Annem ve yengemi 1 Temmuz’da Erdemli’de geçirdikleri bir trafik kazasında kaybetmiştik. Bu ani kayıpla içimiz yanarken, kazaya sebep olan sürücünün ifadelerini görünce acımız daha da katlandı. +++
Gencecik bir komedyen Deniz Göktaş…
Kimseyi öldürmedi, saldırmadı, hırsızlık yapmadı, milletin hakkını yemedi.
Ak Parti’nin kara düzeninde bir gösteri yaptı diye hakkında soruşturma açıldı. Ama kaçmayıp ülkesine dönen Deniz, bugün “kaçma şüphesiyle” tutuklandı.
Karşımızda, kendinden olmayana nefretle muamele eden bir rejim var. Halkın rızasından vazgeçmişler, dünyadaki tüm otoriterlerin yaptığı gibi zorbalıkla milleti sindirmeye çalışıyorlar.
Millette huzur da refah da bırakmadılar.
Deniz, bu kara düzenin mağdurlarından sadece biridir.
Ama artık bir dönüm noktasındayız.
Ya bu kara düzene kul olacağız ya da hep beraber Atatürk’ten miras Cumhuriyetimizin kazanımlarını savunacağız.
“Neşemizi çalamayacaklar” Deniz…
Ya otokrasi ya demokrasi!
Alıntıları ve cevapları okuyunca zihniyetin değişmesinin zorluğunu bir kez daha idrak ettim. Market çalışanının ceza almasını isteyenleri kale almıyorum da ölmüş insana akıl verip suçlayanlara katlanamıyorum.
suçu kanıtlarla sabit, 1 yıl 15 gün hapis cezası almış bir şiddet faili bir programa çıkıyor ve "kol kırılır yen içinde kalır" diyor, armağan çağlayan da bu şahsı "gerçekleşmemiş suç" diye aklıyor. 8 mart'a 2 gün var.
fıkra bu kadar.
Bir kadının yıllarca hukuk mücadelesi verip sesini duyuramaması ve sonunda kızıyla birlikte ölü bulunması, "psikolojik bir rahatsızlık" denilerek kapatılamayacak kadar ağır bir toplumsal ve hukuki trajedidir. Annenin yardım çığlıklarını görmezden gelip, vefatından sonra onu "hastaydı" diye yaftalamak, maalesef Türkiye'deki kadın cinayetleri ve istismar davalarında sıkça gördüğümüz bir "sorumluluktan kaçma" refleksi. Aşağıdaki tweete gelince..
1- MBP teşhisi koyabilmeniz için annenin semptom uydurması gerekir. Oysa dosyada çocuğun anneden bağımsız, özgür iradesiyle verdiği istismar beyanı ve bu beyanı destekleyen adli tıp raporları var. Çocuğun bedenindeki ve ruhundaki izler "anne hayali" değil, sistemin görmezden geldiği birer kanıttır.
2- Kadın hayattayken "Öldürülürsem intihar demeyin" diyerek faili işaret etti. Bir kadının can güvenliği için çabalamasını "hastalık belirtisi" veya "hastane takıntısı" olarak yorumlamak, failin şiddetini meşrulaştırıp faturayı mağdura kesmektir.
3- Annenin hastaneden veya sistemden uzaklaşma çabası bir "psikiyatrik kaçış" değil; istismarcının korunduğu, kendisinin ise suçlandığı bir düzende evladını kaybetme korkusudur. Sisteme güven duymayan bir anneyi "iş birliği yapmıyor" diye yaftalamak, o güvensizliği yaratan mekanizmayı aklamaktır.
4- Ortada bir "genişletilmiş intihar" değil, çalmadık kapı bırakmayan bir kadının tüm kapıların yüzüne kapanması sonucu itildiği bir uçurum var. Bir uzmanın görevi bu kadını ölüme sürükleyen toplumsal ve hukuki duvarları analiz etmektir; ölmüş bir kadına uzaktan, dayanaksız teşhisler koyarak Bakanlığı savunmak değil.
Bu olay intiharsa da cinayettir, değilse de cinayettir. Bilimi, ihmallerin üzerine örtülecek bir çarşaf gibi kullanan bu "sosyal medya teşhirciliğini" reddediyorum!
