Sömürge madenciliği yıkıma devam ediyor. 82 yaşındaki Bekir Amca ve ailesinin yaşadıkları. Korkunç bir talan ve yıkım var. Her defasında bunlara maruz kalmak berbat ediyor beni. Kulak verin.
İBB Davası’da Fatoş Pınar Türker, savcı tarafından küçük çocuklarının velayetinin alınmasıyla tehdit edildiğini, çıplak aramaya maruz bırakıldığını gözyaşları içinde anlatıyor. Bu sırada Kılıçdaroğlu ve ekibi İBB Davası’nın savunuculuğunu CHP Genel Merkezi’nde yapıyor. İBB Davası üzerinden kendilerine koltuk devşirenlerde, bu operasyonları savunanlarda, bu insanlık suçuna ortak olanlarda hiçbir insanı değer, nebze vicdan, ahlak yok. Yazıklar olsun.
Fatoş Pınar Türker, savunmasının son kısmında tutukluluk ve cezaevi sürecinin en soğuk, en yıkıcı, en korkunç yanlarını anlattı. Salonda avukatlardan izleyicilere, tutuklulara kadar herkes ağladı. Bunu ilk defa yazıyorum ama lütfen sonuna kadar okuyun:
Türker, savunmasının sonunda önce gözaltındaki çıplak arama sürecini şu sözlerle anlattı:
“Vatan Emniyet’teyken arşiv odası gibi bir yere aldılar beni. Eldiven giyen bir polis üstünü çıkar dedi çıkardım. Sonrasında gidip gidemeyeceğimi sorduğumda, altımı da indirip çamaşırımı da indirmemi söyledi. Cinsel organını aç dedi, arkanı dön-eğil dedi. (Kadın izleyicilere dönerek) Utanan varsa çıkabilir ben utanmıyorum. İnsanların onurunu, gururunu kırmak için yapılıyormuş gibi geliyor. Yapan utansın, ben utanmıyorum”
Daha sonra, tutuklanıp Silivri’ye sevk edildikten sadece bir gün sonra infaz koruma memuru tarafından SEGBİS için çağrıldığını belirten Türker, şöyle devam etti:
Dedim ki "Ben bilmiyorum, bu ne SEGBİS ne?" İşte dedi böyle online ekrana bağlanıyorsunuz. Ben gittim oturdum, karşımda bir ekran açık ama "Adalet mülkün temelidir" yazmıyor, bir ofis orası. Böyle gözüm de ısırıyor Allah Allah diyorum, en sonunda kırmızı espresso makinesi vardı çünkü Savcı Bey bana o makinede kahve ikram etmişti. İfademi alan savcı, başkanım. Savcım, size soracağım şimdi. Siz tabii ki şey, sizin şahsınızla hiç alakası yok konunun ama hani meslektaşınız ya böyle bir uygulama var mı, yok mu? Dedi ki: "Ya" dedi, "Fatoş şimdi ağlarsın böyle karşımda" dedi, "ben sana ne dedim" dedi.
