Çıkın, gidin; ağaç dikmeyi öğretin. Bir şeylere özendirin işte. Balık tutmayı öğretin. Birlikte yemek yapın, hikâye anlatın, kitap okuyun. Çocuğunuzla geçirdiğiniz her dakika, onun geleceğini şekillendiriyor.
Siz istiyorsunuz ki okul; hem siz işteyken çocuklarınıza baksın, hem hayallerini oluştursun, hem ödev verip, çocuklar ödev yaparken kafanızı dinlemenizi sağlasın, hem kariyer planı yapsın, hem de insan olmayı öğretsin.
Yok öyle bir dünya. Önce siz öğreneceksiniz. Temeli siz atacaksınız, sonra çocuğa, ilk siz öğreteceksiniz.
Okul sizi akademik anlamda desteklesin, terbiyesini siz verin. Emin olun, sizden daha iyi öğrenir.
Bir an önce gözünüzü açın. Kendinize gelin. Gidin destek alın, öğrenin. Bilenleriniz de bir an önce başlasın.
Önemsiz işleri ertelediğiniz için üzülüyorsunuz, ama asıl çocuğunuzu erteliyorsunuz. Biraz buna üzülün.
Hiçbir şey bilmiyorsanız, psikolojiye, sosyolojiye, psikiyatriye inanmıyorsanız, açın kitapları okuyun. Hepsini geçtik, dininiz ne diyor bir göz gezdirin.
Yapabilenleriniz bir an önce çocuğuna sahip çıksın. “Toprak gidiyor” diye bağırıyorsunuz, ama o toprakta yaşayacak çocuk ölüyor.
Kendinize gelin artık. Oyuncakları bile adam akıllı seçmemiz gerekiyor. Çocuk hassas bir varlık. Dikkat edin lütfen.
Son bir şey: Çocuğunuz size asla mükemmel ebeveyn olmanızı söylemedi. Sadece yanımda duran, beni gören ve vazgeçmeyen birini istedi. O da zaten sensin. Şimdi telefonu bırak, kollarını aç. En büyük işi bugün yapmış olacaksın.
Mağdur olan tüm ailelere sabırlar diliyorum. Allah yardımcınız olsun.
Saygılarımla,
Psikolog Doğukan Görgün
Çocuk demek ülke demektir. Ülke topraklarını onlara emanet edeceksiniz. Bu yüzden çocuğu korumak, mantıken ülkeyi de korumaktır.
Çocuğunuz; işinizden, huzurunuzdan, mutluluğunuzdan, yalnız geçireceğiniz kaliteli zamandan, iş yorgunluğunuzdan, hastalığınızdan, mutsuzluğunuzdan ve tüm mal varlığınızdan daha değerlidir. Siz birçok şeye sahip olduğunuzu düşünebilirsiniz, ama onların sadece sizi var.
Kendi geçmişinizin hırsını çocuklarınızdan çıkaramazsınız. Onların başını boş bırakamazsınız. Muhabbet kuşu beslemiyorsunuz. Kimse çocuk bakmanın kolay olduğunu söylemiyor.
Bunu bile bile çocuk yapıp sonra “kendime vakit ayırmalıyım, ben kıymetliyim” kafasına girince, o minicik varlıklar sevilmediklerini düşünüyor. Kendinize gelin.
Herkes elini taşın altına koymalı. Görev ailelerindir. Çocuklarının davranışlarını savunmak marifet değildir. Marifet; çocuğunu hem başkalarının yapacaklarından korumak, hem de başkalarına zarar vermemesini sağlamaktır.
Sizi de anlıyorum, gerçekten yorucu ve zor. Evet, biliyoruz. Ama o zaman “yapmasaydınız” derler adama. Kimse demiyor, merak etmeyin. Birbirimizi suçlayarak bir yere varamayız.
Bu yazıyı da bir suçlama ya da akıl verme değil, “hadi artık birlikte çocuklarımıza sahip çıkalım” mesajı gibi okuyun lütfen.
Öğretmenleri biraz dinleyin. Rehber öğretmenler size eğitim hazırlamıyorsa, siz zorlayın. Senede birkaç kez aile içi iletişim eğitimi alın. Siz istediniz de onlar yapmadı mı sanki? Seve seve yapacak bir sürü arkadaşım var.
Onlar zaten dünden hazır. Siz isterseniz bakanlık yapar. Siz aksine “aman okula gitmeyeyim, aman o eğitime ayıracağım zamanda başka şeyler yaparım” diyorsunuz.
Öğretmenler, çocuğunuzu sizden daha objektif gözlemleyebilen kişilerdir. Bunların eğitimini aldılar öğrencilik yıllarında. Bir iki öğretmen problemli diye tüm öğretmenlere düşman olamazsınız. Bir an önce içinizdeki öğretmen düşmanlığını azaltın, ileriye odaklanın. Konu çocuğunuz, mecbursunuz ortak yol almaya.
