AKP döneminde aralarındaki farklar silikleşse de aslında uzun süre Türkiye'de muhafazakâr demokratlıkla İslamcılık iki ayrı siyasal akımdı. İslamcılar entelektüel olarak Necip Fazıl'dan veya Kadir Mısıroğlu'ndan beslenir ama muhafazakâr demokratlar Ali Fuat Başgil, Mümtaz Turhan, Fuat Köprülü gibi kalifiye isimleren beslenir. Bu yüzden Hüseyin Çelik'in bu eleştirileri şaşırtıcı değil.
(HASSAS) Olay anının öncesine ve sonrasına ait yeni görüntüler ortaya çıktı.
Saldırıyı gerçekleştiren şahsın ailesinin, ölen babanın cesedinin önünde tepki göstermeye devam ettikleri görüldü:
“Size o kadar kapıyı yaptırın dedik. Kaç kere söyledik.”
🔵 Ege Cansen:
▪️"Üniversiteye giden çocuk bulaşıkçılık yapıyor, garsonluk yapıyor, ev temizliğine gidiyor diye acıma duygusu yaratılıyor."
▪️"Ne zaman çalışmak ayıp oldu? Çalışmaktan daha güzel bir şey olur mu?"
▪️"Amerika’da zengin ailelerin çocukları yazın garsonluk yapıp bundan övünerek bahsediyor."
Fehim Taştekin'in zor gecesi, silinen kaynaklar, BBC'nin notu, Batı medyasının faşizmle kucaklaşması...
Gazeteciler @fehimtastekin ve @hakki_ozdall, dünyadaki gelişmeleri "Bindik Bir Alamete" programında değerlendirdi. Programın tamamını Youtube kanalımızda izleyebilirsiniz
▶️ https://t.co/bPE4ROQaMC
📌 O gece gazeteciliği bırakıyordum
📌 BBC'ye Ukrayna-Rusya savaşı ile ilgili bir profil çıkaran bir yazı yazdım. Odessa'da sendika binasında insanların yakılmasından, bunu meşrulaştıran Odessa valisinin bir demecinden bahsediyorum
📌BBC referansların kaynağını sordu. Geri döndüm ve referansların kaynağını bulamadım. Her şeyi denedim bulamıyorum. En sonunda Wiki'de hani referans bölümü oluyor ya, on beşinci referansta benim tam olarak alıntı yaptığım cümlenin birebir aynısı orada duruyor. Fakat sayfada on beşinci maddeyi de silmişler. Resmen temizlik yapmışlar, kazımışlar
📌Benim yazım üzerine üç sayfalık bunun Rus bakışını yansıttığını belirten bir editöryel kritik geldi karşıma. Eleştiri olarak karşıma getirdiği hiçbir şey somut olarak beni yalanlayan şeyler değil.Tamamen propaganda. Yani Batı propagandası, Ukrayna propagandası, bu, bu editöryel bir çaba değil, dedim. Hatta ağır bir şey dedim, "bana bu mektubu yazan editör kimse gazeteci falan değil, militan" dedim
📌İlla Rusya'ya vurmak için gerçekleri tahrif etme çabasıydı bu. Batı eğer kendi çıkarları için birileri eğer bir çıkış yapıyorsa, onu müthiş derecede parlatma konusunda çok maharetli ve onların antidemokratik yönelimlerini, otoriteryen yönelimlerini asla ve kat'a görmüyorlar
Dünyaca ünlü haber ajansı @Reuters'ın @KarsanTR ile ilgili haberi, genç gazeteciler ve iletişim fakültesi öğrencileri açısından mutlaka incelenmesi gereken çarpıcı bir örnek.
Başlığa bakıldığında, İsveç’te hizmete başlayan Karsan üretimi otonom otobüsün ilk gününde kaza yaptığı izlenimi oluşuyor. Okuyucunun zihninde oluşan ilk algı oldukça net: “Türk yapımı otonom otobüs daha ilk gün kaza yaptı.”
Oysa haberin detayına baktığınızda olayın bambaşka olduğu anlaşılıyor. Otobüsün kendi kendine bir kazaya sebep olmadığı, arkadan gelen bir tramvayın otobüse çarptığı yazıyor. Yani haberin en kritik bilgisi başlıkta yer almıyor.
Bu fark basit bir başlık tercihi ya da hatası olarak kabul edilemez ve Karsan'ın ticari itibarına yönelik olduğu için hukuki yollara başvurmak gerekir.
