200 dakika boyunca geliştirebildiğimiz tek gol pozisyonu. Kaptanımız Hakan ve korumasındaki Montella'nın her seferinde tüm faturayı kestiği Orkun yaptı onu da
Komik olan Dünya Kupası'na da Orkun götürmüştü
Söyleyince kulüpçü oluruz, yine savunun kuklayı
BÜTÜN SALONU
AĞLATAN O SAVUNMA
Fatoş Pınar Türker yaptığı savunma ile herkesi ağlattı. Polis baskını, savcılık ve cezaevi sürecinde yaşananlar çok çarpıcı:
Sabah 5.30- 6.00'da. Ben iki kızımla dediğim gibi yalnız yaşıyorum. Çok ilginç. İşte polisler eve geldi. Çocuklarım ağlıyor, işte diyorum ki, "Bir su vereyim". "Hayır". İşte küçük kızım okula gidecek, "Hayır, kimse kımıldamasın, delil karartmayın" diyor sürekli şey. Polis bey, komiser herhalde. O çok yani onun gözlerindeki bakışı hiç unutmayacağım. Bir tane kadın memur vardı en sonunda kızlarımla birlikte o da ağlıyordu. "Sakın kimse birbirine dokunmasın" filan dedi. Dedim "Siz dedim mali suçlar için gelmediniz mi? Biz ne delili karartacağız?" Şey dedi polis; "Biz cinayet masadan geliyoruz" dedi. Öyle olunca benim kızlarım avaz avaz ağlamaya başladılar. Ben dedim "Ne cinayeti" dedim. Hayır dedim; "Şu an operasyon oluyor, polis kalmadı, biz geldik" dedi.
Vatan'a girdik, emniyete. Hakikaten ben oradan çıkamayacağım diye düşündüm Artık kaçıncı gün ne şeyde, bir bilmiyorum. Bir kadın memur geldi, "Arama yapacağız" dedi. Eldiven taktı eline. Arkada böyle klasörler, çok küçük bir oda. "Üstünü çıkar" dedi, "Üstünü çıkardım". Ama üstünü çıkarmanın hani zaten çıplaksın, ne kontrol edeceksin ama kontrol yaptı, "Tamam" dedi. “Eşofmanını da indir” dedi. İndirdim. “Çamaşırını da”. “Nasıl yani” dedim? “İndireceksin” dedi...
Siz dediler 6 kişilik koğuşa koyacağız. Sonra müdür hanım dedi ki Adalet Bakanlığı'ndan dedi talimat sizi ayrı ayrı koyacağız dedi.
Öyle ilk geceyi geçirdik. Sonra ertesi gün mazgal açıldı, infaz koruma memuru, "Fatoş" dedi. "Efendim" dedim. "SEGBİS" dedi. Dedim ki "O ne?" "Mahkemeye çıkacaksın" dedi. "Ben daha yeni tutuklandım" dedim. "Dün çıktım mahkemeye" dedim. "Yine çıkacaksın" dedi. Ben gittim oturdum, karşımda bir ekran açık ama "Adalet mülkün temelidir" yazmıyor, bir ofis orası. Böyle gözüm de ısırıyor, en sonunda kırmızı espresso makinesi vardı çünkü Savcı Bey bana o makinede kahve ikram etmişti. İfademi alan savcı, başkanım. Savcım, size soracağım şimdi. Siz tabii ki şey, sizin şahsınızla hiç alakası yok konunun ama hani meslektaşınız ya böyle bir uygulama var mı, yok mu? Dedi ki: "Ya" dedi, "Fatoş şimdi ağlarsın böyle karşımda" dedi, "ben sana ne dedim" dedi.
