmesiyle Mourinho döneminin ilk kupası kazanıldı. Ancak Mourinho için bu bir taktiksel zaferden çok, bir "psikolojik teslimiyet" zaferiydi. Maçtan önce oyuncularına Barcelonalıların aslında ne kadar kibirli ve "sahte" olduğunu anlatan uzun bir nutuk çekmişti. Kupa kazanıldığında soyunma odasındaki hali de bir futbol hocasından çok, savaştan galip çıkmış bir komutanı andırıyordu. Ne var ki bu zafer takımdaki bölünmeyi kapatmadı; aksine, Mourinho bu kupayı kendi yöntemlerinin "tek doğru" olduğunun kanıtı olarak kullandı ve oyuncular üzerindeki baskıyı daha da artırdı.
Bu finalden kısa bir süre sonra oynanan Şampiyonlar Ligi yarı finali serisinde, Bernabéu’daki ilk maçta Pepe’nin kırmızı kart görmesi ve Madrid’in 2-0 yenilmesi, Mourinho’nun kontrolü tamamen kaybetmesine yol açtı. Maçtan sonra futbol tarihine geçen o meşhur basın toplantısını yaptı: "Neden Ovrebo? Neden Busacca? Neden De Bleeckere? Neden Stark? Neden her yarı finalde aynı şeyler oluyor? Bu takımın dokunulmazlığı mı var? UNICEF reklamı yaptıkları için mi, yoksa İspanya Futbol Federasyonu Başkanı Villar'a çok sempatik geldikleri için mi onlara yardım ediliyor?"
Bu sürecin sonunda Real Madrid ve Barcelona oyuncuları arasındaki ilişki tamamen koptu. Mourinho, oyuncularının Barcelonalılarla en ufak bir dostane temas kurmasını "ihanet" olarak kodlamıştı. Casillas ve Xavi’nin ortamı sakinleştirmek için telefonlaşması bile Mourinho tarafından bir teslimiyet olarak görülüyordu. Casillas’a o kadar öfkeliydi ki, onun Madrid kaptanlığını hak etmediğini artık yüksek sesle dile getirmeye başlamıştı.
Peki finalde ne oldu? Mourinho'nun Barcelona maçlarında başlattığı "topu rakibe bırak, hata bekle" felsefesi, o sezon tüm lige yayılan ölümcül bir silaha dönüştü. Takım içerideki kavgalara rağmen —ya da belki de Mourinho'nun yarattığı o saf öfke ve korku sayesinde— sahaya çıktığında 10 saniyede kaleye gidebilen bir makineye büründü. Mesut Özil'in vizyonu, Di María'nın ciğersiz koşuları, Benzema'nın bağlantı oyunu ve Cristiano Ronaldo'nun saf skorerliğiyle birleşince, Real Madrid La Liga'yı 100 puan ve 121 gol gibi kırılması neredeyse imkansız bir rekorla şampiyon tamamladı.
"Vücudumun hayalini kurduğum oyuncu olmama izin verip vermeyeceğini merak ederek kaç gece yalnız başıma ağladığımı kimse bilemez. Pes etmeyi... hatta futbolu tamamen bırakmayı düşündüğüm anlar oldu. Sakatlıklar tekrar etti ve beni tamamen sınadı. Ama hala buradayım. Ve şimdi o sahaya her adım attığımda bunun anlamı daha büyük, çünkü her şeyi neredeyse kaybetmenin nasıl bir his olduğunu biliyorum."