We’ll face the end together. Watch the official trailer for Outlander’s final season and join us for the epic conclusion starting March 6 only on STARZ. #OutlanderForever
En çok bozkırı izlerken, Kürtçe müzik dinlerken evimdeymişim gibi hissediyorum. Oralarda dinleniyorum.
Koşmaktan usandığımda eve dönmek isteyişim her zaman bu yüzden.
Aileni sen kurtaramazsın
Onların alışkanlıklarını sen değiştiremezsin ya da görmek istemediklerini gösteremezsin
En önemli ve acı verici hayat derslerinden biri
Maalesef herkesin değişimi kabul etmediğidir....
Kulağımıza fısıldanmış, öğrendiğimiz dünya dışında yeni bir hakikati yaşamımızda gerçekleştirebilmek yine ancak hikâyemiz ölçüsünde mümkün.
Kendimizi oldurduğumuz onca şey’lere rağmen yeniliyor oluşumuz sanıyorum ki bundan sebep.
Günün sonunda hikâye, bilmekten büyüktür çünkü.
Kötü bir çocukluk;dinin,baban��n ve diğer bask��cı otoritelerin ruhsallık üzerindeki etkisi ve bir türlü öldürülemeyen ebeveynler.
Tüm bunlara yenilenin,sonunda olmak istemediğine dönüşü.
Kimliği,idealin değil hikayenin verdiğini ispatlayan müthiş bir film
"Lykke Per (şanslı per)
Kızının dediği gibi:
''Bir tek mülk edinmeden, ikinci bir kazağı almadan, kimseden bir şey istemeden, borçsuz ve harçsız, boğazını değil, onurunu besleyerek yaşadığın bu dünyadan gidiyorsun baba..''
Silahların susması için samimiyetle çabalayan, mücadele eden adam gibi bir adamdı, büyük kayıp; Allah rahmet etsin…
Sırrı Süreyya Önder’in sesinden…
Abdürrahim Karakoç’un “Bayramlar Bayram Ola” şiiri.
Çocukken annen baban bir şey biliyor sanıyorsun, yetişkin oluyorsun, devlet bir şey biliyor sanıyorsun, devleti aşıyorsun insanlık bir şey biliyor, öğrenmiş olmalı diyorsun. Sonra hiç kimsenin bir şey bilmediğini öğreniyorsun. Kendin de dahil herkesin biliş, bilinç hallerinin tiyatralliğini kabul edip, rolünü oynuyorsun.
Kötü yok, çirkinlik, öfke, şiddet, ahlaksızlık yok; yoksulluk var.
Yoksulluğun getirdikleri var ama kötülük yok.
Fotoğrafı çekerken, bu evi ve bu evde yaşamış olanları böyle anımsadım.
Evleri, iş yerleri kahve ve çay makineleri ile dolu olan beyaz yakalının, her şeyde arsızca estetik araması da cehalete dahil.
Popüler olanın daha “normal” olduğu zorlama, özümsenmemiş bir gerçeklik.
Hakikatini, kahkasıyla kusan beyaz yakalının bir tür sosyal hareketlilik çabası.
Buradan alıp şuraya abartabilirim belki: Evet “ölmek için doğduk” dolayısıyla yaşamı kim nasıl karşılıyor ve nasıl ifade etmek istiyorsa öyle yapmalı. “Normal olmak için doğmadık.”
Ne bir anlam ne bir kariyer ne de başka bir şey, hepimiz için ortak bir “hedefler”olmaz, olmamalı.
Jose Arcadio Buendia’nın da dediği gibi “ölmek için doğduk”
Anlamak çabamız, narsisizmimiz, yaratılamayan-eksik anlam…
Vurucu bir söz, bir etki bırakamadan öylece geçip gitmeyi beceremeyen, çaresiz insan türü için bu anlamsızlık zor fakat ötekinin, dünyanın bize bir borcu yok.
Güzel bir gün yaşamanın annesine karşı suç olduğunu, dünyadan yer istemenin topluma karşı suç olduğunu; koltuğun kenarında oturmanın evla, rahat rahat oturmanın suç olduğunu düşünerek büyüyen biri, dünyadan hak ettiğini istemeyi çok zor öğreniyor.
1 yıl önce bu mecrada böyle bir twit atıldı.
Aktarımı yapan grup, ne kadar yalnız olmadığını fark edip acılarının ortaklaşmasıyla kendini sağalttı.
Direnç gösteren/yazamayan diğer grup ise sağaltımını, dönüp dönüp alıntıları okumak yoluyla gerçekleştiriyor, sanıyorum.