Hapiste bedel ödemiş insanlarla empati kurmak gerekiyor.
Biz bile bazen dayanamayıp "Küstüm oynamıyorum, hesabı kapatıyorum, bir süre yokum." diyoruz. Bu bir mental harp. Dirayetli durmak zor olabiliyor.
Bu insanların aileleri, evlatları var. İdeoloji çok önemlidir fakat insanların %99'u günün sonunda kendi yaşamlarını ve çocuklarının geleceğini önceler.
11 ay az bir süre değil. Hayatı sokakta geçmiş insanlar için kapalı ortamda, küçük bir odada bu kadar uzun süre kalmak ekstra yorucu.
Liderlik bunlarla savaşmayı da gerektiriyor elbette. Bunun yanında herkesten demokrasi kahramanı olmasını beklemek hem adil hem de gerçekçi değil.
Farkındasınız değil mi, bugün TCde bir eşik daha aşıldı, iktidarın karşısında belki de neredeyse muteber sayılacak bir muhalefetin bile rejimin verdiği hükme karşı en ufak bir savunma hakkı yok. Bugün, bugün bu şekilde kabul edildiyse tek adamın mutlak gücü kabul edildi demektir
Bugün ülkenin adalet tarihinde en utanç verici günlerden birini yaşıyoruz.
Yer utandı, gök utandı, biz utandık olanlardan… Bir tek onlar utanmadı yaptıklarından!
Bilgi Üniversitesi’nde Prof. Dr. Bülent Bilmez’in gerekçesiz işten çıkarılması akademik özgürlüğe açık bir müdahaledir.
Üniversiteler keyfi kararlarla ve siyasi tasfiyelerle yönetilemez.
Bülent Bilmez görevine iade edilmelidir. Bülent Hocamızın yanındayız!
Kapatılamayan Bilgi Üniversitesi eritiliyor. Bu dönemde tüm devlet ve vakıf üniversitelerine düşen görev Bilgi Üniversitesi bileşenleriyle dayanışmaktır; Bilgi Üniversitesi'nin kapatılışından pay koparmaya çalışmak değil.
"Çıktı çıkan da... Asıl önemli olan gidecek olanlar; İstanbul'un en önemli kamusal ve tarihi yapılarından tek ve biricik merkez garı, Haydarpaşa Garı gidecek... Sirkeci Garı dahil olmak üzere her iki gar ve bütün ardalanları gidecek...
Kültür ve turizm endüstrisinin allaması, pullaması ve bu allama pullama üzerinden rızası devşirilen sözde aydın rızası ile koskoca kamusal ZZtarihi ve endüsti mirası ulaşım yapıları ve kamusal ulaşım hakkı 'kültür ve turizm sermayesine' teslim edilecek...
Tıpkı Galataport ve İstanbul Modern gibi... Eh, bu arada da milleti kandırmak için bir arkeolojik park ve lunapark trenleri gibi bir iki turistik tren... Olacak o kadar... Sistem işine geldiği zaman bizim Deniz'imiz kadar zeki... Ama onlar akıllarını, kamusal ve toplumsal olanı sermayeye meta etmenin ve de bunu hakları ellerinden alınanlara alkışlatmanın yollarını ve bu işin mimarlarını bulmaya çalışıyorlar...
Naçizane aktarayım dedim...
Bugüne kadar alanında saygı duyulan hiç bir akademisyenin "öğrenci bana saygı duyacak" diye tepindiğini görmedim. Sadece vasatların title'ların ve makamların arkasına gizlenerek saygı devşirmeye çalıştığını gördüm. Olay bu kadar basit.
Gencecik bir komedyen Deniz Göktaş…
Kimseyi öldürmedi, saldırmadı, hırsızlık yapmadı, milletin hakkını yemedi.
Ak Parti’nin kara düzeninde bir gösteri yaptı diye hakkında soruşturma açıldı. Ama kaçmayıp ülkesine dönen Deniz, bugün “kaçma şüphesiyle” tutuklandı.
Karşımızda, kendinden olmayana nefretle muamele eden bir rejim var. Halkın rızasından vazgeçmişler, dünyadaki tüm otoriterlerin yaptığı gibi zorbalıkla milleti sindirmeye çalışıyorlar.
Millette huzur da refah da bırakmadılar.
Deniz, bu kara düzenin mağdurlarından sadece biridir.
Ama artık bir dönüm noktasındayız.
Ya bu kara düzene kul olacağız ya da hep beraber Atatürk’ten miras Cumhuriyetimizin kazanımlarını savunacağız.
“Neşemizi çalamayacaklar” Deniz…
Ya otokrasi ya demokrasi!
Gözümüzün önünde bir siyasi düşünce, ana akım muhalefet teker teker toplanıyor, bir tür işkenceden geçiriliyor, şantajlarla tehdit ediliyor, özgürlüğünden mahrum ediliyor, yok ediliyor. Günlük hayatımıza devam ediyoruz, edebiliyoruz, vallahi biz de inanılmazız
Laikliğin sınıfsal olduğunu en iyi anlatan örneklerden biri. Kimse giriş ücreti 3 bin liralık "beach"e gidip içki içemezsiniz demiyor, yoksulun çocuğuna imam hatip dayatan Yusuf Tekin bile kendi kızını özel okula gönderiyor. Yoksullukla "muhafazakarlaştırma" eş zamanlı y��rüyor
deniz göktaş 6 yaşındaki kızını müridiyle evlendiren bir tarikat lideri olsaydı geçen hafta tahliye olacaktı. emeği geçen yetkililere teşekkür edecekti. islamcı camia tarafından coşkuyla karşılanacaktı. dini değerlerle uyumu tescil edilmiş olacaktı. geçen hafta böyle oldu çünkü.
24 Haziran’da kampüsümüzde gerçekleştirilen “Sünnet Şöleni”nin ardından bugün de dışarıdan katılımcılar için piknik düzenlendi.
Üniversite dışı bu etkinliklerin ardından kampüsün temizliği ise üniversitenin kendi kaynaklarıyla yapılacak.
Bilgi Üniversitesinde ne yapmaya çalışıyorsunuz?
Kapatarak değerli araziye ve kültür varlıklarına el koyarak bir cemaat veya gayrimenkul şirketine tahsisini toplumsal tepki nedeniyle başaramadınız... Şimdi de fiilen el koymaya ve öğrencileri bıktırmaya mı çalışıyorsunuz ?
#BilgiÜniversitesiniRahatBırakın