"Ben sana ne dedim" dedi, "ben senin ne olduğunu biliyorum ama sen bu adamlar sana" dedi "kumpas kuracak demedim mi" dedi. "Niye konuşmadın sen" dedi. "Verecektin ifadeni gidecektin" dedi. "Ama" dedim, "Sayın Savcım ben bildiğim her şeyi anlattım." "Bak şimdi" dedi, "sen git" dedi, "eşyalarını topla. Ben "dedi, "sana Çağlayan'dan araba göndereceğim" dedi. "Geleceksin" dedi, "burada" dedi, "bana" dedi "ifadeyi vereceksin, buradan" dedi "çocuklarına gidersin." Ben de dedim ki: "Savcım" dedim, "ben yeniden ifade veririm, vermemi istiyorsanız" dedim. "Bir avukatıma sorayım." Şimdi karşımdaki savcı ya, "Yok efendim" diyecek halim yok, ben bilmiyorum bir de hakikaten, ilk kez tutuklanmışız. Dedim ki "Tamam" dedim, "ben avukatıma bir danışayım" dedim. Böyle yaptı: "Hâlâ avukat diyorsun bana" dedi. "Sen" dedi, "bu kafayla bir daha" dedi "çocuklarını asla göremeyeceksin" dedi. "Sen bekârsın, değil mi?" dedi. Evet. "Velayetleri de sende?" Evet. "Senin çocukların" dedi, "reşit de değildi, değil mi?" dedi. Değil dedim. "Eh, artık Sosyal Hizmetler alır senin çocuklarını" dedi. Ha, bir anneye böyle denir mi? Çocuklarıyla tehdit ettiler. Az evvel şeyle söyledim ya size hani mal varlığı, "Sen bakıyordun, değil mi?" dedi. Evet. "Bak" dedi, "mal varlığı tedbiri için" dedi, "karar var benim elimde" dedi. "Ama ben" dedi, "28 Mart Cuma günü mesai bitimine kadar sana süre" dedi. Savcım bunu dedi. Ve o gün tebliğ edildi. "Ya bana gelir konuşursun ya da dedi malını mülkünü de alacağım" dedi.
Yani bir şey söyleyeceğim. Şeyi anlayamıyorum. Hani mesela birisinin birisiyle husumeti olur... Hiç beni tanımıyor ki. Tanımadığı bir insandan insan nasıl nefret eder ki? Hani nasıl bunu söyler... Mesela annesi yok mu bu insanların? Hepimiz zıbın giymedik mi? Ben hiç kimseye hakkımı helal etmiyorum. Bunu çok düşündüm çünkü şimdi Düzce'ye götürüldüm. Düzce'de insanın benim şeyim bozuldu... İnsan olarak öğrendiğim iyilik ve kötülük kavramı bozuldu. Çünkü iyi insan dediğimiz bir tarif var, bir de kötü insan dediğimiz bir tarif var; birbirine girdi bu. Çünkü Düzce'ye bir gittim, 40 metrekarede 25 kişiyiz, 16 kişilik. Koğuş arkadaşlarım; uyuşturucu satıcıları, cinayet, hırsız... Artık mesela bir Roman gördüğümde ben onun çadırcı mı, göçebe mi, arabacı mı olduğunu anlarım. Valla anlarım. Uyuşturucu mu satıyor, hırsız mı onu da anlarım. Hani böyle bir bilgi benim neyime yarayacak bilmiyorum ama... Ve o, hani bir kız getirdiler hamile, 5 aylık, 4 aylık. 1.5 yaşındaki kızını duvara vura vura öldürmüş. İddianamesini ben okudum. Ama diyor ki: "Eşime benziyordu." diyor. "Çok ağlıyordu." "Dayanamadım." diyor. "Ama benim içim" diyor, "çok ferah. 7'sini de yaptım, 40'ını da yaptım, mezarı da çok güzel." diyor. Hamile bir de. Devlet de gayet iyi bakıyor yani gerçekten hamile diye.
Ama ben o insanlarla birlikte kaldım. Mesela 1 yaşında, o Roman bir aile vardı 5 kişi; anneanne, iki kızı, iki torun filan, ailecek kalıyorlar uyuşturucudan. Ama annesi çok bakmak istemiyor, 1 yaşındaydı Afra da geldiğinde, daha yürümüyordu. Mesela ona bakıyordum. Ne yapayım? Onunla teselli ediyordum kendimi. Örgü ördüm, tuvalet temizledim. Çünkü tuvaletler taşıyor. Şey dedim ben de: "Çekilin" dedim, "madem 16 milyon için çalışıyoruz, hani burada da bari bu görevi ifa edelim. Ne yapalım?" Ama hani olduğu gibi anlatıyorum, bilmiyorum... Yani film gibi bu yaşananlar. Gözlerimi açıp şey denmesini bekliyorum, işim gereği tabii reklam çekimlerinin setinde filan da bulundum, birisi çıkacak şuradan: "Kestik! Selçuk Bey siz birazcık daha işte soru sorun, siz şey yapın. Ekrem Bey siz araya girmeyin, bir daha alıyoruz aynı planı." filan diyecekler diye umuyorum yani. Ama olmuyor. Tutukluyuz biz hakikaten.