Öğretmenler ne yapıyor diyenlere ise şunları söyleyeceğim:
Sınıfta çocuk konuştuğu için öğretmeni sırasını değiştirmek istiyor. Daha yakınına alabilmek ve diğer çocukların hakkına girmesine engel olmak için. Çocuk küfür edip sırayı tekmeliyor. Öğretmen “dışarı çık, küfür edemezsin” diyor. Çocuk “çıkmıyorum, size mi soracağım” diye karşılık veriyor. Ailesini çağırıyorlar, adam çocuğunu savunuyor. Ne bu şimdi? Nerede şimdi bu insanın çalışma motivasyonu, eğitim sevgisini ne yaptı bu adam? Siz olsaydınız ne yapardınız?
Onlar size bir uyarıda bulunduğunda size küfür etmiş olmuyorlar. “Bir an önce hareket edelim” anlamında söylüyorlar. Neyse, bazıları anlamayacak. En azından anlayanlara ulaşalım.
Bunlar ayıp şeyler değil. Her şeye para harcamayı biliyorsunuz. Adamlar çözümü bulmuş, “alın uygulayın” diyorlar. Alın, uygulayın. Verin parasını, satın alın hizmeti ve bir an önce uygulayın. Sizin de kafanız rahatlayacak, göreceksiniz.
Her neye inanıyorsanız dua edin. Ama edin. Allah’ın yardım ettiği çok insan var. Hatta senin hayatında bile var, ama sen daha çok olumsuzluklara odaklandığın için bunları göremiyorsun. Kinin var, öfken var. Ama öfkeli olmanın sebebi senin ailen olabilir.
Onlarla ilgili içinde aşamadığın ne varsa aşmalısın, çocuğun varsa eğer. Boşuna ağır bir sorumluluk demiyoruz çocuklar için.
Kimsenin sizi gaza getirmesini beklemeyin. Kalkın, bir an önce çocuklarınızı karşınıza alın; hem toplumu hem de kendi çocuğunuzu olumsuzluklardan koruyun.
Üremek ayrı bir şey, çocuk yetiştirmek ayrı. Arasındaki farkı lütfen fark edin.
İki dakika kafamı dinleyeceğim diye çocukların eline telefon vermeyin. Herkes “çocukları tabletten uzaklaştırın” diyor. Önce siz uzaklaşın.
Siz onlara daldığınız için bu halde bu çocuklar. Sanki siz kitap okuyorsunuz da çocuklar telefon istiyor. Önce siz bırakmalısınız.
Yapay zekayı bilgiye hızlı ulaşmak ve öğrenmek için kullanırsanız gerçekten faydasını görürsünüz. Ama onu kopyalayıp birebir kullanmaya başladığınızda işin rengi değişir. Bu sizi bağımlılığa sürükler, zamanla özgüveninizi zedeler ve problem çözme becerinizi elinizden alabilir. Sosyal ilişkilerinizde iletişim becerilerinizin düşmesine sebep olabilir. Bir noktada sevgilinize yazacağınız mesajı bile ona sorar hale gelirsiniz. O zaman da insan zihninin özgünlüğü yerine, bir robotun yönlendirdiği hibrit bir beyin haline gelmekten öteye gidemezsiniz. Unutmayın, duygu insana özgüdür. Bunu makineden almaya çalışmayın. Yapay zekayı bir öğrenme ve gelişim aracı olarak görün, hayatınızı kolaylaştırmasına izin verin, mesleğinizi geliştirin, günlük programınızı bilimsel açıdan sağlıklı hale getirin, onu bir asistan olarak görün ama özünüzü kaybetmeyin.
Özetle, yapay zeka sizi geliştirsin, yönetmesin. Yakın bir zamanda bunun bağımlılığı ile mücadele edeceğiz gibi görünüyor. Saygılar, sevgiler…
#yapayzekabagimliligi
#yapayzekabağımlılığı
Aynı davranış tekrar ediliyorsa, özür bir susturma aracıdır.
Gerçek özür, sorumluluk alır. Telafi eder. Değiştirir.
Unutma, özür değişimle anlam kazanır.
Aksi halde, seni kandırmanın nazik bir yoluna dönüşür.
Özür dilemek, ilişkilerde en sık kullanılan ama en çok yanlış anlaşılan davranışlardan biridir. Bir kişi aynı davranışı tekrar tekrar yapıyorsa, özür artık bir susturma aracına dönüşür. Çünkü gerçek özür, sadece “pardon” demek değil; sorumluluk almak, telafi etmek ve davranışı değiştirmektir.
