Benden önce de uzun yıllar boyunca pek çok doktora, psikoloğa gittikleri halde bir düzelme elde edememiş hastaların tedavisinde onamları dahilinde bu ilaçla aynı tedaviyi yaptım diye 26 yıl ceza verildi. Vicdanınız rahat mı @Neslihaninemi@Yasemenk3@koraykarabekiro@cogepderTR@PsikiyatriDer@drmemisoglu@saglikbakanligi @ummugulsen @drbetulsayan@ttborgtr?
Bu yılki APA psikiyatri kongresinden güncel ve önemli bir sunumun özeti 👇
Harvard Tıp Fakültesi Mclean Hastanesi'nde psikiyatrist Dr. Fernando Espi Forcen, ketamin destekli psikoterapi hakkında ��unları vurgulamış:
"Ketaminin psikoterapötik süreci güçlendirme işlevi gördüğü ketamin destekli psikoterapiyi, sadece antidepresan etkisi için yapılan klasik infüzyon tedavisinden ayırmak gerekir. Ketamin bilinçli zihnin "gevşemesini" sağlar ve tedavi için gerekli olan yüksek bir öz yansıma ve içgörü penceresi yaratır. Yaklaşık 2 saatin yeterli olduğu ketamin destekli psikoterapiler pratik bir avantaja sahiptir ve bu format standart psikiyatri uygulamalarıyla daha uyumludur." https://t.co/ij123Wqw6X
McLean Hastanesi, dünyanın önde gelen psikiyatri araştırma ve tedavi kurumlarından biri ve özellikle de zor vakalarda uzmanlaşmıştır.
Dr. Kaufman da aynen benim gibi meslektaşların bu bozukluğun bariz psikobiyolojik bulguları bulunduğunu ve travma kökenli olduğunu anlamasını özellikle istiyor.
Dr. Kaufman, 2026 yılı başlarında kendi hikayesinin bazı kısımlarını New York Times Dergisi'nden gazeteci Maggie Jones'a anlatmış. Bu röportaj Mark Moran tarafından 29 Nisan 2026'da Psychiatric News'te yayınlanmış.
Dr. Kaufman, özetle bu bozuklukta bulguların genellikle gizli kaldığını, ancak yüksek stres veya travmayı hatırlatıcı koşullar altında belirginleştiğini söylemiş. Hastaların sıklıkla kafa karışıklığı ve utanç yaşadıklarını ve kendi durumlarını gizlemek için ısrarlı çaba gösterdiklerini, bu nedenle de bozukluğun ruh sağlığı uzmanları tarafından tanınmasının engellediğini ve yanlış teşhisler konabildiğini vurgulamış. En önemlisi de, DKB'nin nadir olmadığını, telkin edilmeyle de oluşmadığını, erken çocukluk döneminde kronik istismar veya ihmal bağlamında geliştiğini yani gerçek ve büyük bir travmayla ilişkili olduğunu ifade etmiş. Dr. Kaufman kendisinin uzun süreli ve travmaya dayalı psikoterapi sayesinde tamamen iyileştiğini de eklemiş.
https://t.co/zpyCkBMf2M…
Tedavilerim, bilimsel çalışmalarım ve hastalarımın adli süreçlerde tekrar travmatize olmalarını engellemek için yaptığım, üstelik kendi elimle onlara da verdiğim ses ve video kayıtları ne hikmetse(!) benim aleyhime kullanıldı. Bu kayıtlar bir gazeteci önderliğinde medyada, televizyonlarda topluma servis edildi. Bir alter kişiliğinden bahseden hastamın kişisel mahremiyet kapsamındaki terapi görüntüleri kullanıldı ve 'benim içlerinde olağandışı varlıklar olduğuna çocukları inandırdığım' iddia edildi.
Buyurun, bu haksız ve kumpas iddianın cevabını ben değil, kendisi de tedavi görmüş bir disosiyatif kimlik bozukluğu hastası olan, Harvard Tıp Fakültesi'nin en büyük psikiyatri hastanesi McLean'nde Dissosiyatif Bozukluklar ve Travma Araştırma Programının kurucusu ve yöneticisi psikiyatrist Dr. Milissa Kaufman versin:
"Disosiyatif kimlik bozukluğu hastaları kimlik sürekliliğinde aksaklıklar yaşar ve bölünmüş zihinsel içerikleri nedeniyle “içlerinde başka insanlar”olduğunu söylerler, ancak şizofreniden farklı olarak gerçeklik testleri bozulmamıştır."