Ben Medya A.Ş. Genel Müdürü olarak yargılanmaktan hiç gocunmuyorum. Elbette ki varsa bir hatamız, neyse ortaya çıksın. Bence yok, ben %100 beraat edeceğime, %90 bile değil, inanıyorum. Ama siz burada lütfen, rica ediyorum Medya A.Ş. Genel Müdürü Pınar'ı yargılayın. Ben anne olarak, benim çocuklarıma yazık günah değil mi? Bak geçen sene mezun oldu Nehir. Londra'ya gidemedik, o okuldan kabul olamadı. Benim kızım tüm dünyada yapılan sınavda %1'lik dilime girdi. Şu an dünyanın en iyi yapay zeka okulunda okuyor. Bak mezun oldu, ben göremedim. Orada benim güzel kızım. Babalarıyla... Diyor ki: "Anneciğim kepimi saklıyorum, sen eve geldiğinde havaya atacağım." Yani şu kadar, bacak kadar da onu ilkokula verdiğimde, mezun oldu, ben göremedim. Can sağlığı olsun. Ben kendim için yani rüşvet almadım, 15 aydır yatıyorum, bir şey çalıp çırpmadım, mal varlığıma tedbir kondu. Hakikaten, hakikaten çok mağdurum ama kendime dair, geleceğime dair bir şeyim, böyle bir yaşama sevincim, bir şeyim kalmadı.
Çok yorgunum. Anneme dedim ki, demesem iyiydi çünkü benim annem babam ablamı kaybetmişler, çok agresif bir lösemiden 9 ayda... Anneme dedim ki: "Keşke" dedim, "idam cezası olsa da kalemi kırsa, bitse bu iş." O kadar yorgunum, o kadar yorgunum ki kendime dair hiçbir beklentim, isteğim yok. Ama Sayın Hakim lütfen vicdanınıza sesleniyorum, Sayın Savcım sizin de. Yargılayın ama Pınar'ı yargılayın da anne Pınar'ı ne olur tahliye edin. Ev hapsi verin, ben çocuklarımla zaten el ele oturmak istiyorum. Teşekkür ederim.”
Kamuoyuna Duyuru
Dün Kocaelispor ile oynadığımız karşılaşmanın son dakikalarında aleyhimize verilen penaltı kararı, yalnızca camiamızda değil, tüm spor kamuoyunda büyük bir infial ve şaşkınlık yaratmıştır.
Pozisyonun ardından yapılan değerlendirmelerde, spor kamuoyunun tamamı ve tüm otoriteler bu kararın hatalı olduğu yönünde görüş bildirirken, yalnızca maçın hakemlerinin aksi yönde değerlendirme yapması, ortaya çıkan tablonun ne denli vahim ve düşündürücü olduğunu açıkça göstermektedir.
Göztepe Spor Kulübü olarak, sahada verilen bu kararın kabul edilemez olduğunu ve emeğe doğrudan zarar verdiğini vurguluyoruz. Bu tür hataların rekabetin adil yapısını zedelediği ve futbolun güvenilirliğine gölge düşürdüğü açıktır.
Mevcut yönetimin, bu denli bariz bir hatanın sorumlusu hakkında gerekli incelemeyi ivedilikle yaparak kamu vicdanını rahatlatacak adımları atmasını bekliyoruz.
Göztepe Spor Kulübü olarak sürecin takipçisi olacağımızı ve benzer hataların tekrarlanmaması adına gerekli hassasiyetin gösterilmesini talep ettiğimizi kamuoyuna duyururuz.
