“İnsanlık bir kimliktir. Tüm insanlar aynı hamurdan yapılmıştır. En azından bu dünyada,yazgı bağlamında aralarında hiçbir fark yoktur. Öncesinde aynı karanlık,yaşam süresince aynı beden,sonrasında aynı kül. Ama insan mayasına karışan cehalet onu karartır.” Sefiller, V. Hugo
Kierkegaard en yaygın umutsuzluğun, kişinin kendisi olmayı seçmemesinde ya da kendisi olmaya razı olmamasında yattığına dikkat çeker ve en ağır umutsuzluk biçimi “kendisinden başka biri olma”yı seçmekte yaşanan umutsuzluk olduğunu söyler.
@AnjelikaHSimsek Evet Hocam, Winnicot için analizin amacı hastanın gelişimini kolaylaştırmak. Bu ise Rogers’in “Terapistin tavırları ve duyguları, prosedürleri ve tekniklerinden daha önemlidir.” deyimiyle yakından ilişkili. Başlangıçta “ilişki” vardır.
@AnjelikaHSimsek Tabii, bunu psikanalitik bir bakış açısıyla ifade etmiyorum Rogerian bir bakış açısıyla ifade ediyorum. Dolayısıyla, terapis ve danışan arasındaki aktarım ve karşıt aktarımdan bağımsız bir bakış açısı bu.
@AnjelikaHSimsek Nitekim, danışan gerçek ve samimi bir ilişki içerisinde olmadığı müddetçe kendini keşfi ve savunma mekanizmalarını bırakması pek olası değildir. Aktarmaktan kastım psikanalitik yorumalamak değil, empatik geri bildirimde bulunmak; buradayım ve dinliyorum.
Fakat “arzu” olmadan “irade” yaşam gücünü, canlılığını yitirir ve kendiyle çelişerek yok olur. Yalnızca “irade” var, “arzu” yoksa elinizde kurumuş insan kalır. Yalnızca “arzu” var, “irade” yoksa elinizde çocuk kalmış yetişkin, yönlendirilen ve özgür olmayan çocuk kalır.
R.May
“Bir bir daha, bir etmiştir; yalın olan, yalın olanda aydınlanmıştır.”
Martin Buber’in ‘Ben ve Sen’ eserindeki bu alıntıda; iki bireyin karşılıklı ilişki içerisindeki şeffaf tutumlarının olgunlaştırıcı yönüne değinilmiştir.
Yeşermesi için de maruz kaldığı şeyin ihmal olduğunun bilincinde olması gerekiyor, uygun olan koşulların ne olduğunu bilmediği müddetçe o çiçek açamayacaktır
İhmal edilen şey ölmez, ama sizde yeşermez artık. İhmal edildiği yerden sapar başka sapaklarda çiçek açar. Bu sebepledir ki insan ilişkileri asla boşluk kabul etmez.
“Yaşama tutku duymaktan,
Umuttan ve korkudan azade olmuş,
Kısacık bir minnettarlık hissiyle şükran duyarız
Hangi tanrıya olursa olsun
Hiçbir yaşam ilelebet sürmediği için;
Ölüler bir daha asla dirilmediği için;
En yorgun nehir bile,
Denizin güvenli sinesine kavuşacağı için.”
Tutkuyla sevdiği, çabasının ve hayat mücadelesinin tüm kaynağını oluşturan sevgilisi Ruth’a şöyle ifade eder Martin:
“Yerleşik değerlerin mabedinde ibadet ediyorsun.”
Doğruluğun ve kabul edilirliğin şartını toplumun yönüne göre belirlemesini tatlı bir şekilde taşlıyor