"ben senin ne olduğunu biliyorum ama sen bu adamlar sana" dedi "kumpas kuracak demedim mi" dedi. "Niye konuşmadın sen" dedi. "Verecektin ifadeni gidecektin" dedi. "Ama" dedim, "Sayın Savcım ben bildiğim her şeyi anlattım." "Bak şimdi" dedi, "sen git" dedi, "eşyalarını topla. Ben "dedi, "sana Çağlayan'dan araba göndereceğim" dedi. "Geleceksin" dedi, "burada" dedi, "bana" dedi "ifadeyi vereceksin, buradan" dedi "çocuklarına gidersin." Ben de dedim ki: "Savcım" dedim, "ben yeniden ifade veririm, vermemi istiyorsanız" dedim. "Bir avukatıma sorayım." Şimdi karşımdaki savcı ya, "Yok efendim" diyecek halim yok, ben bilmiyorum bir de hakikaten, ilk kez tutuklanmışız. "ben avukatıma bir danışayım" dedim. Böyle yaptı: "Hâlâ" dedi, "avukat diyorsun bana" dedi. "Sen" dedi, "bu kafayla bir daha" dedi "çocuklarını asla göremeyeceksin" dedi. "Sen bekârsın, değil mi?" dedi. Evet. "Velayetleri de sende?" Evet. "Senin çocukların" dedi, "reşit de değildi, değil mi?" dedi. Değil dedim. "Eh, artık Sosyal Hizmetler alır senin çocuklarını" dedi. Ha, bir anneye böyle denir mi? Çocuklarıyla tehdit ettiler. Az evvel şeyle söyledim ya size hani mal varlığı, "Sen bakıyordun, değil mi?" dedi. Evet. "Bak" dedi, "mal varlığı tedbiri için" dedi, "karar var benim elimde" dedi. "Ama ben" dedi, "28 Mart Cuma günü mesai bitimine kadar sana süre" dedi. Savcım bunu dedi. Ve o gün tebliğ edildi. "Ya bana gelir konuşursun" dedi, "ya da" dedi "malını mülkünü de alacağım" dedi.
Yani bir şey söyleyeceğim. Şeyi anlayamıyorum. Hani mesela birisinin birisiyle husumeti olur... Hiç beni tanımıyor ki. Tanımadığı bir insandan insan nasıl nefret eder ki? Hani nasıl bunu söyle... Mesela annesi yok mu bu insanların? #İBBDavası
Fatoş Pınar Türker, savunmasının son kısmında tutukluluk ve cezaevi sürecinin en soğuk, en yıkıcı, en korkunç yanlarını anlattı. Salonda avukatlardan izleyicilere, tutuklulara kadar herkes ağladı. Bunu ilk defa yazıyorum ama lütfen sonuna kadar okuyun:
Türker, savunmasının sonunda önce gözaltındaki çıplak arama sürecini şu sözlerle anlattı:
“Vatan Emniyet’teyken arşiv odası gibi bir yere aldılar beni. Eldiven giyen bir polis üstünü çıkar dedi çıkardım. Sonrasında gidip gidemeyeceğimi sorduğumda, altımı da indirip çamaşırımı da indirmemi söyledi. Cinsel organını aç dedi, arkanı dön-eğil dedi. (Kadın izleyicilere dönerek) Utanan varsa çıkabilir ben utanmıyorum. İnsanların onurunu, gururunu kırmak için yapılıyormuş gibi geliyor. Yapan utansın, ben utanmıyorum”
Daha sonra, tutuklanıp Silivri’ye sevk edildikten sadece bir gün sonra infaz koruma memuru tarafından SEGBİS için çağrıldığını belirten Türker, şöyle devam etti:
Dedim ki "Ben bilmiyorum, bu ne SEGBİS ne?" İşte dedi böyle online ekrana bağlanıyorsunuz. Ben gittim oturdum, karşımda bir ekran açık ama "Adalet mülkün temelidir" yazmıyor, bir ofis orası. Böyle gözüm de ısırıyor Allah Allah diyorum, en sonunda kırmızı espresso makinesi vardı çünkü Savcı Bey bana o makinede kahve ikram etmişti. İfademi alan savcı, başkanım. Savcım, size soracağım şimdi. Siz tabii ki şey, sizin şahsınızla hiç alakası yok konunun ama hani meslektaşınız ya böyle bir uygulama var mı, yok mu? Dedi ki: "Ya" dedi, "Fatoş şimdi ağlarsın böyle karşımda" dedi, "ben sana ne dedim" dedi.