Özür, değişimle anlam kazanır. Değişim yoksa, özür sadece seni yatıştırmak için kullanılan nazik bir manipülasyondur. Bu da, ilişkide güveni değil, duygusal kandırılmışlığı besler.
Unutma, söz değil, davranış değişir. Gerçek özür, davranışta görünür.
İlişkilerde güven, sadece sadakatle değil; anlaşılma hissiyle beslenir. Eğer bir kişi sürekli ne hissettiğini, neden öyle davrandığını, neyi kastettiğini açıklamak zorunda kalıyorsa, bu artık bir iletişim değil, bir savunma halidir.
Kendini sürekli açıklamak, karşı tarafın seni anlamadığını değil, anlamak istemediğini gösterir. Bu da zamanla güveni aşındırır, kişinin kendini değersiz ve yalnız hissetmesine neden olur.
Gerçek bağ, açıklamaya ihtiyaç duymadan anlaşılabildiğinde kurulur.
Herkesin psikolog kesildiği bir dönemdeyiz.
İki kitap okuyup, üç içerik izleyip “yardım etmeye” kalkıyoruz.
Ama yardım değil bu. Müdahale.
İyi niyetin varsa ne güzel.
Ama iyi niyet, sınır bilmeyince zarar verir.
Rolünü bilmeyen, iyilik yaparken bile kırar.
Sonra “yardım ettim” sanır.
Hayır. Sınır ihlali yaptın.
En çok nerede oluyor bu?
İlişkilerde.
Çiftler birbirine terapistlik yapmaya çalışıyor.
Karşısındakini düzeltmeye, değiştirmeye, “iyileştirmeye” uğraşıyor.
Ve ilişki, bu müdahaleyle bozuluyor.
O ilişkide her ne kadar sen rahatsız olsan da,
aslında problemin bir parçası da sensin.
Çünkü ilişki, iki kişinin döngüsüyle şekillenir.
Sen kendi döngünü fark etmeden, karşıyı değiştiremezsin.
Çift terapisi, karşındakini düzeltmek için değil,
kendine dürüstçe bakabilmek için başlatılır.
Onay almak için terapiye gidilmez.
Savunma mekanizmalarınla gittiysen, sadece kendini kandırırsın.
Terapide kimse seni alkışlamaz.
Savunmalarınla değil, çıplak halinle karşılaşırsın.
Ve bu kolay değildir.
Kendine bakmak, cesaret değil, açıklık ister.
Bahane üretmeden, suç atmadan, “ama o da…” demeden…
Kendi payını görebilmek, en ağır yüklerden biridir.
Ama işte o an, dönüşüm başlar.
Terapi, kendine dürüst olmayı göze alanlar içindir.
Ve bu göze sahip olmak, güçlü olmaktan daha gerçek bir şeydir.
Güç, yükleri sırtlamakla değil; fazlalıkları fark edip bırakmakla başlar. Her şeyi taşımak, tükenmeye giden bir yol olabilir. Ama neyin sana ait olduğunu, neyin seni aşağı çektiğini ayırt edebilmek vs. İşte gerçek dayanıklılık orada başlar.
Bazen bir ilişkiyi, bazen bir beklentiyi, bazen de kendine yüklediğin gereksiz sorumlulukları bırakmak gerekir. Çünkü bırakmak, vazgeçmek değil; kendine alan açmaktır. Unutma: Hafifleyen ruh, daha özgür yürür.
Sevilmek için eğildiğin her an, kendinden bir parça eksilir.
Sınırların silinir, başkalarının onayına teslim olursun.
Herkesin seni sevmesi düşüncesinden vazgeç, çünkü yakınlık herkesle kurulmaz.
Yanlış kişiyle kurulan yakınlık, seni tüketir.
Eğildikçe görünmez olursun.
Ve görünmez olan, en çok kendini kaybeder.
Unutma: Kendin kalmak, en sahici sevgidir.
Sınır demek, herkesi dışlamak değil,
bağ kurarken kendini kaybetmemeyi bilmektir. Kendini düşünmek, bağları kesmek anlamına gelmez. Çünkü gerçek sınır, “artık kimseye tahammülüm yok” demek değil;
Ben varım ama seninle birlikte var olmayı da seçiyorum diyebilmektir.
Sınırımı çizdim, önce kendimi düşünmeliyim. Bu cümle, modern psikolojinin en çok yanlış anlaşılan söylemlerinden biri. Kaliteli yalnızlık adı altında bağ kurma refleksimiz törpülendi.
Ama insan, yalnızlıkla değil; ilişkileriyle dönüşür.
Sadakat, sadece eylemle değil, ilgiyi reddetmekle başlar. İlgiyi fark edip sınır koymamak ben de açık kapı bıraktım demektir. Sınır yoksa ihanet çoktan başlamıştır. Bu da aldatmadır.