Fazla öğüt verir anneler:hayallerinden sakın vazgeçme,hangi renksen osun,başkasının yanına yakışmak için sakın solma,fedakar ol ama kendine ihanet etme,içindeki şarkıyı susturacaklar sesini kısmaya çalışacaklar,sen iç sesine güven kusursuz olmak için değil mutlu olmak için çabala
Çatışmayı göze alamayan bir manipülatif, seni yoklukla ve sorunu yarım/belirsiz bıraktırarak yola pes ettirmeye/hata yaptırmaya çalışır.
Gerginliğe gelemeyen biriysen, ya bu belirsizliğe gelemeyip patlar ya da haklı olsan bile küslüğe gelemeyip özür dilersin.
Patlarsan “ öfke sonunun var,seninle konuşulmuyor” der.
Özür dilersen “ bak hata sende” der.
Her durumda kendisi mağdur/haklıdır.
Serhat Yabancı
Çalışıp para kazanıyorum, vergi alınıyor.
Vergisi ödenmiş paramla yiyecek alıyorum, vergi alınıyor.
Araba alıyorum, alırken bir kere, üstüne her yıl vergi alınıyor.
Araba gitsin diye yakıt alıyorum, vergi alınıyor.
Kalan para pul olmasın diye faize koyuyorum, vergi alınıyor.
@kilicdarogluk Türkiye’ye bunu yapmaya hakkin yok, CHP’nin güçlü duruşuna en ihtiyaç olan zamanda sen ikiye böldün resmen partiyi. Senin farklı ajandan var belli ki ‼️
@gurseltekin34 Kemal Kılıçdaroğlu madem milleti düşünüyor, butlan karari sonrasi chp’yi zora sokmamak icin gerekeni yapsaydi. Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu? Oldu mu simdi bu yaptigi(niz)?
Olgunluk biri sizi kırdığında ordan sessizce uzaklaşabilmektir. Bilgelik, onunla vicdan arasına girmemek ve böylece museccel kaderine izin vermektir. Gerisini hayat halleder nasılsa, bunu bilmektir…
82 yaşındaki Prof.Dr. Mehmet Haberal 24 saat boyunca hiç uyumadan 2 böbrek, 2 de karaciğer nakli yaptı.
Bunun adı; hayatını, insan yaşatmaya adamaktır.
Bir yanda insanları yaşatmak için çırpınan Prof. Haberal gibi bilim insanları, öte yanda insanları kitle halinde öldüren Netenyahu ve Trump gibi katiller!
Bu nasıl bir dünya?..
Profesör İlber Ortaylı vasatlar ülkesinde hayatımıza büyük değer katan, gerçekten çok saygıdeğer bir insandı, hatırladıkça bizimle birlikte yaşamaya devam edecek, mekanı cennet olsun
Yurt dışına çok sayıda arkadaşını kaptırmış biri olarak, onlarla yaptığım çoğu konuşmada göçün çoğu zaman bir “çıkış”tan ziyade iki farklı güvencesizlik rejimi arasında sıkışma hâli olduğunu görüyorum.
Türkiye’de eğitim ve akademik başarı, kamusal bir değer üretmediği gibi istikrarlı bir yaşam vaadine de dönüşmüyor; yurtdışında ise nitelik, geç tanınan ve sürekli sınanan, koşullu bir statüye indirgeniyor. Buna yabancı olmanın her yerde yeniden üretilen yapısal dezavantajları da ekleniyor.
Sonuçta ne içeride işleyen bir liyakat ne dışarıda tam bir aidiyet. Biz yurdun içinde, onlar yurdun dışında; ortaya çıkan şey bir kuşak kaybı rejimi: Hareket eden ama ilerleyemeyen, her ne olursa olsun tutunamayan bir gençlik.