"Ben sana ne dedim" dedi, "ben senin ne olduğunu biliyorum ama sen bu adamlar sana" dedi "kumpas kuracak demedim mi" dedi. "Niye konuşmadın sen" dedi. "Verecektin ifadeni gidecektin" dedi. "Ama" dedim, "Sayın Savcım ben bildiğim her şeyi anlattım." "Bak şimdi" dedi, "sen git" dedi, "eşyalarını topla. Ben "dedi, "sana Çağlayan'dan araba göndereceğim" dedi. "Geleceksin" dedi, "burada" dedi, "bana" dedi "ifadeyi vereceksin, buradan" dedi "çocuklarına gidersin." Ben de dedim ki: "Savcım" dedim, "ben yeniden ifade veririm, vermemi istiyorsanız" dedim. "Bir avukatıma sorayım." Şimdi karşımdaki savcı ya, "Yok efendim" diyecek halim yok, ben bilmiyorum bir de hakikaten, ilk kez tutuklanmışız. Dedim ki "Tamam" dedim, "ben avukatıma bir danışayım" dedim. Böyle yaptı: "Hâlâ avukat diyorsun bana" dedi. "Sen" dedi, "bu kafayla bir daha" dedi "çocuklarını asla göremeyeceksin" dedi. "Sen bekârsın, değil mi?" dedi. Evet. "Velayetleri de sende?" Evet. "Senin çocukların" dedi, "reşit de değildi, değil mi?" dedi. Değil dedim. "Eh, artık Sosyal Hizmetler alır senin çocuklarını" dedi. Ha, bir anneye böyle denir mi? Çocuklarıyla tehdit ettiler. Az evvel şeyle söyledim ya size hani mal varlığı, "Sen bakıyordun, değil mi?" dedi. Evet. "Bak" dedi, "mal varlığı tedbiri için" dedi, "karar var benim elimde" dedi. "Ama ben" dedi, "28 Mart Cuma günü mesai bitimine kadar sana süre" dedi. Savcım bunu dedi. Ve o gün tebliğ edildi. "Ya bana gelir konuşursun ya da dedi malını mülkünü de alacağım" dedi.
Yani bir şey söyleyeceğim. Şeyi anlayamıyorum. Hani mesela birisinin birisiyle husumeti olur... Hiç beni tanımıyor ki. Tanımadığı bir insandan insan nasıl nefret eder ki? Hani nasıl bunu söyler... Mesela annesi yok mu bu insanların? Hepimiz zıbın giymedik mi? Ben hiç kimseye hakkımı helal etmiyorum. Bunu çok düşündüm çünkü şimdi Düzce'ye götürüldüm. Düzce'de insanın benim şeyim bozuldu... İnsan olarak öğrendiğim iyilik ve kötülük kavramı bozuldu. Çünkü iyi insan dediğimiz bir tarif var, bir de kötü insan dediğimiz bir tarif var; birbirine girdi bu. Çünkü Düzce'ye bir gittim, 40 metrekarede 25 kişiyiz, 16 kişilik. Koğuş arkadaşlarım; uyuşturucu satıcıları, cinayet, hırsız... Artık mesela bir Roman gördüğümde ben onun çadırcı mı, göçebe mi, arabacı mı olduğunu anlarım. Valla anlarım. Uyuşturucu mu satıyor, hırsız mı onu da anlarım. Hani böyle bir bilgi benim neyime yarayacak bilmiyorum ama... Ve o, hani bir kız getirdiler hamile, 5 aylık, 4 aylık. 1.5 yaşındaki kızını duvara vura vura öldürmüş. İddianamesini ben okudum. Ama diyor ki: "Eşime benziyordu." diyor. "Çok ağlıyordu." "Dayanamadım." diyor. "Ama benim içim" diyor, "çok ferah. 7'sini de yaptım, 40'ını da yaptım, mezarı da çok güzel." diyor. Hamile bir de. Devlet de gayet iyi bakıyor yani gerçekten hamile diye.
