Mustafa Sarıgül'ün oğlu Ömer Sarıgül ile eşi Revna Çakır anlaşmalı olarak boşandı. (Sabah)
Revna Sarıgül'ün talebi:
• Tazminat: 1 milyar 500 milyon TL
• Nafaka: Aylık 1 milyon 500 bin TL
• Çocuk nafakası: Aylık 1 milyon 800 bin TL
Ömer Sarıgül'ün önerisi:
• Tazminat: 10 milyon TL
• Nafaka: Aylık 400 bin TL
• Ev, okul ve sağlık giderlerini karşılama.
Mahkeme kararı:
• Tazminat: 35 milyon TL
• Nafaka: Aylık 10 bin dolar
• Çocuk nafakası: Aylık 5 bin dolar
Bu tür insanlar, kendileri de, kendilerinden üstün gördükleri birinden gelen bu sözüm ona "iltifat"ı bilinçdışında yatan aşağılık kompleksi ve statü arayışıyla fark etmeden kabul ediyor, mutlu oluyor ve stereotipi sürdürüyor.
Bomboş işler. Tamam kültürünü sahiplen, güzel yanlarını yaşat ama üstünlük iddiası nedir yani? Üstün olsa bunda senin katkın ne misal, yahut sana ne katacak bu üstünlük iddiası?
Bir yazarı şu ya da bu sebeple beğenmemek son derece olağandır, nitekim bundan muaf bir yazar yoktur. Ancak akademik ve eleştirel düzlemde kabul görmüş bir yazarın edebi değeri, salt okur beğenisiyle tayin edilemez.
Edebiyat matematik değildir.
Orhan Pamuk iyi bir yazar olduğu için ödül almadı. Ki zevkler tartışılır, benim fikrime göre iyi bir yazar da değildir.
Her hıyarım var diyene tuzlukla koşmamak iyi bir şeydir. Sen öyle düşündüğün için değil, düşünmeyi yetirebildiğin için değil de sipariş usülü milletine sırtını dönersen sana da sırtını dönerler. Sevmek zorunda mıyız? Hayır. Bitti gitti.
Kimse sana su siparişi verme demiyor. Asansörü olmayan bir binanın 20. katında oturan biri 30 kg’lık bir sipariş verebilir, mesele bunun etik olup olmaması. Yerleri silen bir görevlinin önüne bilerek çöp atıp “bunu da temizleyebilir misin?” demenin önünde de fiili bir engel yok.
Tıbbi deontoloji gereği şu an dünyada en nefret edilen kişi, misal Jeffrey Epstein bile acil tedaviye muhtaçsa tedavi edilmek zorunda. Böyle bir deontolojik zorunluluğu, suistimal edilen bir hizmetle kıyaslamak için en hafif tabirle art niyetli olmak gerek.
Kurye arkadaşlar ben su söyleyeceğim siz de getireceksiniz. Getirmiyor musunuz bu olabilir o zaman da kuryelik yapmayacaksınız. Mesela ben açık kalp ameliyatı yapamıyorum o yüzden kalp damar cerrahı değilim. Kalkıp yok ben illa kvc yazcam ama ameliyat istemiyorum bu kadarı fazla diyor muyum demiyorum size de zahmet olmayacaksa aldığım ürünleri A noktasından B noktasına taşıyın
Sonuna kadar haklı bir serzeniş, tüm kıyı şeridi kesintisiz bir şekilde yürünebilir olmalı. Boğaz’da ya da başka bir yerde denize sıfır bir yalı gördüğünüzde içinizden sövmüyorsanız, seri üretim bandında üretilmiş bir robottan tek farkınız, özgür iradeniz olduğunu sanmanız.
İstanbul'da bir tuhafiyeciye girdim, eteğimin metal düğmeleri düşmüş, hepsi aynı olsun diye yenilerini alacaktım. Tezgahtaki amcanın önüne yanımda getirdiğim eteği koydum, düğmeleri gösterdim. Eteğin kumaşını uzun uzun sevdi, okşadı, parmak uçlarını gezdirdi. Bu kimin eteği, dedi
İşkembeden sallamak ne kolay ya. Alıntılanan görüntünün yapay olmasını geçtim, çoğu senaryoda Dünya'nın ışık kirliliği az olan bir bölgesinden gece uzay görüntüsü, Mars'takinden çok daha canlı ve renkli görünür. Mars'ın tek avantajı ince atmosferi ama o da tozlu çoğu zaman.
