Deniz Baykal'ın kaseti ortada yokken, 8 ay önce İsveç'te bir enstitü rapor yayınladı. Deniz Baykal'ı kaset ile istifaya zorlayıp yerine Kemal Kılıçdaroğlu getirilmezse AKP, PKK açılımı yapamaz, yapsa da başarılı olamaz.
Mutlak Butlan Kılıçdaroğlu'nun bu görevini tamamlamak içindir ama CHP'yi değil AKP'yi dağıtacak.
Banu Avar:
“Gerçek bir muhalefet yerine üretilmiş ve kontrollü bir muhalefet izliyoruz.
Gerçek muhalefetin ortaya çıkmasını engelliyorlar. Sahte muhalefetler, halkın öfkesini emmek için emniyet subabı olarak kullanılıyor. Böylece sistem devam ediyor… Ama olan her zaman milletimize oluyor.
Bu kontrollü muhalefet sayesinde halka demokrasi varmış gibi bir illüzyon yaratılıyor. Hem iktidar hem muhalefet aynı sistemin iki farklı yüzü gibi çalışıyor.
Emperyalizm ise bu sistem sayesinde çok rahat ediyor.”
CIA Türkiye masa şefi Paul Henze , 2006'da ABD kongresine bir rapor sunuyor ve diyor ki;
"eğer ABD çıkarı Türkiye'de bir Federasyon kurmak ise Türkiye oldu bitti bir darbe ile başkanlık sistemine geçirilmeli. Yasama yürütme yargı ordu TBMM devre dışı bırakılmalı."
#ButlanKararı
Prof dr Yaşar Nuri Öztürk ile Araştırmacı-Yazar Murat Bardakçı'nın yıllar önceki hain Sultan Vahdettin söyleşisi unutturuldu.
İyi ki Digital Arşiv var...
Gizliliği 2025 yılında kaldırılan 1934 tarihli resmi belge...
Mısırlı El Mukattam gazetesi muhabiri Kerim Sabit, Türkiye ziyaretinden sonra Atatürk hakkındaki izlenimlerini yazmış:
- Fransızcayı iyi bilir ve Almanca konuşur. Türkçe'ye karşı olan kıskançlığından ötürü Türkçe'den başka lisanla konuşmaz.
- Çok şık giyinir. Söylenene göre şık giyinmeyi pederinden almıştır. Şıklığı Ateşe Militeri iken Sofya'da dillere düşmüş.
- Orta boylu, sarı saçlı ve mavi gözlü... Şimdiye kadar gördüğüm bakışların en kuvvetlisidir.
- Hararetlenirken tabanca kullanır gibi ellerini birkaç defa önüne doğru uzatır.
- Gazi Hazretleri 54 yaşındadır. Bünyeleri hala kuvvetlidir. Bazen sabahlara kadar uykusuz kalır. Güneş çıkınca da sanki bütün geceyi uykuda geçirmiş gibi atına binerek gezmeye çıkar.
- İcabı halinde her mahrumiyete katlanabilir. Çünkü azimkarlığının bir had ve hududu yoktur.
- İstanbul'da bulunduğu zamanlar geceleri Park Otele giderler. Dostlarıyla bir fer gibi oturur veya dansa iştirak eder. Kendisine bir fert gibi muamele edilmesini çok sever. Bir gece danstan sonra Mısırlılardan biri Gazi Hazretlerine yol açmak istedi. Gazi kabul etmedi. Herkesin sırasıyla geçmesi lüzumunda bulundu.
- Gazi'nin sadeliğini Ankara'yı ziyaret ederken gördüm. Bir tepe üzerinde yapılıp şehire nazır olan sarayı o kadar o kadar sade tarzda yapılmıştır ki, dış görünüşü Cumhurbaşkanı ikametgahı olduğunu göstermez. Bilakis bu binayı gören yabancılar henüz bitirilmemiş olduğunu zannederler.
- Gazi, Ankara'da bulundukları zaman her gün öğleden sonra gezmeğe çıkarlar.
- Gazi Hazretlerinin maiyetleri motosikletli iki asker ve otomobili takip eden ve içinde üç kişi bulunan otomobilden ibarettir.
- Bir kulübe girdikleri zaman yalnız girer, orada istedikleriyle görüşür, herkesin elini sıkar.
- Gazi genellikle köyleri ziyaret eder. Köylülerle konuşur. Köylülerin vaziyetini sorar, istediklerini dinler.
- Bugün Türkiye'de Gazi'ye kurtarıcı gözüyle bakmayan hiçbir kimse bulunmadığını söylemeye hacet görmüyorum.
AÇ VE SUSUZ KALMIŞ TÜRK ASKERLERİ, SOPALAR EŞLİĞİNDE FIRAT NEHRİNDEN SU İÇİYOR / DİN KARDEŞLERİMİZ İSE ELİ SOPALI İNGİLİZİN YANINDA!
İzleyeceğiniz görüntüler yabancı arşivlerden alınmıştır ve tamamen gerçektir.
1. Dünya savaşında Arap yarımadasında/güney cephelerde yokluk içinde cansiper savaşmış, sırtından hançerlenircesine gördüğü ihanetler yüzünden İngilizlere ve onların kışkırttığı Araplara esir düşmüş Türk Askerlerini göstermektedir.
