Eyüpsultan’da hazırladığı cookie, çikolata ve gofretleri ücretsiz dağıtmak isteyen genç kız, beklemediği bir ilgiyle karşılaştı. Vatandaşların yoğun ilgisiyle ikramlar saniyeler içinde tükendi.
Ne güzel ülke lan!
Suriye’ye 825 okul, 120 Bin konut yapıyorsun. Şartlar müsait. Bize gelince şartlar müsait değil.
Yani bizim sağladığımız şartlar bize müsait değil.
Bilin bakalım bu bölgede kimlerin 4 ve üstü çocuğu var? Bu ülkede yapılan her sosyal planlama hamlesi içinde bazı gizli maksatlar taşıyor. Son yıllarda yapılan tüm hamleler vergisini ödeyen, suça bulaşmayan temiz insanların aleyhine yapılıyor.
Değerli dostlar; yaklaşık bir yıl önce açıktan ilan edilen 'Yeni Devlet kurma projesi' ve buna bağlı yürütülen İhanet Süreci bugün çok tarihi bir şerefsizliğe imza atmış bulunuyor.
Bunca zamandır 80 milyonun dizi izler gibi hayretle takip ettiği sürecin aslında ne olduğunu hâlâ bilmiyoruz; bu yönüyle çok başarılı yazılmış bir senaryosu var. Hani sanat eserleri yorumlanırken, eseri yorumlayan kişi kendisinden bir şeyleri yansıtır ya? Eserin anlamının ne olduğunun önemi olmaksızın. Hatta anlamı da olmayabilir. Bu süreç tam olarak böyle bir eserdir. Ortada kimsenin tanımlamadığı bir süreç var ve Türk müesses nizamı el ele olmasını umduğu şeyi yansıtıyor, okuyor. Bunun için gazetecisi kendi kendine spin doctorluğa soyunuyor, sanatçısı kanaat önderliğine atlıyor. Duvara yapıştırılan bir muzda hayatın anlamını arayan duayen sanat eleştirmenleri gibi „Kardeşlik“, „Barış“, „Bir asırlık sorun“, „Devlet Projesi“, „Demokrasi“ gibi yarak kürek laf salatası içinde kendi ideallerini görüyorlar. Veyahut psikolojideki meşhur Rorschach testinde olduğu gibi, süreçte türlü acayiplikler okuyan şizofrenleri dinliyoruz.
Bu sizleri şaşırtmasın; zira burada beylik beylik konuşan AKP’liler, MHP’liler veya DEM’liler de ne olduğunu bilmiyor. Çünkü adam yerine konmuyorlar. Oysa ne beylik konuşuluyordu, değil mi? Güya pazarlık yoktu, PKK kendi kendine silah bırakacaktı. İsrail kapımızdaydı. Halbuki şizofreni daha sürecin başındaydı. Cumhur “Terörsüz Türkiye” derken, Terör Örgütü “Demokratik Cumhuriyet süreci” diyordu. Kimse de “Madem sorun Kürt sorunu, tanımlaması ne, çözümü ne?” demiyordu. “Madem sorun PKK ve terör; o zaman Meclis ne alaka?” demiyordu. Sadece “Bize güveniiiin!” diye bağıran bir Cumhurbaşkanı; öcalan’a methiyeler dizip Türk milletine söven bir MHP Genel Başkanı.
Oysa terör örgütü bize gün gün anlatıyordu: meşru muhatap kabul edildiklerini, pazarlık yürüttüklerini, af yasası çıkacağını, dağdaki teröristin siyaset yapacağını ve yeni anayasa hazırlayacaklarını - tek tek söylüyordu. Duayen aydınlarımız ise panik olmuştu. İyi hoş ama Demirtaş ne olacaktı? Peki, madem hepimiz birbirimize tren yapacağız; CHP başkanları niye hapisteydi? Yoksa Öcalan–Bahçeli–Erdoğan üçgeni demokrasi için savaşmıyor muydu? Tabii tüm bunlar eski röportajlar, tutanaklar veya kulis bilgilerini “sızdırarak” kamuoyunu manipüle etmelerine engel olmadı.
Ve gözleri yönelmişti Edirne’deki peygamberlerine. Palulu Obama da durur mu? Yıllardır olduğu gibi minik bir göz kırpma, minik bir kuyruk sallamayla müritlerine yeni umut üfledi ve bir altı ay daha “Öcalan’a karşı çıkacak” ümitlerini harladı. İş bitene kadar bu salakları da idare etmek gerekiyordu; ne yaparsın?
Esasen şu an gerçekleşen, bir gerçekliğin Anayasa’ya geçirilme projesidir. Maksat, Türkiye Cumhuriyeti’ni tarihe gömmek ve Kürtçü-İslamcı ittifakı temelinde yeni bir devlet kurmaktır. Sizin bu aşamada konuşmak veya fikir beyan etmek gibi bir lüksünüz yoktur. Çünkü eliniz silah tutmuyor. Çalmıyorsunuz. Öldürmüyorsunuz. İnsan gibi yaşamaya çalışıyorsunuz. Siz bu işin finansman kısmında varsınız. İmralı’da haftalardır süren inşaattan tutun da Meclis’teki kebaplara kadar veya bu kaymak tabakayı beslemek için verilen ihalelere kadar işi finanse etmek için debelenen kölelersiniz.