Çocuk ve ergen psikiyatrisinde ağır travmalar için ders kitabı olan bir handbookta (2025) 👇 benim disosiyatif bozukluk çalışmalarıma atıf yapılmış, çocukluk çağı istismarları hakkında bildiklerim ve ulaştığım bilimsel sonuçlar kaynak olarak paylaşılmış.
Ancak maalesef tam olarak aynen bunları söylediğim için, hatta bu verileri söylemekten pişman olmadığım(!) için yargılandım, 26 yıl ceza verildi ve 3 yıla yakın süredir de hapisteyim.
Kendimi savunmak için bu kaynaktaki bilgilerle yaptığım tanı ve tedavileri celseler boyunca anlattım durdum. Ülkemdeki meslektaşlar ise "Çocuk ve ergenlerde disosiyatif bozukluk yoktur" şeklinde raporlar yazdılar. Mahkeme onların raporlarına dayanarak bana ceza verdi. Bu davada yaşadıklarım dünya tarihinde görülmedi. Meslektaşlarım yaklaşık 1000 sayfalık bu temel ders kitabını mutlaka incelemeli, okumalı ve bu bozukluğu bilmeli.Yıllardan beri zaten ortada olan bilimsel bilgilerin yok sayılamayacağını, göz ardı edilemeyeceğini artık anlamalılar.
Mesleğimi ve üzerine yıllar içerisinde uzmanlaştığım alanı hiç bilmeden; en iyi olduğum alanda ve konuda, sanki temelsiz kuruntular dile getirmişim gibi linç edildim, canavarlaştırıldım ve yapayalnız bırakıldım. Sanki gerçeklerden bahsetmiyorum da hayal dünyamdan bir şeyler kurguluyormuşum gibi davranıldı. En çok acı veren ise; kendi ülkemde kendi meslektaşlarımın sessizliği oldu. Bir yerlerde çıkarların değil bilimin üstün tutulduğunu bilmek, gerçekleri korkmadan ve özgürce konuşanların olduğunu görmek umut verici. Dilerim herkese örnek olur.
@cogepderTR@PsikiyatriDer@Neslihaninemi@Yasemenk3@koraykarabekiro@ttborgtr@vedatsar@drmemisoglu
Alanın ünlü profesörünün daha 1999 yılında anlattığı S. Y. resmi makamlara hiç bildirilmedi. Sorgusuz sualsiz onu istismar eden babasına teslim edildi ve kendisinden tekrar hiç bir haber alınamadı.
Ben ise, hem kendileri hem de bir ebeveynleri istismarı devlete bildirmiş olan çocuklar için doktorları olarak da bildirimde bulunduğum için hapisteyim!
https://t.co/E3tBMyNYVQ
Alanın ünlü profesörünün daha 1999 yılında anlattığı S. Y. resmi makamlara hiç bildirilmedi. Sorgusuz sualsiz onu istismar eden babasına teslim edildi ve kendisinden tekrar hiç bir haber alınamadı.
"Yaşadıklarını Cumhuriyet’e anlattı: 13 yaşındaki kızı istismarcı babaya teslim etmişler - Son Dakika Türkiye Haberleri | Cumhuriyet " https://t.co/ynGBXZAOqm "
Babasının kendisine tacizde bulunduğunu bana anlatmış olsaydı, bir gazeteci önderliğinde basın tek taraflı haber yapıp, medya gücüyle gerçekleri çarpıtırdı.
Kızın tüm söylediklerinin sahte anı olduğu, benim tarafımdan zihnine ekildiği ve ailesine iftira attırdığım iddia edilirdi. Pek çok meslektaşım da hastanın başvuru şikayetlerini bilmeden, kendi yazdığı günlüklerini okumadan, bana değil bu bol reytingli karalama habere inanırdı.
Bu sırada çocuk travma alanının duayeni Prof.Frank W. Putnam, detaylı incelemeler sonucunda bilirkişi raporu sundu ve
'İlaçlı ya da ilaçsız kimseye fikir ekilemeyeceğini, "bazı gazetecilere" tuhaf gelen disosiyatif kimliklerin varlığını' doğruladı.