Günlerce aç, susuz, yaralı ve hasta yürütülen Türk Askerleri uzak ülkelerdeki ölüm kamplarına götürülmektedir.
Tarih konusunda uzman ve akademik kariyere sahip değerli hocalarımızın hoşgörüsüne sığınarak yerli ve yabancı kaynak kitaplardan edindiğim bazı bilgileri siz dostlar ile paylaşmak istedim.
1. Dünya savaşı başladığı günde (Cihad-ı Mukaddes ilanı 14 Kasım 1914) Mondros Mütarekesi’nin imzalandığı güne kadar 2.850.000 asker mevcudunun 941.480 ölü, 990.000 yaralı ve hasta, 358.520 esir ve kayıp olmak üzere 2.290.000 kişi savaş dışı kalmıştı.
Tarihçilerin ortak fikir ve tespitine göre, kayıt ve arşiv yetersizliğinden dolayı esirlerin net sayısı bilinmemekle beraber, kayıplar dikkate alınmadığında, sadece esir kamplarında fiilen yaşayan/bulunan Türk Askerlerinin sayısı kesinlikle 200.000 üzerindedir.
Türk Askerleri en çok güney cephesinde (Arap yarımadasında) İngilizlere ve onların işbirlikçilerine (Avustralya, Hindistan ve Araplar vs.) esir düşmüşlerdir. Belgelere gore, Osmanlı devletinin elinde, itilaf devletlerinden toplam 21.506 asker esir bulunmaktaydı.
Güney Cephelerde (Irak, Sina, Filistin, Hicaz, Yemen vs.) Esir düşen Türk Askerleri, çok farklı sayıda kamplara götürülmüştür. Bunlar, Hindistan Kampları (Superpur Kampı, Ahmet Nagar Kampı, Belgaum Kampı, Bellary Kampı, Kalküta İstasyon kampı, Kataphar Kampı, Tongnung Kampı, Thatmyo Kampı, Schwebo Nekahet Kampı, Meiktila Kampı, Rangoon Karantina Kampı) Mısır Esir Kampları (Heliopolis Kampı, Abbassiah Hastanesi/Kampı, Maadi Kampı, Mısır Hilal-i Ahmer Hastanesi/Kampı, Kahire Kalesi Kampı, Ras-el-tin Kampı, Seydibeşir Kampı, Bilbeis Kampı, Kasrı Nil Kışlası/Kampı), Kıbrıs Adası Esir Kampları, Malta Adası Esir Kampı, Man Adası Esir Kampı, Yunanistan Esir Kampları, Irak Esir Kampları (Basra, Bağdat-Geçici Toplanma Kampları) ve Burma Esir Kamplarıdır. (Kızılhaç Arşivleri)
(Doğu Cephesinde esir olan Türk Askerleri ise Rusların denetiminde olan Erzurum, Kars gibi toplanma yerlerinden sonra, Tiflis Esir Kampları, Bakü/Nargin Adası Esir Kampları, Moskova Esir Kampları ve Sibirya Esir Kamplarına gönderiliyordu.)
Esir Türk Askerlerinin büyük çoğunluğu bu esir kamplarında planlı şekilde imha edilmiş ve malaria (sıtma), diarrhoea (ishal), trohom, yaralanma, zehirlenme başta olmak üzere, zihinsel ve sinirsel(dikenli tel hastalığı) rahatsızlıklar gibi çeşitli hastlalıklar da vesile kılınarak katliama maruz kalmıştır. Hayatta kalabilen çok az sayıdaki Türk Askerleri ancak 1924 yılından sonra Anadolu’ya dönebilmişlerdir.
Bunların arasında, en acımasız ve en insafsız zulüm, işkence ve vahşetler Mısır Esir Kamplarında yaşanmıştır. Bu kampta, esir Türk Askerlerine zorunlu yemek olarak ölmüş ve kokmuş beygir ve katır etleri yedirilmiştir. Türk Askerlerinin çoğunluğu bu sebeple dizanteriye ve "pellagra" denilen uyuzdan daha beter illet bir hastalığa tutulmuş ve acılar içinde şehit düşmüşlerdir.
Güneş altında perişan olan, kavurucu kumlardan kan çanağına dönen Esir Türk Askerlerinin gözleri, hususi götürüldükleri Abbassiah hastanesinde, bu sefer cellat doktorlar tarafından (Arap ve Ermeni oldukları belirtiliyor) bağırta bağırta oyulmuşlardır. Yıkanma bahanesiyle asitli havuzlara süngü ve dipçik zoruyla sokulan Türk Askerleri kör edilmiştir. Kamplarda ve hastanelerde kör edilmiş Türk Askerleri, ancak birbirlerinin ceketlerinden tutunup sürüne sürüne tuvaletlere gidebilmiş ve normal ihtiyaçlarını giderebilmişlerdir. Mısır Kamplarından çok azı hayatta kalabilen esir Türk Askerleri Anadolu’ya gözleri kör ve yardıma muhtaç olarak geri gelebilmiştir😪