Göztepe Spor Kulübü
Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi’nden Prof. Dr. Yusuf Kurucu ve İZSU’nun 7 farklı istasyondan aldığı su numuneleri, korkutan gerçeği bilimsel olarak belgeledi. Veriler net: Sadece Aralık ve Ocak aylarında tonlarca azot ve fosfor İzmir Körfezi’ne boşaldı!
🔍 Resmi Raporlara Dayanarak @cigli.medya olarak Soruyoruz:
1️⃣ Kaynağında Kim Var? Gediz, Kütahya’dan temiz doğup İzmir’e neden “4. derece kirli su” olarak giriyor? Yol boyundaki sanayi tesisleri yeterince denetleniyor mu?
2️⃣ Gıda Güvenliği Ne Olacak? Nehir suyuyla sulanan tarım arazilerindeki ağır metal yükü, soframıza gelen ürünleri ne kadar tehdit ediyor?
3️⃣ Körfez Nasıl Nefes Alacak? Körfezdeki balık ölümleri ve koku sorununun ana kaynağı olan bu kirlilik akışı durdurulmadan, “temiz körfez” hedefi ne kadar gerçekçi?
⚠️ Prof. Dr. Yusuf Kurucu uyarıyor: “Nehir, geçmişte can verdiği arazileri artık tehdit etmekle kalmıyor, körfezin canlı rezervuarını da öldürüyor.”
@cevreormanorgtr@csbgovtr@murat_kurum
#gediz #i̇zmir #çevrekirliliği #gıdagüvenliği #körfez
Bizi hobi bahçesiyle oyalarken, arkada koca bir dağı haritadan siliyorlar! 🚨
Domates eken amcanın 500 metrekarelik yerine "tarım arazisi elden gidiyor" diye dozer gönderenler, Kaz Dağları’nın %79’unu maden şirketlerine parsel parsel dağıtmış! ⛏️🌲
📍 Rakamlar yalan söylemez:
• Tüm Türkiye'deki hobi bahçeleri: 20-30 bin dönüm.
• Sadece Kaz Dağları'ndaki maden ruhsatı: 12.9 MİLYON DÖNÜM!
Madenler, o çok kızdıkları hobi bahçelerinden tam 650 KAT daha büyük. Mesele gerçekten tarımı korumak mı, yoksa dağı taşı siyanüre boğmak mı?
#KazDağları #VatanToprağı #UyanTürkiye #hobibahçemedokunma #HobiBahçesi
@Yldrm_brhn fakirsen vur abalıya zenginsen zaten ormanmış tarım arazisiymiş devlet sana imarı hemen kendi elleriyle tak diye veriyor. Maksat insanların nefes alacakları bir yeri olmasın. https://t.co/CM7VHAm7G0
İBB Davası |
ŞAHAN, VALİ İLE ‘GÖKDELEN’ GÖRÜŞMESİNİ ANLATTI
Emrah Şahan TAŞ Yapı’ya ait 72 katlı gökdelenle ilgili konuşuyor:
“Kentlerin buna hali kalmadı. Başka bir şey savunmamız lazım. Şişli'nin deprem toplanma alanlarına ihtiyacı var. Şişli'nin gerçek bir planlama aklına ihtiyacı var. Belediye Başkanı mazbatamı aldım, 26 Nisan'da biraz önce bahsettiğim alana ilişkin arkadaşlar bir denetim yaptı, ruhsata aykırı olduğunu tespit ettik ve mühürledik. Biz ilk gösterdiğim 72 katlı diye gösterdiğim yeri mühürleyince, biz UTK deriz, çok teknik şeye boğmak istemiyorum, Ulaşım Trafik Kurulu'dur bu, izinleri tabii iptal edildi. Yani kamyon giriş çıkışları iptal edildi. Ne oldu? Devam ettiler, mühür fekki yaptılar. İnşaat şirketi dedi ki ben senin mührünü tanımam, mühür fekki yaptı devam etti. Savcılığa suç duyurusunda bulundum. Dedik ki yapmayın ya, mührü tanımıyor.