Sayın Putnam yeni kitabında bana yaşatılanlara değinerek gerçek meslektaş etiğini de göstermiş oldu:
"Yabancı meslektaşlarla yaptığım görüşmeler birçok ülkede benzer şekilde bu çocuk istismarı inkarının yaşandığını göstermektedir. Hatta bazı ülkelerde çocuk istismarını bildiren doktorlar, mesleklerini kaybetme ya da hapis cezasıyla karşı karşıya kalabilmektedir.Bu saldırgan inkar özellikle de cinsel istismar söz konusu olduğunda görülmektedir."
https://t.co/HTMbclbQjH
Babasının kendisine tacizde bulunduğunu bana anlatmış olsaydı, bir gazeteci önderliğinde basın tek taraflı haber yapıp, medya gücüyle gerçekleri çarpıtırdı.
Kızın tüm söylediklerinin sahte anı olduğu, benim tarafımdan zihnine ekildiği ve ailesine iftira attırdığım iddia edilirdi. Pek çok meslektaşım da hastanın başvuru şikayetlerini bilmeden, kendi yazdığı günlüklerini okumadan, bana değil bu bol reytingli karalama habere inanırdı.
Bu sırada çocuk travma alanının duayeni Prof.Frank W. Putnam, detaylı incelemeler sonucunda bilirkişi raporu sundu ve
'İlaçlı ya da ilaçsız kimseye fikir ekilemeyeceğini, "bazı gazetecilere" tuhaf gelen disosiyatif kimliklerin varlığını' doğruladı.
Sayın Putnam yeni kitabında bana yaşatılanlara değinerek gerçek meslektaş etiğini de göstermiş oldu:
"Yabancı meslektaşlarla yaptığım görüşmeler birçok ülkede benzer şekilde bu çocuk istismarı inkarının yaşandığını göstermektedir. Hatta bazı ülkelerde çocuk istismarını bildiren doktorlar, mesleklerini kaybetme ya da hapis cezasıyla karşı karşıya kalabilmektedir.Bu saldırgan inkar özellikle de cinsel istismar söz konusu olduğunda görülmektedir."
https://t.co/HTMbclbQjH
Bu sözlerinden 8 Mart'ın ancak ve ancak; mağdurların ilk anlattıklarına inanıldığında, faillerin baskı ve tehditleriyle söylediklerini değiştirseler, geri çekseler bile her halde failleri suçlandığında ve mağdurlar değil failler cezalandırıldığında gerçekten kutlanası bir gün olacağı anlaşılmaktadır.
Onu istismar etmiş olan adam kocası oldu. O koca, öz kızlarını da taciz edince korkmadı ve mücadele etti Fatmanur Çelik. Ve dedi ki:
“Faili değil de mağduru suçlamak bu toplumun hastalığı. Ve istismara maruz kalanlar yalnız bırakılır. 3 yıldır sesimi duyurmaya çalışıyorum. Gitmediğimiz kurum kalmadı. Ulaşmadığımız insan kalmadı."
8.
Öz baba, öz dede ve öz dayı tarafından maruz kaldığı tacizlere dair resim çizerken yaptığı kendi açıklamaları ses kaydıyla tespitli olduğu halde resmi benim çizdiğim ve hatta oyuncak, çikolata vb karşılığında taciz edildiğini söylemeye razı ettiğim iddia olunan, ilkokul 1.sınıfta içine cin girdiği düşünülecek düzeyde saldırganlaştığı için okuldan uzaklaştırılan, yıllardır geçirdiği krizleri epilepsi olarak düşünülmüş ama epilepsi ilaçları fayda sağlamak bir yana entübe edilerek yoğun bakımda yatmasına bile yolaçmış olduğundan, krizlerin psikojenik olabileceği de söylenerek bana gönderilen 7 yaşındaki Ahmet Murteza'nın yaşadıkları da Virginia'dan daha az acı değildi.