Ama ben o insanlarla birlikte kaldım. Mesela 1 yaşında, o Roman bir aile vardı 5 kişi; anneanne, iki kızı, iki torun filan, ailecek kalıyorlar uyuşturucudan. Ama annesi çok bakmak istemiyor, 1 yaşındaydı Afra da geldiğinde, daha yürümüyordu. Mesela ona bakıyordum. Ne yapayım? Onunla teselli ediyordum kendimi. Örgü ördüm, tuvalet temizledim. Çünkü tuvaletler taşıyor. Şey dedim ben de: "Çekilin" dedim, "madem 16 milyon için çalışıyoruz, hani burada da bari bu görevi ifa edelim. Ne yapalım?" Ama hani olduğu gibi anlatıyorum, bilmiyorum... Yani film gibi bu yaşananlar. Gözlerimi açıp şey denmesini bekliyorum, işim gereği tabii reklam çekimlerinin setinde filan da bulundum, birisi çıkacak şuradan: "Kestik! Selçuk Bey siz birazcık daha işte soru sorun, siz şey yapın. Ekrem Bey siz araya girmeyin, bir daha alıyoruz aynı planı." filan diyecekler diye umuyorum yani. Ama olmuyor. Tutukluyuz biz hakikaten.
Ben Medya A.Ş. Genel Müdürü olarak yargılanmaktan hiç gocunmuyorum. Elbette ki varsa bir hatamız, neyse ortaya çıksın. Bence yok, ben %100 beraat edeceğime, %90 bile değil, inanıyorum. Ama siz burada lütfen, rica ediyorum Medya A.Ş. Genel Müdürü Pınar'ı yargılayın. Ben anne olarak, benim çocuklarıma yazık günah değil mi? Bak geçen sene mezun oldu Nehir. Londra'ya gidemedik, o okuldan kabul olamadı. Benim kızım tüm dünyada yapılan sınavda %1'lik dilime girdi. Şu an dünyanın en iyi yapay zeka okulunda okuyor. Bak mezun oldu, ben göremedim. Orada benim güzel kızım. Babalarıyla... Diyor ki: "Anneciğim kepimi saklıyorum, sen eve geldiğinde havaya atacağım." Yani şu kadar, bacak kadar da onu ilkokula verdiğimde, mezun oldu, ben göremedim. Can sağlığı olsun. Ben kendim için yani rüşvet almadım, 15 aydır yatıyorum, bir şey çalıp çırpmadım, mal varlığıma tedbir kondu. Hakikaten, hakikaten çok mağdurum ama kendime dair, geleceğime dair bir şeyim, böyle bir yaşama sevincim, bir şeyim kalmadı.
Çok yorgunum. Anneme dedim ki, demesem iyiydi çünkü benim annem babam ablamı kaybetmişler, çok agresif bir lösemiden 9 ayda... Anneme dedim ki: "Keşke" dedim, "idam cezası olsa da kalemi kırsa, bitse bu iş." O kadar yorgunum, o kadar yorgunum ki kendime dair hiçbir beklentim, isteğim yok. Ama Sayın Hakim lütfen vicdanınıza sesleniyorum, Sayın Savcım sizin de. Yargılayın ama Pınar'ı yargılayın da anne Pınar'ı ne olur tahliye edin. Ev hapsi verin, ben çocuklarımla zaten el ele oturmak istiyorum. Teşekkür ederim.”
Ben size iktidara gül bahçesinden geçerek gitmeyi vadetmiyorum.
Ben size acıya katlanmayı ama teslim olmamayı vadediyorum.
Ben size onur, haysiyet, cesaret ve mücadele vadediyorum!
Sergen'i istemediğimiz için attığımız tweetleri beğenip paylaşan, takip eden Şenoltapar tayfa, haberiniz olsun Şenol'u da istemiyoruz. Geçmişte yaşamayı bırakın. Hiç birinin günümüze katkısı yok. Bırakın insanlar iyi hatırlansın. Sergen'i getirdiniz de ne oldu? Kovulduğu an bir daha bu kulüpte iş bulamayacak duruma gelecek. Hatta bırakacak bence teknik direktörlüğü. Şenol Güneş'i iyi hatırlayın en azından.
🔴🔵 Sezonun İz Bırakanları🎖️
🌪️"Başlangıçta Bir Misafir, Sonunda Bir Aile Ferdi": Ernest Muçi🇦🇱
Beşiktaş’tan kiralık olarak kadroya katılan Ernest Muçi, ilk haftalarda Süper Lig’in hırçın temposunda kaybolmuş gibi görünse de, Fatih Tekke’nin sarsılmaz güveniyle Trabzon ruhunun inatçılığına büründü. Eleştirilerin gölgesinden çıkıp, Trabzonspor için en önemli oyunculardan biri haline geldi.