Gazetecilikte başlık, okurun haberle kurduğu ilk temas noktasıdır. Çoğu zaman haberin tamamı okunmadan zihinde oluşan yargıyı belirler. Bu nedenle hangi bilginin başlığa taşındığı, hangi bilginin haberin içine bırakıldığı son derece önemlidir.
Reuters’ın haberindeki başlıkta “Karsan”, “otonom otobüs” ve “hizmetinin ilk günü” ifadeleri öne çıkarılırken, “otobüse arkadan tramvayın çarptığı” bilgisi geri planda kalıyor. Bu da okurun olayı Karsan markası ve otonom araç teknolojisi aleyhine yorumlamasına yol açıyor.
Daha doğru ve daha etik bir başlık şöyle kurulabilirdi:
“İsveç’te Karsan’ın otonom otobüsüne hizmetinin ilk gününde tramvay arkadan çarptı.”
Bu örnekte net olarak gördüğümüz gibi manipülasyon her zaman açıkça bir yalanla yapılmıyor. Bazen doğru bilgiler arasından bazıları öne çıkarılabiliyor, bazıları geri plana itilebiliyor. Bazen olayın faili yerine mağduru başlığa taşınabiliyor.
Medya okuryazarlığı işte bu yüzden çok önemli.
Okulların çalışan anne babalar için birer kreş olduğunu unutmayalım. Devlet okulları sabahın köründen akşama kadar çocuğu bırakacak bedava kreşler hükmündedir. Özel okullar da parası olanlar için güvenlikli kreşler. Buna ilk itiraz çalışan ebeveynlerden gelecektir.
Erdoğan çifti felç geçiren Nejat Uygur’u ziyaret etmek için GATA’ya gitmişti. Emine Erdoğan başörtülü olduğu için hastanenin kapısından geri çevrildi.
Başbakanın eşi kendisi geldi, hastanenin kapısında bekledi ve başörtülü olduğu için içeri alınmadı. Böyle bir kamu ahlakı vardı.
"Bu çocuğun cenazesine bir tane bakan gelmedi"
CHP'li Ali Öztunç: "Yusuf Tarık Gül, 11 yaşında ufacık çocuğumuzdu. Babası 15 Temmuz'dan sonra tutuklanıyor. 4 ay cezaevinde yatıyor. Dört ay sonra pardon sende ByLock yokmuş diyorlar. Serbest bırakıyorlar. 2021 yılında bir iftirayla tekrar aynı sebeplerden gözaltına alınıyor ve cezaevine giriyor.
Bu çocuğun cenazesine bir tane bile bakan gelmedi biliyor musunuz? Bir tane bakan gelmedi. Ben vardım beş milletvekili arkadaşım vardı. AK Parti'den bir milletvekili arkadaşımız vardı gelmedi. KHK'lı olabilir babası ya on bir yaşında çocuk ya. Öldü."
Bekir Ağırdır: Sonuçta ne yazık ki geldiğimiz yer, fırsat buldukça yolsuzluk yapanlar değil, yolsuzluk için siyaset yapanlara teslim olmuş bir siyasi ortamdır.
Tarihin en beyin özürlü nesli ile karşı karşıyayız;
Felaket yaşanıyor,
Kamerayı karşısına koyup kaydediyor,
Editleyip sosyal medyaya atıyor
Absürt bir kafa yapısı.
BM özel raportörü Francesca Albanese, İsrail’i soykırımla suçladığı için ABD’nin yaptırım listesinde girdikten sonraki hayatını anlattı:
🔺Washington’daki evine el kondu
🔺Kredi kartı kullanamıyor
🔺Dünya Bankası’ndaki eşi görevinden uzaklaştırıldı
https://t.co/5MTxFV01zu
kadın, amerikan vatandaşlığı için bir kızını new york'ta, bir kızını las vegas'da doğurmuş, "kanımın son damlasına kadar milliyetçiyim, atatürkçüyüm" diye hikaye anlatıyor bize. bu ülkeyi esir alan sahteciliğin, yüzeyselliğin, slogancılığın özeti gibi.
Israeli government officials are sick fascists. It’s an unconscionable moral stain on our country to support Israeli regime. Now, they passed a law to hang Palestinians, that doesn’t apply to Jewish Israelis for the same crimes. It’s insane that our media pretends not to see it.
