Merhabalar, İstanbul’da yaşayan bir üniversite öğrencisiyim. Geçen ay sürekli gittiğim marketin önünde başı eğik duran ve göz bebekleri farklı boyutlarda olan bir kedi buldum. Bulunduğum ilçenin veteriner hizmetleri diğer belediyelere göre iyi ve sokaktan bulduğum kedileri genellikle kendim götürdüğüm için veterinerler beni tanıyor. Kediyi muayene eden veteriner orta kulak enfeksiyonu olduğunu söyledi. İlaç tedavisi denendi ve belki düzelir diye bir süre gözlem altında tutuldu ancak maalesef iyileşmedi. Veteriner, sorunun tam olarak anlaşılabilmesi ve nasıl bir tedavi uygulanacağına karar verilebilmesi için MR çekilmesi gerektiğini söyledi. Bunun için kediyi avcılardaki hayvan hastanesine götürmem gerekiyor. MR kısmını bir şekilde halledeceğim ancak sonrasında ne yapacağımı bilmiyorum. MR'dan sonra tedavi sürecinde kalabileceği bir klinik ya da geçici yuva bulmam gerekiyor. Veteriner, enfeksiyon riski nedeniyle kediyi tekrar belediyeye almanın çok riskli olacağını söyledi. Geçici olarak ben bakamıyorum çünkü geçen yıl sokaktan sahiplendiğim kedim nörolojik FIP geçirdi ve gözlem süreci daha yeni bitti. Kedimde yıllık aşıların stres yapması sonucunda fip tetiklendi bu yüzden yıllık aşılarını olamayacak ve tek kedi olarak yaşaması gerekiyor. Bu yüzden maalesef bu kediyi eve almam mümkün değil. Çevremde de alabilecek kimse yok. Bu kedi yaklaşık 1 aydır veterinerde bekliyor. Bu süreçte defalarca paylaşım yaptım ama bir çözüm bulamadım. Kendi kedimle oynarken bile onun halini düşünüyorum. Cidden artık gözüme uyku girmiyor ve elim kolum bağlı ne yapacağımı bilmiyorum. Ben öğrenciyim ve tedavi masraflarını karşılayabilecek durumda değilim. Kendi kedimin tedavi sürecini bile ailem zar zor karşıladı. Lütfen bu kediye yardımcı olabilecek birileri varsa yazın. 🙏🏻 Ve lütfen retweetleyin
“Revolution: defending the values one believes in at the cost of any sacrifice; it is modesty, selflessness, altruism, solidarity and heroism. It is fighting with audacity, intelligence and realism...”
📍Havana, Cuba
Tribüne pankart asılmasına engel olunmadığında, tek tip giyinmenin görsele kattığı etki ve çatı aralarının kısmen bile kapatılmasıyla oluşan atmosferin stadyuma nasıl yansıdığını herkes görmüştür umarız! Gerçek ambiyans; stadyuma sadece maç izlemeye değil, bağırmaya ve takımını itmeye gelen insanların bir arada olmasıyla oluşur. Eleştiriden çok çözüme odaklanalım; herkes hakkını veriyorsa neden eleştiriyoruz? Egolardan arınmış, birliktelik duygusunu ön plana koyan bir organizasyon oluşturmak bu kadar zor olmamalı… Saygı duyulan insan her yerde saygı görür, sevilen her yerde sevilir. Önemli olan kişisel ve suni namlar değil; Beşiktaş tribününün yedi düvele saldığı ve salacağı namdır! #TekSesİnönü
#Turkey — Beşiktaş supporters’ chant:
“What would I do, I don’t know / If there were no socialism / If I couldn’t tell this fascism to f*ck off / What would I do, I don’t know”
Trabzonspor karşılaşmasının başlangıç düdüğüyle birlikte, hiç alışkın olmadığımız bir tavır sergileyerek tüm tribün olarak ilk 5 dakika boyunca sahaya sırtımızı dönerek ve sessiz kalacağız.
Bu tepki; Beşiktaş’ın hedefleriyle bağdaşmayan saha içi performansa, mücadele eksikliğine ve camianın beklentilerinden uzak görüntüye karşı bir duruştur.
Beşiktaş taraftarının varlığının ve desteğinin bu kulüp için ne ifade ettiğini hatırlatmak adına, yokluğumuzun hissedilmesi için 5 dakika fazlasıyla yeterlidir.
#forzabesiktas #çArşı
Attila İlhan, #DenizGezmiş ve arkadaşlarının idam edildiğini öğrendiğinde “Mahur Beste”yi yazar. Şiirdeki “o mahur beste”nin, Deniz’in son isteği olan Rodrigo’nun Gitar Konçertosu olduğu rivayet edilir.
Konçertonun hikâyesini ise Reha Özcan anlatıyor.
#6Mayıs1972
6 Mayıs 1972: Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu'nun (THKO) kurucuları Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan idam edildi.
"Ben ülkemin bağımsızlığı ve halkımın mutluluğu için bir defa ölüyorum. Sizler, bizi asanlar, şerefsizliğinizle her gün öleceksiniz. Biz halkımızın hizmetindeyiz. Sizler Amerika'nın hizmetindesiniz. Yaşasın devrimciler! Kahrolsun faşizm!" ( Yusuf Aslan )