⏩Hücumun Mutlak Hükümdarı:
📊Tüm kulvarlarda 39 maç, 14 Gol, 7 Asist! Kariyerinin en verimli sezonu.
⚽️Sezon toplamında 14.44 xG (Beklenen Gol) üretimine karşılık tam 14 gol kaydederek, yakaladığı fırsatları başarılı bir şekilde değerlendirerek istikrarlı bir performans sergiledi.
✈️Deplasman Fatihi: Ligde attığı 11 golün 8 tanesini deplasmanda kaydederek rakiplerine en zor anlar yaşattı.
🧠 Oyun Aklı ve Yaratıcılık:
🅰️Hazırladığ�� pozisyonlarla sezon genelinde 7.80 xA (Beklenen Asist) değerine ulaşan Muçi, hanesine yazdırdığı 7 asist ile takım arkadaşlarını başarıyla besledi.
🎯Pas İsabeti: Süper Lig’de %86.4 pas isabet oranı. Üçüncü bölgede bu kadar risk alıp bu isabete ulaşmak bir "ustalık" göstergesi.
📏Maç başına 2.27 "Tehlikeli Pas" ile rakip savunmaların genetiğini bozan önemli faktörlerden birisi oldu.
⚡️Modern bir 10 numara için gereken o çeviklik Muçi’nin DNA’sında mevcut:
🌪️Sezon boyunca 25 başarılı çalım (%51 başarı). Topu saklama ve rakiplerini tek bir vücut çalımıyla oyundan düşürme hızı taraftarı coşturdu.💨
⚠️ Kabul Edilebilir Vergi: Bazı kritik maçlarda kas sakatlıkları ritmini kesse de, sahadayken bu açığı 103 dakikada bir gol katkısı vererek kapattı.
Sergen Yalçın'ın 'Bende Muçi yok' sözlerinin ardından başlayan ikinci döneminde Beşiktaş için yetersiz görülen Ernest Muçi; sezon boyunca sergilediği performansla eleştirilere en güzel cevabı sahada verdi.
#ErnestMuçi #FatihTekke #Trabzonspor #SergenYalçın #SüperLig
Sergen Hoca'nın basın toplantısında dün @AslihanAkdag ın sorusuna yanıt olarak (şahsına değil) "Santos'un parasını, ödemesini daha dün bitirdik. Gazetecisininz biraz araştırın söylemi üzerine konuyu her iki taraftan da araştırdım.
📌 Santos'a ödenen tazminat bedeli 500 bin €.
📌 300 bin € su gittiği an teknik ekibine ödenmiş.
📌 Geriye kalan 200 bin € ise gittiğini takip eden 5 ay da, 5 ayrı taksit şeklinde ödenmiş.
Santos'un ekibinden (mail ile) ve dönemin kulüp profesyonellerinden (sözlü ve yazılı) teyit ettim.
Kvkk gereği yazışmaları paylaşmıyorum.
1 haftadır hoca ve yönetim savunan tayfanın yeni bir dezenformasyon çalılması başladı. Neymiş Beşiktaş 2. Yarı rakipleri ile hemen hemen aynı puanı toplamışmış da seneye takviyelerle yarışırmış. Gerçek öyle mi? Tabii ki değil. Aşağıda 17. Hafta ve mevcut puan durumu var. Beşiktaş ilk yarı 29 puan, 2. Yarı ise 30 puan toplamış. Yani o rezil ilk yarı üzerine 1 puan fazla alabilmiş sadece. Şimdi sıkı durun. Beşiktaş 17 haftada 30 gol atabilmiş, 2. Yarı ise attığı gol 26. Yani devre arasında 50 lik 60 lık olup hiçbir şeyi becerememiş. Tek olumlu istatistik 22 gol yemişken 14 gole düşmesi. 2 hafta daha var. Bu rakamlar +-5 dahi oynamaz. Gs ise ilk yarı 42 2. Yarı 32, fb ilk yarı 39 2. Yarı 31, ts ise ilk yarı 35 2. Yarı 31 puan toplamış. Bu ahrazlar rakiplerinin ilk yarıya göre daha başarısız olması ile Sergen hocayı övüyorlar, çıldırırsın.
