“İşte büyük kurtuluş budur.”
(Sâffât Sûresi, 60. Âyet)
Kur’ân’daki en çarpıcı ifadelerden biridir.
Çünkü bu söz, cennetin nimetleri anlatıldıktan sonra gelir. Irmaklar, meyveler, ikramlar sayılır; ardından âyet bütün bunları tek bir cümlede toplar:
“İşte büyük kurtuluş budur.”
Dikkat edin; dünyada insanlar kurtuluşu başka şeylerde arıyor. Kimi makamda, kimi servette, kimi şöhrette, kimi de insanların takdirinde…
Kur’ân ise perdenin arkasını açıp hakiki kurtuluşu gösteriyor.
Öyle bir gün gelecek ki insan, kaybettiklerine üzülmeyi bırakacak. Çünkü kurtulmuş olmanın sevinci, geride kalan her şeyi unutturacak.
Belki de bu yüzden âyet kısa; fakat sarsıcıdır:
“İşte kurtuluş budur.”
Gerisi dünyanın gelip geçici meşguliyetleri…
"Seni tanıyanların sayısı azaldıkça özgürlüğün artar. Kendisini kimsenin tanımadığı ve kimsenin ondan bir şey beklemediği insanlar, bu dünyadaki en özgür insanlardır. İnsanlar bazen birer bağ, birer zincirdir."
Sıcakta tesettürü anlamayanlar hakkında:
"Münafıklar 'Bu sıcakta sefere çıkmayın' dediler. De ki: “Cehennemin ateşi daha sıcaktır.” Keşke anlasalardı" (Tevbe Suresi 81).
Müslüman kadınlar için tesettür bir cihat eylemidir...
Semavi dinlerde “günah kalbi karartır” anlayışı vardır.
Kişi günah işledikçe ruhsal duyarlılığını ve ahlaki sezgisini yitirir. Aynı yanlışı tekrarladıkça vicdan pusulasını kaybeder, basireti körelir.
Bu körleşme derinleştikçe insan yaptığı yanlışı hata olarak görmemekle kalmaz, doğru olarak kabul etmeye başlar.
Nihayetinde irade de gider. Ama iradeden önce, onu ayakta tutan her şey çoktan gitmiştir.
Kitabı okuduğumdan beri bu söz aklımdan çıkmadı. Bazen okuduğun bir kitap sana tek bir sözle bile ışık olabiliyor.
Cihan Çetinkaya - Şah Balaban Destanı
Okudunuz mu bilmiyorum ama Gazap Üzümleri’nde şöyle bir cümle geçer: “Ancak yeni doğan bir bebek baştan başlayabilir. Sen, ben… Biz artık geçmiş zamanız.” Geçmişi silmeye çalışma; onu kabul et,anlamlandır ve ondan ders al. Gerçek başlangıç,unutmak değil; bilinçle devam etmektir.