@yunuserdolen Yaratıcılık kalmış mıydi ki?
Sinema-Şiir-Roman-Resim-Felsefe vs bütün bunlar dünden kalmaydı.Onu tüketiyoruz.
Yeni dediğin ya taklit ya da absürt (onlara sorsan sürrealist)
En azından AI sağlam bir sentez ve egosunu paçavralarıyla satma derdinde değil.
@keskinrasit İnsan kollektif benliğinden bakıp kendini merkeze oturtunca boşluk ve anlamsızlık artıyor ama bir de kendisini nesneleştirip baktığındaysa her şey anlam kazanıyor.
@tunctataker Bazen bir şiir de aynısını der.
“Şimdi tekrar ne yapsam dedirtme bana YaRabbi.
Taşınacak suyu göster, kırılacak odunu.
Kaldı bu silinmez yaşamak suçu üzerimde.”
çözecek ne vardı
sır dediler bulamazsın
inandıramazsın kimseyi
elimde maymunum vardı
tökezliyor
yalpalıyor
gölgelerinden seçiyordu kendini
benzemekti derdi
benzetilmekti
bilmeden doğmuş
görmüş bir yerde kendisini
tanımaz olmuş
unutmuş maymun olduğunu
çözecek ne vardı
maymundu aksini insan görmüştü
görmüştü kendinden gayrısını
@mkemalsayar Teslimiyetten çok teslimiyette olan özne ve o öznenin bilinirliği (marifet) oranında belirttiğiniz meyveler toplanır.Zannımca kuru bir teslimiyet bu kabuğu parçalamaya değil kabukla yetinmeye de götürür.
“olanla yetinmek için
sıradanlaşan
sıradanmış gibi olan
her şeye anlam yüklüyorum
tutsun istiyorum elimden
yerdeki bir böcek,
asılı gökyüzüne bir yıldız,
dokunsun gözbebeklerime
varım ve varsın
unut gölgenle yoldaş olanı
tıkanık kalsın
insanı kirden sarhoş eden siyasetler
vaktiyle bürünmüştü sana
tutturulmuştu sahile çanak tutan ellerin
şimdi yoksa
yolunu kendin eylediğin zamanların
kırmızıya boyadığın her sözün
intikamını ruhunla
ayrışmış parçalanmış dimağınla ödüyorsun
sırası değil sızlanmaların
ne zamandı
bileklerine çizik atıp
günlerce yemeden içmeden kesilip
sadece dudaklarının zikirle mırıldandığı günler
kalmasın ceplerinde
dünün yarının
bugünü töhmet altında bırakan
anıların tasavvurların
uyu belki bulursun
katıksız salt bir tözün
görünene görünmeyen dillerle
ayıpmış gibi
her şeye dokunduğun
kulak kesildiğin
bir kedinin mırmırlarına
ya rahimi yerleştirircesine
her şeye bir zakir gibi bakan nazarın nerede”
aynalarla başladı her şey
kimse kimseyi tanımaz
yaratılmazdı benzerleri insanların
gerek kalmaz
bir çift söze bu harman
gölgeler belden aşağı inmez
uzamazdı üstümüze ondan başka bir şey
gün raflardan indi
tütsüledi yalanlarını tarihin
inandı inanacağı kadar herkes
deliye deli demekti hüner
delilikti belki hüner
biz bilmedik
koyunlarını otlatırken büyüklerin
büyükler rüyasına su katarken bizlerin
ne aş ne de şarap
batırmadı
batıramadı haysiyetimizi
bir gurup vakti
taşa çalınırken istibdat
alkışlarla geldi
dualarla geldi
biz bilmedik
ölüm bir günahkarın gusülüdür
bizi paklarsa kıyamet paklar
dediler
uçmakla büyüyemezsin
altımdan aldırdım
ağıllara doldurdum
etrafımdan topladığım kemikleri
kimi yaş kimi kuruydu
metruk değil
tereke değil
hayattan arta kalandı
ateşle oynadım
çaldım karasını kimilerinin
küfre döndü malumatım
etimden aldırdığım yoktu
fakiriydim ilmin
cehlimi allame-i cihan bildim
künganlar çektim sonra
dağa taşa çöle ovaya
yemişe dursun satılık metalar
alıcısı yoktu
asam da kırıktı
vurduğum sözler
aksiyle bana döndü
kirlendi sunağım
kendimden başka kurbanlığım da yoktu
kirli bir sunağa
lüzumsuz bir kurban oldum
affet tanrım
insanım tek kabahatim de budur