Peki bizim gibi hoca değiştiren Başakşehir ne yapmış mesela? İlk yarı 23 2. Yarı 28 puan, yine hoca değiştirip kupada seni tokatlayan konya ilk yarı 17, 2. Yarı 23 toplamış. Senin gibi 50-60 falan da harcamamış. Hayatları yaln, hayatları algı
🗣️Candaş Tolga Işık: Sergen Hocanın her zaman söylediği bir şey var:
"Yüz milyonlarca euroluk yapılan bu kadrolar Konyaspor’u yenmek için mi yapılıyor?"
🗣️Sergen Yalçın: E tabi. O bölüm de var.
Orkun oynar ve Türkiye elenirse Montella sorumludur.
Orkun oynamaz ve Türkiye elenirse yine Montella sorumludur.
Türkiye her iki türlü de elerse, bu normal sonuçtur, seviniriz, övülecek kimse yoktur
Kosova karşında milli takımın başına beni koy,milli takım doğal favoridir.
Bizim ufak başarılara büyük anlam yüklemekten çıkmamız lazım, sonra İspanya gelip burada 6 atıyor.
Şenol Güneş dünya 3.sü oldu,bu adam kadar abartılı reklamı yapılıp pazarlanmadı
Milli Takım jenerasyonu pahalı bir jenerasyon. Tarihin en pahalı jenerasyonu,. Direkt gitmemiz gereken kupalarda elemelerle boğuluyoruz, gittiğimizde antin kuntin takımları yenip bir tane kötü döneminde Hollanda geldiğinde elenip dönüyoruz. Daha evimizde şu vasat Romanya’ya eleniyorduk kaç topları direkten döndü. Olmaması gerekir.
Beşiktaş'ın son 3 teknik direktörünün Süper Lig istatistikleri:
🇳🇱 Endonezyalı çaycı Giovanni Van Bronckhorst
🏟️ 12 maç
✅ 6 Galibiyet
🟰 3 Beraberlik
❌ 3 Mağlubiyet
⚽ 21 atılan gol
🥅 14 yenilen gol
📊 1.75 MBPO
🅰️ 7 averaj
🇳🇴 Norveç somonu Ole Gunnar Solskjaer
• Giovanni Van Bronckhorst'a verilen kadronun üzerine Keny Arroyo, Elan Ricardo ve Amir Hadziahmedovic eklendi, Ndour gönderildi.
🏟️ 18 maç
✅ 10 Galibiyet
🟰 4 Beraberlik
❌ 4 Mağlubiyet
⚽ 36 atılan gol
🥅 15 yenilen gol
📊 1.88 MBPO
🅰️ 21 averaj
🇹🇷 Ligi bilen, ligin dinamiklerine hakim Sergen Yalçın
• Ole Gunnar Solskjaer'e verilen kadronun üzerine Tammy Abraham, Jota Silva, El Bilal Toure, Vaclav Cerny, Cengiz Ünder, Orkun Kökçü, Wilfred Ndidi, Demir Ege, Kartal Kayra, David Jurasek, Rıdvan Yılmaz, Thiago Djalo, Gökhan Sazdağı ve Taylan Bulut eklendi.
• Bu oyuncuların sadece piyasa değerleri toplamı 120 milyon euro. Kendisinden önceki iki yabancı teknik adamın kadrolarındaki tüm oyuncuların toplam değerlerine yakın.
• Diğer iki teknik direktörün aksine, Sergen Yalçın'ın çalıştırdığı takım haftada üç maça çıkmıyor. Avrupa'da mücadele etmiyor, sadece lige odaklanmış bir durumda.
🏟️ 17 maç
✅ 7 Galibiyet
🟰 6 Beraberlik
❌ 4 Mağlubiyet
⚽ 28 atılan gol
🥅 22 yenilen gol
📊 1.58 MBPO
🅰️ 6 averaj
• Giovanni Van Bronckhorst, sadece 90 dakikalık bir futbol maçını kaybettiği takım İsrail'de kurulduğu için; Ole Gunnar Solskjaer ise "Avrupa bizim için önemli değil" diyen bir başkan tarafından, kanatlarında Emrecan Terzi ve Joao Mario ile maç kaybettiği için kovuldu.