Hakkari'de 11 yaşındaki bir kız çocuğu, köyündeki 3 kişinin TECAVÜZÜNE uğradı!
1- Esra’yı "sana acil bir şey söylememiz lazım, akşam ahıra gel" diyerek kandırıyorlar.
2- Esra akşam ahıra gittiğinde Esra’yı kaçırıp şiddet uygulayıp, tecavüz ediyorlar.
3- Tecavüzcüler, tecavüz ettikleri anları kayıt altına alıyor.
4- Esra’yı da birine söylerse kaydı yaymakla ve öldürmekle tehdit ediyorlar…
5- Tecavüzcüler, Esra’yı kayalıklardan aşağı atıyorlar. Oradan geçen arıcılar (biri kuzeni) Esra’yı bulup hastaneye götürüyor.
6- Esra olayı hastanede bir hemşireye anlatıyor, deliller toplanıyor. Bu 3 tecavüzcü tutuklanıyor.
Deliller:
- Esra’nın paramparça olmuş kıyafetleri
- Esra’yı sabah bulan arıcılar ve kuzeni
- Hastanede olayları anlattığı Ayşe hemşire
- HTS kayıtları (telefon sinyalleri)
- Baz istasyonu kayıtları (konum sinyalleri)
- Adli Tıp kontrolünde tecavüz ve meni bulgusu
- ESRA’NIN BEYANI
7- Tutuklanan 3 tecavüzcü 8 ay sonra adli tıp raporuyla “SERBEST” bırakılıyor.
Gerekçe:
- Adli Tıp Raporu’na göre tecavüz ve meni var fakat rapora “erkek DNA’sı kadın DNA’sına karıştığı için kimlik tespit edemiyoruz” yazılıyor ve serbest kalıyorlar.
8- Bunun üzerine zanlıların avukatının AKP il başkanı olduğu ortaya çıkıyor…
9- Esra artık aramızda değil, tecavüzcüler serbest bırakıldıktan 10 gün sonra intihar etti…
Tecavüzcülerin isimleri:
- Nihat Yılmaz
- Veysi Yılmaz
- Zahir Yılmaz
(Timur Soykan)
Genel Başkanımız Erkan Baş:
"Fatma Nur Çelik, kendi istismarcısı Kur'an'a Hizmet Vakfı yöneticisi Ayhan Şengüler ile zorla evlendiriliyor. Bu yaşadıklarından sonra bu şerefsiz herif tek bir gün gözaltına alınmıyor!
Ağzını açan, bu iktidara karşı laf söyleyen herkes hapishanelerde, öz çocuğuna tacizde bulunduğu söylenen adam elini kolunu sallayarak geziyor! Epstein falan diye Amerikalılara bakıyorlar ya, al sana Epstein!"
Çocuk yaştayken Kuran'a Hizmet Vakfı yöneticisi tarafından istismar edilen ve faille evlendirilen Fatmanur Çelik ile yine failin yıllarca istismar ettiği 8 yaşındaki kızı önceki gün ölü bulundu. Kadınlar, Çelik ve kızı için yürüyor: “Kadınlara değil katillere barikat.”
Tecavüz ettiğin kadınla evlenmene izin verip, doğan çocuğunu da istismar etmene imkan sağlayan, tüm bunları yaparken de başına hiçbir şey gelmeyen bir yer. Hayır, Epstein adası değil. #FatmaNurÇelik
bu ülke, bu cesur kadını koruyamadı. bana “.bunlar çok güçlü. ölürsem çabamın amacı kalmaz. ölmemem gerekiyor. kızım için yaşamak zorundayım” demişti. ölümündeki tüm şüpheler araştırılmalı.
Bu haberi neredeyse iki buçuk yıl önce yapmışız. Haberde adını kodladığımız kadın Fatmanur Çelik’ti.
İsmini açıklıyoruz çünkü 8 yaşındaki kızıyla birlikte Zeytinburnu sahilinde ölü bulundu
"Başıma bir şey gelirse intihar demeyin" demişti. Yetkililer Fatmanur’u yalnız bıraktı!