Çevremizde SAVAŞ SUÇLARI işleniyor. Özellikle ÇOCUKLAR toplu olarak KATLEDİLİYOR. Başta EĞİTİM ve SAĞLIK TESİSLERİ olmak üzere sivil amaçlara hizmet eden altyapı unsurları HEDEF ALINIYOR. Sivillerin günlük ihtiyaçlarının karşılanmasında vazgeçilmez unsur olan SU ve ENERJİ TESİSLERİ İMHA EDİLİYOR. İnsanlar evini, barkını, işini, gücünü, yaşadığı çevreyi terk etmeye, GÖÇE ZORLANIYOR.
Petrol ve hatta nükleer enerji üretim tesisleri vurularak, bütün insanlık bir ÇEVRESEL ve RADYOAKTİF KİRLİLİK TEHLİKESİyle karşı karşıya bırakılmıştır.
Doğal kaynakların kullanılamaz ve dünyayı bütün insanlık için yaşanamaz hale getiren savaş karşısında sadece akaryakıt fiyatlarındaki artışın gündeme getirilmesi, tehlikenin bütün yönleriyle görülmediğini göstermektedir.
Herhangi bir ayrım gözetmeksizin, iktidar gücünü kullanma mevkiinde olup olmadığına bakmaksızın, bütün siyasileri, çevremizi kuşatan ve İNSANLIĞA KARŞI SUÇ mahiyeti kazanan savaşların durdurulabilmesi için toplumların harekete geçmesini sağlayacak örgütsel eylem birliğine davet ediyorum.
"Öcalan’a var KHK’lılara yok mu" :
Öcalan için İmralı’da bir yer, bir yapı inşa edilmiş. DEM Eş Genel Başkanı Bakırhan soruyor: "Oraya geçerken ne diyeceğiz; adı, statüsü nedir."
MHP lideri Bahçeli, Öcalan’ın statü sorununun nasıl çözüleceğini samimiyetle tartışmaya ve belirsizliği ortadan kaldırmaya çağırmıştı. Ne kastettiği şimdi daha iyi anlaşılıyor.
MHP'li Yıldız da Meclis Komisyonu’nun herkese hukuk ve demokrasi önerilerinden bahisle diyordu ki, gerekleri daha fazla zaman kaybetmeden ivedilikle yerine getirilmelidir.
Demek demokrasi ve hukuk tarafından kapsanmayı, statü sorunlarının çözülmesini, kanun önünde eşit muamele görmeyi bekleyen başka vatandaşlar da var.
Öyleyse hukuki ve demokratik statü sorunu Öcalan’a mahsus değil. Çözümün, “Öcalan’a var KHK’lılara yok mu” sorusunu da kapsaması gerekecek.
Çünkü atılacak adımlardan bahsedince hemen şu tepkiler geliyor:
Tutuklu yargılanan gazeteciler, siyasiler, AYM ve AİHM’de âdil yargılanmadıklarına karar verilen veya beraat ettiği hâlde mağduriyeti giderilmeyen KHK’lılar ne olacak? https://t.co/uGcdVjSsCq
Cumhurbaşkanı Erdoğan:
“İçim kan ağlayarak soruyorum; İsfahan'da, Tebriz'de, Tahran'da dökülen gözyaşlarının Erbil'de, Amman'da, Bağdat'ta, Beyrut'ta, Sana'da, Doha'da, Riyad'da ve bölgemizin diğer kardeş şehirlerde dökülenlerden ne farkı var?
Katliam şebekesinin gözünde adımızın Ali olmasının, Ömer olmasının, Ayşe, Zeynep, Hasan, Hüseyin olmasının ne farkı var?
İster İran'da ister Körfez'de olsun, atılan her füzeyle zarar gören, vurulan, kanayan biz değil miyiz? Hiçbir ilke, değer gözetmeyen saldırganların nazarında Şii veya Sünni olmamızın, Türk, Kürt, Arap ya da Farisi olmamızın Allah aşkına bir farkı var mı?”
https://t.co/WL2WeeoH97
🗣️ Bilal Erdoğan:
"Geçmişte Bosna'da Müslümanlara bir soykırım uygulandı.
Hadi sıkıyorsa bugün yapsınlar.
Niye? Bugün Türkiye var. Bugün Recep Tayyip Erdoğan var.
Kudretiyle, gücüyle bunu engelleyecek bir ülke var."