Peki Sergen Yalçın, Kasımpaşa'da kapı dışarı edileceği istatistiklerle neden kovulmuyor?
Satılık Beşiktaş medyasının satılık köpekleri; adamına göre muamele, olmayan şereflerine göre algı operasyonları yaptıkları için.
Eyüpspor 2 - 2 Beşiktaş
Geçen hafta kayyum sonrası ilk maçını oynayan Eyüp, Konya’ya İnanılmaz çok pozisyon vermişti. Devre arası neredeyse kadrosunu boşalttı. 8 oyuncu ilk 11 oyuncusu değil. Çok rahat fark atmamız gereken maçı, kazanamadık!
Evet transferde geç kaldık, evet eksiğiz ama Eyüpspor’a karşı bunun arkasında kalmayı doğru bulmuyorum. Beşiktaş geçen hafta son dakika kazandı. Bu hafta kazanamadı. Bu Beşiktaş’ın henüz kolay fikstürü. İstanbul dışına çıkmadığımız fikstür.
Üzgünüm…
Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu'ndan güzel bir analiz;
EĞER;
TIP okursan karşına insan DNAsının şempanze ile %98 aynı olduğu çıkar...
BİYOLOJİ okursan karşına evrim çıkar...
FİZİK okursan karşına BİG BANG çıkar...
KİMYA okursan karşına elementlerin kaynaşmasıyla İLK CANLILARIN nasıl oluştuğu çıkar...
TARİH okursan karşına dinlerin nasıl ortaya çıktığı çıkar...
JEOLOJİ okursan karşına dünyanın 4,5 milyar yıl yaşında olduğu çıkar...
ARKEOLOJİ okursan karşına tüm Ortadoğu dinlerinin temelini oluşturan SÜMER kültürü çıkar...
PALEONTOLOJİ okursan karşına dinozorlar çıkar. Din kitapları yazmaz bunu...
EMBRİYOLOJİ okursan karşına insanın bal��k atasından kalma solungaçları ve kuyruk çıkar...
Ama hiçbir şey okumazsan
sana ne söylenirse ona inanırsın.
Hep başkasının sana sunduğu hayatı yaşarsın,
başkalarının doğrularıyla yaşamak zorunda kalırsın,
seni herkes kandırır.
Ama sen bunların hiçbirisini fark etmezsin bile...
12 adaları 1912’de verdik.....
Nerde mi?
Lozan şehrinin Ouchy semtinde.
Şu Lozanda adaları verdik diyip oku emrinden uzak güruhun meydanlarda Lozanda verdik deyip algı yaratması bundan!!
Araştırmayan halk da: “ulan savaşı kazandık- adaları verdik”e inandırıldı...
Osmanlı Devleti, bugün 12 Adalar olarak bilinen adaları İtalya'ya bırakıyor.
Sene 1912, “Uşi Anlaşması”dır bu gördüğünüz anlaşma. İtalya'ya bırakıyor fakat geçici olarak.
Anlaşma şartlarına uyulduğu takdirde adalar tekrar Osmanlı Devleti'ne geri verilecek.
Fakat şartlara uyum sağlanmıyor.
Bu yüzden 3 yıl sonra, yani 1915'te Londra'da bu konu gündeme geliyor ve Londra Paktı denilen anlaşmada bu adaların tamamı İtalya'ya bırakılıyor.
Bakınız itiraz eden hiçbir padişah yok. Hiç sultan yok.
Adaları İtalya'ya bırakmakla kalmıyorlar aynı sene bir de Çanakkale Boğazı'na dayanıyorlar ve Çanakkale Savaşı'nı yapıyoruz.
Yani 12 Adalar önce Uşi'de, sonra da 1915’de Londra'da İtalya'ya verilmiştir.
Osmanlı temsilcilerinden biri Rumbeyoğlu Fahreddin Bey'dir.
Bu adam kim mi?
