Çocuk büyütürken ya da diğer birçok konuda hepimiz birbirimize bağlıyız. Bu bağlılık kötü ya da eksik hissettirmemeli.
Her şey diğer her şeye bağlıdır. Destek istemek çekinilecek bir şey olmamalı.
Bu bağlı olma hali; birimizi diğerimizden üstte ya da alçakta yapmaz.
Annelik damdan düşmek gibi değil de ben “dam” olmuşum gibi.
Dammışım da kışın üzerime kar yağmış; eve bir ince su damlası bile girmesin diye uğraşmışım gibi.
Yazın kiremitlerimin rengi solmuş; evi hep serin tutmaya çalışmışım gibi.
Galiba bir süre buralarda devam edeceğiz 🌸
Huzur içinde büyümeyenlerimiz bazen buldukları sakin limanda sudan çıkmış balığa dönüverir. Bir bakarsın o limanı yakmak, gemileri batırmak için uğraşır durur…
Kimsenin hayatı mükemmel değildi. Özendiğin hiç kimsenin aslında süper güçleri olmadı. Sadece her bir yeni güne yeni bir başlangıç gözüyle baktı onlar.
Her ne olduysa olmuş bitmiş ya zaten. Olmuş olanı değiştirebilir misin?
Dışarıdan gelecek olumsuzlukları kontrol edemeyiz ama kendi hislerimiz üzerindeki kontrol bizdedir.
Bazen hatalının kim olduğunun ve hatasını anlamasının hiçbir anlamı olmaz.
Anlamı olan; bizim o günü hangi hislerle kapattığımızdır.
Yorgun görünüyorsun biraz dinlen istersen demektir ön sevişme.
Gönderilen bir çiçektir.
Gel bir kahve içelim-dir.
Bu renk sana çok yakışıyor-dur.
Gün içinde nasıl hissettiği ile ilgilenmektir. Bazen bir şarkı göndermektir.
Bir tartışma sonrası sorumluluk alıp özür dileyebilmektir
“Baba, kız çocuğunun bezini değiştirebilir mi, banyo yaptırabilir mi” gibi ilginç sorular alıyorum. Anne, oğlan çocuğunun bezini değiştirirken akla gelmeyen soru babada neden geliyor? Bu, babaya da hakarettir. Baba ebeveyndir. Çocuğa, anne kadar bakım verir.
Çocukluktaki deneyimlerimiz hayata bakışımızı etkiler.Öğrendiklerimiz otomatik tepkiler olarak çıkar her birimizden ilk anda. Ama tüm hayatımızı olumsuz yönde etkilemesi bir noktadan sonra artık bizim seçimimizdir.
İyileşmek,onarım bunların hepsine açıktır bedenimiz ve zihnimiz.
Çocuk ağlıyorsa bir yetişkinin kapsayıcılığına ihtiyacı vardır. İtse, git dese, bağırıp kendini yerlere atsa da bu ihtiyacı değişmez.
Bazen, bir yetişkin insan bile en fazla ihtiyaç duyduğu kişiye “git” der bu hayatta.
İhtiyaç, sadece sözlerde aranarak bulunur mu?
İlişki dediğimizin doğasında yokuşlar olur.
O yokuşlarda inişler, çıkışlar, bazen yolda yaslanıp dinlenişler olur.
İşin sonunda; ne kadar çıkıp indiğimiz belki hatırlanmaz bile; ama nasıl hissettirdiğimizin izi daimi olur.
Hep hayatın senden beklentileri var diye düşünüyorsun, peki bir zamanlar senin de ondan beklentilerin yok muydu? Sen ne zaman vazgeçtin bu hayatı yaşamak uğruna kendi hayatını yaşamaktan?
Çift ilişkilerinde tökezlemek, her zaman her şeyin yolunda gitmemesi doğal. Baştan da başlanır, kaldığı yerden devam da eder, sonsuza kadar da sürer. Yeter ki iki gönlün de buna gönlü olsun.
Çok iyi koşullar sunamayabiliriz çocuklarımıza, çok iyi okullarda okutamayabiliriz, ama her birimiz yaşattığımız hisler için minnettar olacakları bir çocukluk bırakabiliriz.
Evin içini güzelleştirmek için kendi evim olsun diye bekleyeni de anlamam, çiçekle uğraşmak için bahçem olsun diye bekleyeni de.
Oturulmayan ama özenle hazırlanmış misafir odası yapmakla aynı; bulunduğu ortamı güzelleştirmek için daha iyi şartların olduğu günü beklemek.
Zamanında kınadığım ve en iyi bildiğimi zannederek yorum yaptığım ne varsa deneyimlemek zorunda kaldığımdan, bu huyumu törpülemeye çabalıyorum. Özellikle çocuk büyütme konusunda. Kimseyi yargılamadan yaşamayı öğrenebilmek ne kadar ulvi bir güç olsa gerek...
Hayat boyu değişiyoruz, farkındalıklarımız artıyor, yıllar önceki gibi kalmıyor düşüncelerimiz. Ama herkes aynı kalmamızı bekliyor. Aynı kalmadıkça, değiştikçe, geliştikçe bazen bununla suçlanabiliyoruz. 10 yıl önceki aynı eş, aynı arkadaş, aynı biz vs. olamayız, olmamalıyız da.
Evet hayat o kadar da şahane değildi hatta bazen hiç çekilmiyordu; ama gökyüzüne bakınca bir ferahlık geliyordu insanın içine. Bir çiçek koklayınca, derin bir nefes alınca, bir sokak arasından denizi görünce, bir çocuk sevince kıpırdanıyordu işte ruhu...