@Niyazi19940601 Gazi koşusu haftasında izlediğimiz şeye bak.
Dört beş kişi bildiğin atı dövüyorlar.
Şu at koşsa ne olacak, bavul dolusu para kazansan şunu yaptıktan sonra ne önemi var.
Bu potansiyel katillerden ne hayvanlara ne insanlara bir yarar gelir.
Sanatçı insan önce bilinçlenir, sonra kendi yarattığı adayı dolaşmaya, genişletmeye zenginleştirmeye adar.
açıklamak ve çözmek yerine duymayı ve betimlemeyi seçer.
Yaşamın amacı ve anlamı olmadığı gibi yaratıp yaratmamak da hiçbir şey değiştirmez. Uyumsuz sanatçı eserine bağlanmaz, kimi zaman ondan vazgeçtiği de olur. Eserini hem bir son hem de bir başlangıç olarak görür.
Günün filmi: orlando /
Ah şu bakire güle bak.
Nasıl da tatlı, utangaç bir tevazuyla ilk kez açıyor.
Onu ne kadar az görürseniz o kadar güzel görünüyor.
Bak da gör nasıl da...
Daha göreceği şeyler var!
Bak da gör nasıl daha cesur
ve özgürce sergileyecek çıplak göğsünü.
(bir gün görüşürsek -gene de öyle düşünmeden edemiyorum bir gün görüşürsek elimi uzatacağım gene, aynaları unutacağım, konuşacağım, onu gene çağıracağım eve nasıl olsa kurtulmadım mı kurtulmadık mı?)
acı kök yağmurun tadında / rânâ.
ne kitapsız ne kedisiz *
18. yüzyılın ortalarından bu yana "serendipli üç şehzade" masalından yola çıkılarak türetilmiş bir sözcüğü var ingilizcenin: serendipity; aranmakta olmayan değerli / hoşlanılır bir şeyin insanın karşısına çıkıvermesi anlamında kullanılan..
elbette aranmayan şeyin bulunması, olacak şey değil.
Ne var ki, "aranmama"yı " o anda aramakta olmamak" ya da "aranması gerektiği düşünülen yerde aramakta olmamak" diye yorumlarsak, birçok kişinin bu "serendiplilik"ten (az ya da çok) pay aldığını kestirebiliriz.