Türk milleti bir milli mücadele verirken, Kuvayı Milliye'yi kurmuşken, bu adam Kuvayı Milliye'nin karşısına Damat Ferit'in kurduğu Kuvayı İnzibatiye ile çıkan adamdır ve Yunan ordusunun yanında olmuştur. Savaş kazanılınca sürgün edilenlerin arasında yer almıştır.
12 Adaları İtalya'ya bırakan heyetin içerisinde bu adam vardır.
Şimdi asıl olaya gelelim...
Uşi Anlaşması'nın ismini aldığı Uşi, Lozan şehrinin bir semtidir. Bu yüzden 1912'de imzalanmış olan Uşi Anlaşması, İtalyan tarihinde Lozan Anlaşması olarak geçer. Fakat bizim bildiğimiz yani 1923'te imzalanan Lozan Barışı ile bu anlaşma birbirine karıştırılmasın diye bu anlaşmaya Uşi denmiştir.
İşte arkadaşlar sahte kiralık tarihçiler, yani Kadir Mısıroğlu, Armağan ve çetesi, bu durumdan faydalanıyor ve
12 Adaların Lozan Anlaşması'nda gittiğini söylüyorlar.
Halbuki o Lozan başka, bu Lozan başka. Ne yazık ki bunu bütün millete yutturdular ve böylece milletimizi Lozan barışına düşman ettiler.
Bizim bildiğimiz Lozan Anlaşması'nda ise bilakis Ege'de birçok ada Türkiye'ye geçmiştir.
Türkiye'ye Lozan Anlaşması ile geçen bu adalar ise, son 10 yılda Yunanistan'a bırakılmıştır.
Bugün Yunan papazların mangal yaptığı Ege adaları, uluslararası anlaşmaya göre halen daha Türklerindir...
Umulur ki bol bol paylaşılır, gruplara atılır, milletimiz bilgilendirilir...
Prof.Dr. Yusuf HALAÇOĞLU
■ Kendinden önceki yönetimin transferlerini lağv etti / Kendinden önceki yönetimin transferlerini sahiplendi
■ Kendi getirdiği hocasına, söz verdiği kadroyu kurmadan gönderdi / Eski yönetimin getirdiği hocaya sahip çıktı, istediği transferleri yaptı
■ Takımın yıldızını tvde itibarsızlaştırdı / Takımın yıldızlarını onore etti
■ Göreve geldiğinden beri her kulvarda havlu attı kupası yok / Göreve geldikten sonra ilk kulvarda kupayı kazandı
■ Aylarca transfer açıklaması yaptı tek transfer yapamadı/ Transfer konusunda hiç konuşmadı ara transfer açılınca 2 transferi hemen indirdi
■ Tügva etkinliklerine katıldı / Tügva etkinliklerine katılmadı.
■ Günde 20 saat çalışıyoruz dedi tek transfer yapamadı / Gözaltına alınmasına rağmen yarı final öncesi Musaba , final öncesi Guendouzi bitirdi.
■ Eski yönetime karşı düşmanca tavır sergiledi / Eski yönetime karşı barışçıl tavır sergiledi
■ Taraftarına troll diyerek camiayı böldü / Camiasını kenetledi birleştirdi
■ Kendi getirdiği scout departmanını kendi getirdiği hocası istemiyor diye lağv etti yeni sportif direktör getirdi/ Eski yönetimin sportif direktörüne güvendi devam etti
■ Sadece laf / Sadece icraat
Ege 21 yaşında yıllık bonuslar dahil 390B€ kazanıyor. Sözleşme sonuna kadar kulübe maliyeti 1M€.Özkaynak sıfır maliyet. Oynatmadığın halde şu an çift haneli bonservis beklentisi oluştu. Gelişime açık.Tavanı çok şey vaad ediyor. Güncel futbolun istenen profili. Exit planı bonservisli olarak çantada.
Salih Özcan 28 yaşında.İmza parası ve 4M€ maaş beklentisi var. 5 yıllık sözleşme maliyeti min 20M€. Gelişimi kapalı. Tek yönlü oyuncu. Exit planı yok.
Tercih bu olursa neresinden bakarsan ihanet.
Neymiş Ege kendi gitmek istiyormuş. Yerine kazma talep edip oynatmıyorsun ne yapacak kulübede hayat mı geçirsin. Buda senin futbol aklının beceriksizliği.