iki çocuk dışarı çıkıp birer simit yiyip birer meşrubat içse 500 lira. iki ergen bi sinemaya gidip birer kahve içse 1.000 lira. çocukları sanal dünyaya hapseden sizsiniz
DGD-SEN Genel Başkanı Neslihan Acar:
“Birliğiyle direnen Migros depo işçileri kazandı. Biz kazandık.
Direnen ve kazanan Migros depo işçileri onurumuzdur.”
Öldürülen her çocuk içim parçalanıyor. Her gün haberlerle, siyasetle, adaletle, ekonomiyle, TV dizileriyle şiddeti, ölümü, öldürmeyi sıradanlaştıran herkesi lanetliyorum.
Eğer bir ülkede çocuklar çocukları öldürüyorsa, bu vicdanın iflasıdır, en büyük suç ise siyasetin ve devletindir.
#Atlascağlayan
“Allahü Teâlâ, erkeklerin deşarj olması için kadınları dövdürtüyormuş.” Söylemin rezilliğine bakar mısınız? Böyle bir mahlûku üniversitede konuşmacı olarak çağırırsanız, aklı başında, onuru olan herkesin protestosu hem doğaldır hem haklıdır.#boğaziciuniversitesi
Burada iktidara oy veren emekçi insanları da doğrudan ilgilendiren bir mesel var. Bu mücadele muhafazakar-seküler çekişmesi değil. Ortada bir kimlik mücadelesi değil özünde bir sınıf mücadelesi var. Türkiye’deki sermaye sınıfı eşi benzeri olmayan büyük bir sömürü çarkını elinde tutuyor. Büyük kârlâr, gücencesiz çalışma koşulları, örgütsüzlük, yoksulluk, enflasyon ve daha fazlası…
Yaşadığımız şey emekçilerin ve yoksulların sermaye sınıfına ve onun diktatörlüğüne karşı yürüttüğü bir mücadele.
Türk sekülerinin örgütlenmekten aklı çıkıyor ama karşısındaki gericiler inanılmaz örgütlü.
3-5 bin kişilik tarikatların bile devasa şirketlere ve güce sahip olduğu bir ülkede örgütlenmemeyi tercih etmek en büyük intihar.
Genç arkadaşlar kaybedecek hiçbir şeyimiz yok.
Ev-araba alamayacağız. Sınavı kazansak da mülakatta eleneceğiz. İhalelere giremeyeceğiz. Mahkemeye düşsek “adamımız” yok. Dolar kuru ile zenginleşemeyeceğiz.
Geleceğimizi çalanlara karşı direnişe devam!
İstanbul’un seçilmiş belediye başkanı gözaltına alınıyor. Anayasal hakkını kullanarak protesto etmek istiyorsun ama edemiyorsun; çünkü gösteri hakkın dört günlüğüne askıya alınmış, ulaşım kısıtlanmış, sosyal medyaya erişimin daraltılmış. “Sadece benim sunduğum içerikleri tüket, anlattığım gerekçeye ikna ol. Olmuyorsan da sus." deniliyor. Başka bir opsiyonun yok.
Bu bile başlı başına tepki göstermek için yeterliyken, aynı anda kimilerinin hâlâ "E şimdi, Girne Amerikan ile İÜ aynı klasmanda okullar mı Allah aşkına? Bir usulsüzlük olmuş olabilir!" diyerek yaratılmaya çalışılan şaibeli biri algısını güçlendirmek için çabalaması ve bunu akademik etik adına yaptığını sanması... Gerçekten inanılmaz.
Bu adam seçildiği hâlde mazbatası verilmedi diye yeniden sandığa gittik. O zaman da oy çaldığı iddia edilmişti. Sandıkların başında bekledik. Sonra, 800 bin fark attığında bu iddiaların asılsızlığı ayan beyan ortaya çıktı.
Ama sanki geçmişte yaşananlar hiç olmamış, sanki her şey bugün ilk kez oluyormuş gibi bir körlük içinde hareket ediyoruz. Toplumsal bellek? O da ne? Hayret ve dehşet içinde izliyorum.
Her 8 Mart'ta ortaya çıkan yanlış (ve klişe) söylemleri yanıtlayan bir flood:
1) "Erkeklerin de yaşadığı problemler var..."
Yanıt: Elbette. Ancak bu problemlerin büyük bir kısmı, ironik bir şekilde, erkek egemen toplumsal düzenin (patriyarkanın) doğrudan bir sonucu. Geleneksel toplumsal cinsiyet rolleri, erkekleri güçlü, sert ve duygularını bastıran bireyler olmaya zorlar; aileye bakmak, maddi yükü taşımak, askerlik yapmak gibi görevleri dayatır. Bu yapılar, sadece kadınları değil, erkekleri de belirli normlara hapseder ve bireysel özgürlük alanlarını daraltır.
Fakat bu erkeklerin tarihsel olarak kadınlara kıyasla daha avantajlı bir toplumsal konumda olduğu gerçeğini değiştirmez.
Erkeklerin yaşadığı sıkıntılar, kadınların maruz kaldığı sistematik eşitsizliklerle aynı kategoride değerlendirilemez. Bir bireyin kişisel mağduriyeti ile, belirli bir grubun siyasal, ekonomik ve sosyal alanlarda yapısal dezavantajlara maruz kalması arasında temel bir fark vardır.
Örneğin, dünya genelinde kadınların erkeklere kıyasla daha düşük maaş alması, yönetim kademelerine daha az erişebilmesi ve cinsiyet temelli şiddete daha fazla maruz kalması, cinsiyet eşitsizliğinin nesnel göstergeleridir. Dolayısıyla mesele yalnızca bireysel mağduriyetler üzerinden değil, toplumsal ve sistematik eşitsizlikler perspektifinden ele alınmalıdır.
(devam ediyor)
Çukurova Üniversitesi Kadın Çalışmaları Kulübü'nün genel kurul toplantısı faşist çeteler tarafından basıldı. Arkadaşlarımız darp ve tehdit edildi.
Üniversitelerimizi kadın düşmanlarına, faşit çetelere teslim etmeyeceğiz!
Her zaman yarınların daha iyi olacağına dair umudum sayesinde hep gelecek tahayyülleri kurdum. Geçmişi özlemek uzaktı bana. Eski Antakya’da bir yerde bugünlerimi düşünürken tam da orada olmak isteyebileceğimi hesaba katamamışım.
Hatay’ı 2019’da %55 ile, Hatay’ın deprem ilçelerini %90 üstü oranla kazanmış CHP önümüzdeki yerel seçimler için ne düşünüyor? Deprem ilçelerinde hayat durmuşken, kalanlar en temel insan hakkı olan su için bile hashtag açmak zorundayken ne düşünüyorlar?