Beren Saat muhtemelen bu projede en büyük desteği sanatçı eşinden gördü. Tüm dünyada ekseriyetle, yakınındakine "olmamış bu" diyecek insan eksikliği söz konusu. Partnerlikte durum daha vahim, insanlar eleştiri kaldıramadığı için kimse çatışma riskine girmiyor.
Dayıcım sizin bu kırılgan milliyetçiliğiniz yormuyor mu sizi cidden. Konuyu nerden nasıl aldın da Türkçe'ye ve Türk milletine bağladın anlamıyorum. Evrensel bir altyazı-dublaj klişesi üzerinden milli mücadele destanı yazmış resmen.
Markanız Türkiye'ye geldiğinden beri dünyanın en iyi dublaj işleri ile bölgede ciddi bir başarı yakalamışken, mesleği bu şekilde itibarsızlaştırmanız size doğru geliyor mu? Partnerleriniz, iş ortaklarınız, çalışma arkadaşlarınız ve seyirciniz hakkındaki tutumunuz bu mu? Platforma ödeme yapıp, hizmet satın almış seyircinizi bu şekilde aşağılamak, marka iletişimi adına ne ifade ediyor?
Gerek yönettiğim, gerek çalıştığım projelerde, yaklaşık 40 senemi geçirdiğim şu sektörde sizin işleriniz için verilen emeği çok iyi bilen insanlardan biriyim. Seyircinin takdiri ise ortadadır. Platforma, "Türkçe Seslendirme" özelliğinin kattığı değer ortadadır. Türkçe dili sadece "Türkiye" kullanıcıları tarafından değil, Türkçe izlemeyi tercih eden sayısız bölgede tercih edilmekte ve yaklaşık olarak 200 milyon insan için önem arz etmektedir.
Türkçe dili, Türk insanının ve Türk milletinin değeridir. Ülkemiz insanlarının birbirine olan bağlılığının mayasıdır. Türkçe dili, kimsenin alay edebileceği, dil uzatabileceği, değersizleştirebileceği bir unsur değildir. Bu topraklarda, bu değerler görüş farklılıklarımıza rağmen herkes tarafından savunulur ve korunur. Uzun yıllardır Türkiye'de hizmet veren bir marka muhakkak bunun farkındadır.
Biz işimizi yaparken -getirisi ne olursa olsun- elimizden gelenin en iyisini yapan insanlarız. Kendi değerimizin bilincinde olduğumuzu bilmenizi isterim. Ajansınız ve ajansınızda marka hesabını yöneten kişi farkında olmayabilir ancak biz "sanatçı" insanlarız ve kimseyi bu şekilde küçük düşüremezsiniz. Hesabı yöneten kişi hakkında gereken aksiyon alınmalıdır. Ciddi bütçelerle yönetilen bu kadar değerli bir hesabın çok daha "incelikli" düşünen insanların elinde olması beklenir.
Şu gönderi ile, markanızı "dublajlı içerik" izlemek için tercih eden insanları da küçük düşürdüğünüzü ayrıca belirtmek isterim. Marka iletişimi açısından bakıldığından bile son derece sıkıntılı bir durum.
Burada amaç, dünyanın en iyi dublaj işlerinin üretildiği ülkemizdeki işin profilini düşürüp, değersizleştirerek daha ucuza satın almak ise; ülkemizde dünyanın en ucuz dublaj bütçeleri ile çalışılıyor zaten. :)
Burada iyi niyetle, hesabı yöneten ajansın bir "kaza" yaptığını düşünmek istiyorum. Diğer yandan bu ilk değil. Periyodik olarak dönem dönem bu ve benzeri içerikler yayınlanıyor. Netflix gibi içerik zenginliği yüksek bir markanın sosyal medya hesabını yöneten kimseler "içerik üretim sıkıntısı" yaşamamalı diye düşünüyorum. Hesabı yöneten ajansın Türkçe ile, Türk insanı ile, Türkiye Cumhuriyeti'nin milli değerleri ile ilgili "farklı" bir görüşü olabilir. Herkes fikirlerini ifade etmekte özgürdür. Ancak bunu "marka" hesabı üzerinden ifade etmek, marka iletişimi adına kabul edilebilir değildir eminim...