Virginia R. Giuffre “Hiç Kimsenin Kızı” kitabında, 7 YAŞINDA ÖZ BABASININ SERİ TACİZ VE TECAVÜZLERİYLE BAŞLAYARAK nasıl “taciz bağımlısı haline geldiğini" açıklıyor ve diyor ki "Epstein’le karşılaşmadan önce yaşadıklarımız, ona karşı bizi savunmasız hale getiren yaralarımız ve Epstein'in bu yaralı kızları ne kadar iyi tespit ettiği göz ardı ediliyor. BİRÇOĞUMUZ ÇOCUKKEN TACİZE, TECAVÜZE UĞRAMIŞTIK. Aslında beni Epstein'in çarpık dünyasına çeken tek şey para değildi. Yıllarca kendi isteğim dışında cinsel istismara uğramış ve buna boyun eğerek hayatta kalmıştım. Kadınlığın eşiğinde bir kız çocuğu da olsam, başkalarını memnun etmek bana pahalıya da mal olsa, hep başkalarını memnun etmeye çalışan biri oldum."
Ve aşağıda da hastalarımın anlattıklarının, benim duyduklarımın belki binde biri. Aslında bulunmayan travmaları ekmekle, bu çocuklara yaşadıklarını sorup anlattırarak eziyet etmekle yani işkenceyle suçlandım. @timursoykan eliyle yaşadıkları tacizler yokedilmiş olan Buse,Tuna, Yüsra, Ayşe, Elif, Esra, Ahmet Murteza vb. umarım bir gün siz de Virginia'nın yaptığını yapma hakkına ve gücüne sahip olduğunuzu fark edersiniz.
( NOT: HASTA İSİMLERİ DEĞİŞTİRİLMİŞTİR.)
7.
Babasının defalarca vahşice dövdüğü, burnunu kırdığı, annesinin bıçakla saldırdığı, onun da annesini tüfekle kovaladığı, https://t.co/qtIE00OpeX kullanan,14 yaşında bakire olmayan, bakire olmadığını bilen 18-20 yaş erkeklerle tek seferlik ilişkileri olan, ilişki sonrası onu evine gönderirlerken taksi parasını ödediklerine sevinen, gittiği onlarca ünlü psikiyatristin iç dünyasındaki bu acıları araştırıp bulacak ve dinleyecek vakti ona ayırmadıkları, kendine PATATES adını verdiği bir kişilik geliştirecek kadar aciz hissettiğini anlatan Esra'nın yaşadıkları da Virginia'dan daha az acı değildi.
Epstein dosyalarında da görüldüğü üzere, her şeyden evvel güçsüzü koruması beklenen idarenin ve siyasetin her kademesinde cinsel istismar neredeyse normal görülmekte ve önemsenmemektedir.
Tacizcilerin en büyük güvencesi de budur; yani kendilerine gerçekten hesap sorulmayacağını bilmeleridir. Maalesef aslında sistemin kendisi tacizi yok sayanların eliyle oluşturulmuştur.
Aşağıdaki kitap, ömrünü özellikle çocuk cinsel istismarını sonlandırmak için çalışarak geçiren, son dönem kanserine rağmen bu çabasından vazgeçmeyen 86 yaşındaki bir psikiyatristin hayatını anlatıyor. Bu kitabı tüm çocuk, ergen ve yetişkin psikiyatristlerinin, psikologların, PDR ve sosyal hizmet uzmanlarının, hukukçuların, eğitimcilerin ve siyasilerin okuması lazımdır.
Bazı paragrafları aşağıdadır.Bunları ben değil, Prof. Dr. Frank Putnam son çıkan bu kitabında söylemektedir:
Çocuk istismarının, özellikle çocuk cinsel istismarının saldırgan şekilde inkar edildiğini çok kez gördüm. Bu istismarın birçok ülkede de benzer şekilde inkar edildiğini yabancı meslektaşlarımdan biliyorum. İstismarı bildiren doktorlar, mesleklerini yapamama ya da hapis cezasıyla karşı karşıya kalabilir. İstismarı fark edip bildiren hekim mesleki olarak hedef alınır, ya alanında yetersiz biri, ya aile kurumuna karşıt biri ya da ideolojik amaçları bulunan biri gibi gösterilir. Travmatik anıların yıllar sonra hatırlanmış olması, bilimsel temeli de olmadan "yanlış anı sendromu” oluverir. Böylece dünyadaki tüm tanı kılavuzlarında bilimsel bir tanı olan disosiyatif kimlik bozukluğu yok sayılabilir. Aslında ortada adeta ‘çocuklara korkunç şeyler yapıldığının’ kabullenilmemesi için yürüyen büyük bir savaş vardır.