Daha da ilerisi... Mühür fekki yapmış bir inşaatta bir beton mikseri, 70 küsur yaşındaki selpak satan bir teyzemizi bir kaza sonucu öldürdü. Ses yok. Ya ses yok! Ya bu ülkede bir insanın canı 1 milyon metrekare, bir insan canından daha değerliymiş demek. Etmiyor demek ki, 1 milyon metrekare bir insan canı etmiyor ya! İnşaata devam etti, devam etti inşaat. Ne oldu? "Aa buraya belediye başkanı gelmiş bizle uğraşıyor, tamam." Hemen müfettişler… Ben çok yoğun bir soruşturma baskısıyla başladım belediye başkanlığına. Sayın Vali orada, inşallah yalanlamaz. Valla kaç kere çağırdı beni. "Ne olacak Şişli'de her yerde gökdelen var, burada da bir gökdelen olsun" dedi. "Sıkıntı çıkacak" dedi. Yapmadık başkanım. Durduk, durmamız gereken yerde durduk. Samimiyetle söylüyorum durmam gereken yerde durduk.”
@dabitnel Bir kadın geldi saltanatımızı yıktı geçti diyemiyorsunuz tabii. Pozisyonda faul yok, kaldı ki faul olsa bile top tekrar Alanyaspor kontrolüne geçiyor, dolayısıyla VARın müdahalesi hatalı protokol gereği faulü kontrol edemez.
@izmirgibiyiz yıllardır dönüş en sol şeritteyken, en sağ şeride çevirmişler. Herkes hala sola giriyor sabahtan akşama insanlara ceza kesiyorlar. Madem çok duyarlılar 20 metre geri gidip vatandaşı sağ şeride yönlendirebilirler. Ama o zaman ceza kesip para kazanamaz. @izmirbld@izmirvaliligi
Vakıflar Bölge Müdürlüğü’nün İzBB'den Egemenlik Binası, Meslek Fabrikası ve gasilhanenin tapusunun almasının ardından, Bakanlıktan Valilik aracılığıyla yeni bir tebliğ geldi. Tebligatta, İZELMAN’a ait anaokulu ve kreşlerin kapatılması talimatı verildi. (Gündeme Bakış)
Sevgili İzmirliler;
Yıllardır Büyükşehir Belediyemizin uhdesinde olan Meslek Fabrikası, Egemenlik binamız ve gasilhane Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından elimizden alınmaya çalışılıyor.
Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından Belediyemize ait taşınmazlara el koymak için ilk girişimler 2025 yılı Ekim ayında başlatılmıştır. Belediyemiz ve İzmir halkı için tarihi önemdeki üç binamız, Belediyemize hiçbir bilgi verilmeden tapu müdürlüklerine yapılan başvurular ile Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün mülkiyetine geçirilmiştir.
Belediyemizin en önemli itirazı şudur: Bu taşınmazların vakıf yoluyla meydana gelmediği, tarihi belgelerle açık bir biçimde ortadadır. Tamamıyla ilgisiz birtakım vakıf belirtmeleri gerekçe gösterilerek ve oldu bittiye getirilerek Belediyemizin yani İzmir halkının malına el konulamaz. Yapılan işlemler, Vakıflar Kanunu’nun ilgili hükmüne de aykırıdır, hukuksuzdur.
Üstelik bahsi geçen vakıf şerhleri, yıllar önce bedelleri de Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne ödenerek sicilden silinmişken her nasılsa el koyma işleminden hemen önce yeniden ortaya çıkıvermiştir.
Meslek Fabrikası’nın, Belediyemiz mülkiyetine geçişi 1926 yılında Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün imzaladığı kararnameye dayanmaktadır. İzmir’in gözbebeği olan bu bina Belediyemizin, İzmir halkının parasıyla bugünkü durumuna gelmiştir.
