Gencoy Sümer 'GÖLGELER VE MASKELER' başlıklı seri makalesinde bu sayı 'SERT POLİSİYENİN KARANLIK YÜZÜ'nü yazdı.
👇 62.sayıda
https://t.co/7vHf1f37z7
@gencoy_sumer
Okumak istemeyenle öğrenmek isteyeni, akıllısıyla delisini aynı sınıfa doldurmak her iki tarafa da yapılmış büyük bir zulümdür. Kimse kimseyi duygusal olarak manipüle etmesin; eğitimdeki bu zorunluluk hali, insan israfından ve gençleri öğütmekten başka bir işe yaramıyor.
Sanayide, berberde veya bir ustanın yanında çalışan çocuk gördüğümüzde "bu çocuğun yeri okul" diye feryat figan bağırıyoruz. Oysa bu, uğradığımız en büyük manipülasyondur. Temel becerileri kazanan, 12-13 yaşına gelmiş bir çocukta okuma arzusu ve kabiliyeti yoksa, o çocuğun yeri okuldur diye diretmek hem ona hem topluma ihanettir.
Lüzumsuz merhamet, o çocuğa yapılacak en büyük kötülüktür. Okumayacak çocuğu on yıl boyunca okul sıralarında çürütürseniz, o çocuk hayatı aylaklıkla geçirmeyi öğrenir. Gece uyumaz, sabah okula dinlenmeye gelir ve kalan vaktinde düzeni sabote eder. Bugün şikayet ettiğimiz saygısızlıklar, saldırganlıklar ve toplumsal savrulmalar tamamen bu başıboşluktan ve meşguliyetsizlikten kaynaklanıyor.
Vasıf kazanması gereken yaşta bir çocuğu, ailesinin maddi durumu ve kendi yeteneği çerçevesinde bir işe, bir sanata, bir mesleğe yönlendirmekten korkmamalıyız. Gençlerin gerçek meşguliyetlere ihtiyacı var. Acımayı ve yersiz şefkati bir kenara bırakıp, çocukların erken yaşta iş gücüne ve beceri süreçlerine dahil olmasını sağlamak zorundayız.
Milli Eğitim bu sistemle devam edecekse, müfredatı daha da kuşa çevirmek, okulları kreşe, öğretmenliği de çocuk bakıcılığına döndürmek zorundadır. Çünkü bu kadar zıt kapasitedeki öğrenciyi bir araya toplayıp ağır bir müfredat işleyemezsiniz.
Veliler çocuklarını okula değil, sanki bir kreşe gönderiyor. Evde hiçbir kontrol yok; çocuk sabaha kadar bilgisayar başında, okulda ise sadece vakit öldürüyor. Sonra da "toplum neden bozuldu" diye dert yanıyorlar. Bu lüzumsuz safsataları ve yersiz merhameti bir kenara bırakıp, sert ve makul bir gerçeklikle yüzleşmenin vakti geldi...
Michael Connelly kimilerine göre Amerika’nın en iyi polisiye yazarı. Şimdiye dek 21 kitabını okudum. Daha fazlasını okumaya pek isteğim yok.
Dedektif Harry Bosch serisinden Betondaki Sarışın ve Unutulan Sesler’i beğensem de Bosch ayılıp bayıldığım bir dedektif karakteri değil...
İtiraf etmeliyim ki Beşinci Tanık’ta jürinin kararını beklerken kalbimi gümbürdetmeyi başardı. Beşinci Tanık, Connelly romanlarının çoğu gibi fazla uzun. 500 yerine 300 sayfa olsa demir leblebi gibi bir roman olurdu.
Karakterin öksüzdür, alkoliktir, uyumsuzdur. Ama yetmez daha fazla acı çekmelidir. Bir kitapta parmağını kopartırsın. Öbüründe ağzından kulaklarına uzanan bir yara açarsın. Hasarlar fiziksel olmalıdır. Ruhsal yaralardansa böylesi daha cafcaflıdır.
Bir kez seri katil romanı yazmaya başladın mı yandın. Okur hep daha fazlasını bekler. Sapık, süper sapık, mega sapık, ultra sapık katiller yaratmak zorunda kalırsın. Daha vahşi daha kanlı cinayetler yazmaya mecbur hissedersin kendini.
Emel Aslan SUÇUN SIRA DIŞI YÖNTEMLERİ köşesinde bu sayı kaza veya intihar süsü verilen, doğal ve sıradan görünen, NEREDEYSE kusursuz cinayetleri mercek altına aldı.
👇
https://t.co/sjJzpBqDr5
@Emel_Aslannn