Bakın ne konuşulduğunu, neden konuşulduğunu, ne için konuşulduğunu - hiçbirini bilmiyorsunuz. Sadece "Siz Kürtlerle savaşıyordunuz, Bahçeli ve öcalan sizi barıştırdı. Hadi Özgür bu nikahı onayla da şu süreç suç olmaktan çıksın, hepimiz bulaşalım boka!" diyorlar. "Olmaz" derseniz de sövüyorlar. Buna da demokrasi şöleni diyorlar. Oy verdikleriniz sizi adam yerine koymuyor, 40 bin kişinin katiline gitmek için birbiriyle yarışıyorlar - bunu da aramızda çözdük diye komisyona bağlıyorlar. Yalan yok, bizim siyasiler komisyon işlerinden iyi anlıyorlar.
Meğer yıllar önce Bahçeli ipi değil, ipini atmış - biz anlamadık. Tutan biri çıktı elbette. Imralı'ya mı gitmek istiyor? Gitmeli, ama kelepçeli. Ipini de birlikte yanına vermeli.
Gülen kişi Prof. Dr. Aydın Ayaydın. Kendisi Tayyip Erdoğan'ı üniversitede gördüğünü söyleyen tarihteki tek akademisyen olduğu için genel bir dokunulmazlığa sahip...
Elektrik faturaları 750 lirayı aşanlar niye mi 1500 lira ödeyecek buyrun Enerji Bakanı'ndan dinleyin:
"Suriye'deki 5 milyon haneye yetecek elektriği üretebilecek doğal gaz Türkiye'den gidiyor !"
#HuzurHerkesinHakkı
Kamuoyuna Duyurulur!
Ortadoğu, tarihinin en hassas dönemlerinden birini yaşamaktadır. İran-İsrail gerilimi giderek tırmanırken, bölge istikrarsızlık, tehdit ve provokasyonlara daha açık hâle gelmektedir. Türkiye’nin güvenliği ve bölgedeki diplomatik dengeler büyük sınavlardan geçerken, içeride medyaya yönelik tartışmaları derinleştirip yayıncılık alanını kutuplaşma aracı hâline getirerek boykot çağrısı yapmak sağduyulu ve millî bir yaklaşım değildir.
Böylesine kırılgan bir dönemde, Ana Muhalefet Partisi liderinin ve @CHP_iletisim Kanalının; @trt, @atvcomtr, @KralPop, @ahaber, @beyaztv, @KanalD, @cnnturk, @ntv, @startv ve @tgrthabertv gibi Türkiye’nin köklü ve geniş izleyici kitlesine sahip yayın kuruluşlarını hedef alarak, kime ve neye hizmet ettiği belirsiz, en hafif tabirle aymazlık olarak adlandırılabilecek bir boykot çağrısında bulunmasını şiddetle kınıyoruz.
Bu tutum; toplumda gereksiz gerilim ve ayrışmalara neden olmakta, basın özgürlüğü ile halkın haber alma hakkına ciddi zararlar vermektedir. Medyayı sistemli biçimde hedef hâline getiren bu tür siyasi çıkışlar, halkın farklı kaynaklardan bilgi edinme hakkını doğrudan zedelemektedir.
Elbette eleştiriler, demokratik hayatın doğal ve vazgeçilmez bir parçasıdır. Ancak bu eleştirilerin kurumları doğrudan hedef göstermeye dönüşmemesi, kamusal tartışmanın sağlıklı ve yapıcı biçimde sürdürülebilmesi açısından büyük önem taşımaktadır. Yayıncılık sektörü; sadece ifade özgürlüğünü savunmakla kalmaz, aynı zamanda toplumsal sorumluluk bilinciyle hareket etmekle yükümlüdür.
Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) olarak biz, yayınların hukuka ve etik kurallara uygunluğunu titizlikle denetliyor; ihlal tespit edildiğinde yasal çerçevede gerekli müdahaleleri kararlılıkla gerçekleştiriyoruz. Amacımız, medya sektöründe özgürlük ile sorumluluk arasındaki dengeyi koruyarak, halkın doğru ve güvenilir bilgiye erişimini temin etmektir.
Bu hassas dengeye katkı sağlamak ve toplumsal barışın güçlenmesi için siyaset kurumunun da üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmesi gerekmektedir. Özellikle böyle zamanlarda, medyayı hedef göstermek yerine; birleştirici, uzlaştırıcı ve sorumlu bir dil benimsemek herkesin ortak görevidir.
Türkiye’nin köklü yayın kuruluşları görevlerini hukuka, etik ilkelere ve kamu yararına uygun şekilde sürdürmeye devam ederken; Üst Kurul olarak bu süreci büyük bir kararlılık ve hassasiyetle takip etmeyi sürdüreceğiz.