El konulmak istenen bir başka bina ise İzmir’in ilk belediye binası olan Egemenlik Evi yapısıdır. Bu bina 1891’de bir belediye binası olarak kullanılmak için dönemin yöneticilerinin zor koşullarda topladıkları paralarla, yokluk içindeki İzmir halkının bir Belediye binası olsun diye yaptırılmıştır.
Yine el konulmak istenen Belediyemizin Gasilhane binası da aynı şekilde Belediyemizce yıllardır kullanılmakta ve İzmir halkına hizmet vermektedir.
Her üç taşınmaz için Belediyemizce sayfalarca tarihi delil sunularak davalar açılmıştır. Ne yazık ki belediyemiz kendi mülkünün aidiyetini mahkeme önünde tekrar kanıtlamak zorunda bırakılmaktadır.
Bu sırada Vakıflar Genel Müdürlüğü ise mahkeme süreçlerini ve mülkiyet durumunun hukuk önünde çözülmesini beklemek yerine taşınmazları bir oldu bitti ile tahliye etmeye çalışmaktadır.
Unutulmamalıdır ki İzmir Büyükşehir Belediyesi tıpkı Vakıflar Genel Müdürlüğü gibi bir kamu kurumudur. İzmir halkının mülküne el koymak ve kapıya polis yığarak boşaltmaya çalışmak ne hukuka ne de köklü Cumhuriyetimizin devlet teamüllerine yakışır bir eylem olacaktır.
The Government of Turkey announces that it will secularize marriage, inheritance, divorce, and adoption due to adoption of a Turkish Civil Code rather than a Muslim Sharia Code.
28 Ocak’taki duruşmadan sonra uzun süre sustum.
ÇÜNKÜ ÖĞRENDİKLERİM KANIMI DONDURDU KENDİME GELEMEDİM LÜTFEN BÜTÜN YAZIMI OKUYUN
15 yaşındaki kardeşim Fatih Acacı , akranı tarafından 12 yerinden bıçaklanarak öldürüldü. Katil, cinayetten önce telefonundan şunları araştırmış:
“Kasten adam öldürmenin cezası nedir?”
“Kasten yaralamanın cezası nedir?”
SSÇ olduğu için karşısına çıkan düşük cezaları görünce bu cinayeti işleme kararı verdi.
Yani Fatih normal hayatına devam ederken uyurken, yemek yerken,ailesi arkadaşları ile vakit geçirirken karşısındaki onu öldürmeyi planlıyor, alacağı cezayı hesaplıyordu.
Bıçağı yanında getiren oydu.
Fatih’in olduğu kafenin önüne gelen oydu.
“Konuşalım” deyip onu ıssız bir parka götüren oydu.
Yaz günü uzun kollu kıyafet giyip bıçağı saklayan oydu.
Fatih’i hayati yerlerinden 12 kez bıçaklayarak öldüren de oydu.
Ve Fatih’i kanlar içinde öylece bırakıp kaçan da oydu
Buna rağmen savcı, mütalaasında hafifletici indirim talep ediyor.
Zaten SSÇ olduğu için alabileceği en yüksek ceza 24 yıl. Onun da yatarının o kadar olmadığını hepimiz biliyoruz.
Bu tabloda sorulması gereken tek soru şu: Neyin indirimi?
3 Mart’ta karar duruşması var.
Sosyal medyanın gücü doğru kullanılırsa çok büyük. Bu caninin indirimsiz 24 yıl ceza
alması için ses olalım.