Bu "mizah" değil. Saygısızlığa hoşgörü göstermek zorunda değiliz. İncitici, bilinçli ve zaten sayısız sorunla savaşan bir sektöre yapılan haksız bir vuruş. Gönderiyi kaldırmanız bir şey ifade etmez. Bu iletişim kazası hakkında alınan aksiyon hakkında bilgilendirme yapmanız ve incittiğiniz insanlara bir özür yazısı yayınlamanız gerekmektedir.
Konu hakkında @oyuncusendika ve Ses Stüdyoları Derneği'ni (@ses_dernegi) göreve davet ediyorum. Mesleğimizin hakkını ise siz kıymetli seyircimize emanet ediyorum.
Saygılar.
@EzgiEmel_@mortifera Seinfeld, güldürmekten çok gözlem yapan bir sitcom. Espriler olaydan değil, gündelik insan davranışlarından çıkıyor, bu yüzden kahkaha değil “tanıdıklık” hissi yaratıyor. Ardıllarına alan açması bakımından da müstesna bir konumda.
Kimlik inkarı, dil yasağı, sürgün, kolektif ceza, siyasal yasak, toplumsal ırkçılık, cezasızlık...
Hepsi bir yana, kara lahana çorbasının çektiği çile bir yana.
Şu ülkede birbirini zorbalamayan komşu il yoktur, Konyalı yobaz diye Karadeniz'li yemeğine kadar, İzmir'li giydiği dona kadar, Kars'lı sabahtan akşama kadar ayrımcılığa uğradı da kimse dağa gitmedi, bir yere bomba koymadı, bana çingene diyorlar diye molotof atanı hiç görmedim..
Curry'nin bu demecine, Türkiye'de “neden böyle ses çıkaran ünlü yok” gibisinden sarkastik yorumlar yapılmış. Polisine, askerine adeta ilah gibi tapan bir ülke için fazla iddialı sözler. Curry bunu Türkiye’de söylemiş olsaydı, vatan haini ilan etmek için elde çanakla koşardınız.
📢 Steph Curry, Minnesota'daki ICE protestolarına destek verdi:
"Buraya iki gün önce geldiğimizde güçlü bir birlikteliği net şekilde hissedebiliyorduk. Şehir merkezindeki protestoları izlemek harikaydı.
Yoğun katılım, barışçıl protesto, ortak ses… Bunun daha olumlu bir değişimi tetikleyebileceğini hissediyorsunuz.
Birçok şeyin değişmesi gerekiyor ve Minnesota'da olduğunuzda bunu hissediyorsunuz."
Sonuç olarak 'bu ülkenin ekmeğini yiyip ihanet etmek' söylemi analitik açıdan tutarsızdır. Yurttaşlığı minnet ve sadakat üzerinden tanımlar ve demokratik siyasal düşünceyle bağdaşmaz. Hukuki bir tespit değil, eleştiriyi bastırmaya hizmet eden ideolojik bir refleks üretir.
Her yerde, hep bir ağızdan çıkan o laf, "bu ülkenin ekmeğini yiyip" diye başlayıp sonuna istenilen suçlama, yakıştırma eklenerek muhteşem bir tenkit yaptığını sananlar: Gelin, bu söylemin neden sandığınız gibi olmadığını uzun uzun anlatayım.
Bu dil aynı zamanda devleti eleştirilemez ve kutsal bir varlık haline getirir. Devlet adına işlenen şiddet ya da hak ihlalleri görünmez kılınırken eleştiri yapan kişiler tartışmanın merkezine yerleştirilir.