24 yıl bile adalet değilken, daha azına razı olamıyorum çünkü ortada planlı bile isteye alacağı cezaya kadar araştırma yapıp bu cinayeti işlemiş bir fail var
lütfen ufacık bir desteğiniz dahi Fatih’in adaletinin sağlanması için çok kıymetli
#Fatihİçin24Yıl özellikle RT yapıp bu Hashtag (#) kullanarak destek olabilirsiniz 🥺🙏🏻
#Fatihacaciicinadalet
#SSÇ
#ADALETİSİYORUZ @abakingurlek
#MinguzziYasasıÇıksın
Suriyelilere hazineden toprak dağıtıyoruz. Aydın, Bursa, Balıkesir tamam. Manisa Valisi imzalamış ama TSO başkanı imzalamıyor. Ve hadise ortaya çıkıyor.
Helal olsun sayın Başkana.
15 yıllık bir Başmüfettiş olarak son günlerde yapılan haksız ve bilgi eksikliği içindeki eleştirileri ve hatta hakaretleri müthiş bir hayal kırıklığı ve derin üzüntü içinde takip etmekteyim.
Her bir Müfettiş meslektaşım ve üstadım mesleğe girişte en iyiler arasında önce KPSS’de derece yapmış, ardından Kurum yazılı ve sözü sınavlarını geçerek mesleğe başlamış, 3 yılın sonunda tek bir sınav hakkı ile yeniden yazılı ve sözlü sınava tabi tutularak hakkıyla ünvanlarını almışlardır.
Sahada özel sektör şirketlerini denetleyen Müfettişlerin Devlete 1 kuruş masrafı yoktur. Öncelikle bunu herkesin idrak etmesi gerekiyor. Bir Müfettiş yaptığı tek bir denetim neticesinde Devletten kaçırılan prim ve vergi kaybını tespit ederek en az bir yıllık maaşını fazlası ile Devlete zaten kazandırmaktadır. Merak edenler her yıl Rehberlik ve Teftiş Başkanlığımızın denetim sonuçlarını paylaştığı raporlardan ne kadar kamuya kaynak aktarımı sağladığını görebilir.
2025 itibariyle bir Müfettişin konaklama harcırahı günlük 1547 liradır. Bu tutar 2026 yılı için 2198 lira olacaktır. Müfettişlerin en büyük sorunlarından birisi olan bu harcırahlara konaklayacak otel bulunamamasını dile dahi getiremiyoruz. 2008 sonrası ilk defa sigortalı olarak mesleğe başlayan bir Müfettiş Devlete emekliliğine kadar milyonlarca lira kaçırılan prim ve vergi kaybını geri kazandırmışken emekli aylığı bugün itibariyle en düşük emekli aylığından birkaç bin lira üzerinde olacaktır. Bugün itibari ile aylık ortalama bir Müfettiş yardımcısı maaşı işyerindeki güvenlik görevlisinden daha düşüktür…
Örnekleri artırmak fazlasıyla mümkün. Müfettişlerin hakkını savunacak bir sendikaları bile yoktur çünkü sendikaya üye olmaları yasaktır.
Devletin en nitelikli personelini kısır iç çekişmelere kurban etmeksizin bir düzenleme elzemdir. Bu bir imtiyaz değil liyakate hakkını vermektir.
#imtiyazdeğilliyakat
Uğur Mumcu, yaşamına mal olsa da gerçekleri savunmaktan ve yolsuzlukları toplumla paylaşmaktan asla vazgeçmedi. Onun cesareti, ilkeleri ve halktan yana duruşu bugün de yolumuzu aydınlatıyor.
1994 yılında kurduğumuz um:ag Vakfı olarak, genç gazetecileri Mumcu’nun izinde yetiştiriyor, Adalet ve Demokrasi Haftası’yla toplumsal bilinci güçlendiriyor, eserlerini yayımlayarak fikirlerini yeni kuşaklara taşıyoruz. Ve de bir düşün ve kültür - sanat merkezi olarak ayakta durmaya, direnmeye devam ediyoruz.
Türkiye’nin geçtiği zorlu ekonomik koşullarda bu mücadelemizi sürdürmek için desteğinize ihtiyacımız var.
👉 Mumcu’nun ışığını birlikte büyütelim: https://t.co/mJ8CUv3hSV