Türkiye’nin ev sahipliğinde Ankara’da gerçekleştirdiğimiz 36’ncı NATO Devlet ve Hükûmet Başkanları Zirvesi’ni başarıyla tamamlamış bulunuyoruz.
Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde icra ettiğimiz Zirve’ye NATO üyesi 32 devlet ve hükûmet başkanının yanı sıra 100’e yakın bakan, üst düzey diplomat, uluslararası kuruluş temsilcisi ve davetli iştirak etmiştir.
Zirve sürecinde güvenliğin en üst düzeyde sağlanması ile vatandaşlarımızın hak ve özgürlüklerinin korunması arasında hassas bir denge gözetilmiştir.
Alınan güvenlik, ulaşım, koordinasyon ve kamu düzeni tedbirleri; liderlerin güvenliği, şehir hayatının sürdürülebilirliği ve uluslararası kamuoyunun doğru bilgilendirilmesi amacıyla titizlikle planlanmış, vatandaşlarımızın günlük yaşamlarının aksatılmamasına özellikle ehemmiyet gösterilmiştir.
Cumhurbaşkanlığı Millet Kütüphanemiz, uluslararası medya merkezi olarak hizmet vermiş; 1.800 kişilik çalışma alanı, 40 montaj odası ve çok sayıda canlı yayın noktası basın mensuplarının istifadesine sunulmuştur. Zirve’yi rekor bir katılımla 2.500’ü aşkın basın mensubu takip etmiş; TRT koordinasyonunda 96 kamera, 18 naklen yayın aracı ve 26 farklı noktadan yapılan yayınlarla Ankara Zirvesi tüm dünyaya ulaştırılmıştır.
Ankara’mızın tanıtımına da büyük katkı sunan Zirve boyunca gösterdikleri hoşgörü ve eşsiz misafirperverlik için Ankaralı hemşehrilerime gönülden teşekkürlerimi sunuyorum.
Kolluk kuvvetlerimiz başta olmak üzere medyadan teknik işlere, sağlıktan ulaşıma, protokolden ikram hizmetlerine kadar birçok alanda Zirve’nin sorunsuz şekilde gerçekleştirilmesi için fedakârca görev yapan tüm kardeşlerime şahsım ve milletim adına şükranlarımı ifade ediyorum.
NATO Ankara Zirvesi’nin hazırlık ve icrasında gösterdiği iş birliği odaklı yaklaşım ve çabaları için Genel Sekreter Sayın Mark Rutte’ye hassaten teşekkür ediyorum.
İki günlük yoğun Ankara Zirvesi, Türkiye’nin NATO’nun güvenlik gündemine yön veren, krizlerde diyalog kanallarını açık tutan, bölgesel barış perspektifini koruyan ve savunma sanayisi kapasitesiyle İttifakın dönüşümüne somut katkı sağlayan merkezî bir aktör olduğunu göstermiştir.
Türkiye olarak müttefiklerimizle iş birliğimizi güçlendirmeye, küresel barış ve güvenliğe katkı sunmaya kararlılıkla devam edeceğiz.
AK Parti ve Cumhur İttifakı olarak başta Terörsüz Türkiye sürecimiz olmak üzere dış politika, güvenlik, hak ve özgürlüklerin ilerletilmesi gibi millî meselelerde uzlaşıya, ortak noktalarımızı büyütmeye hazırız. #ÇeyrekAsırlıkDestan
Türkiye, dünün kendi içine kapanık Türkiye’si değildir. Artık her alanda dünyayla bütünleşmiş, göz hizasında ilişkiler kurma kabiliyeti kazanmış, büyük devletlerin saygı duyduğu bir Türkiye var.
Vatandaşın kalbini kıran, esnafa hoyrat davranan, icraat peşinde değil şov peşinde koşan bir yaklaşım belki muhalefetin siyaset tarzı olabilir ama bunu bizim tasvip etmemiz asla mümkün değildir.
Sosyal medyanın da tesiriyle etkileşim avcılığı denilen bir hastalığın hem toplumda hem kamuda hem de yerel yönetimlerde yayıldığını görüyoruz.
Mahremiyet yok sayılırken özel alan kavramı anlamını yitirmekte; görünür olmak, gündeme gelmek, tartışılmak; insan onuru dâhil her türlü değerin, her türlü hassasiyetin önüne geçmektedir.
Ne pahasına olursa olsun gündem olma ve gündemde kalma kaygısı, bir müddet sonra büyük bir kapana dönüşmektedir.
Doğrusunu söylemek gerekirse bu kapana siyasetçiler de düşmektedir.
Maalesef kendi arkadaşlarımızın bir kısmının da bilerek veya bilmeden bu ters akıntıya kapıldığına şahit oluyoruz.
Ne siyaseten ne de iletişim boyutuyla bize herhangi bir faydası olmayan, tam tersine partimize zarar veren bu tür yanlışlara karşı dikkatli olunması gerektiğinin altını önemle çiziyorum.
Rakiplerimizin kendi içinde ne yaptıkları, birbirlerine ne dedikleri, partilerini neye çevirdikleri bizi alakadar etmez.
Ama bir partinin iç meselesi Gazi Meclisimizin ve demokrasimizin meselesi haline getirilmeye çalışılırsa elbette buna da kayıtsız kalamayız.
Rusya Federasyonu’na gerçekleştirdiğimiz iki günlük ziyaret, Moskova ve Kazan’da çok sayıda görüşme yapmamıza ve Türkiye ile Rusya arasındaki ilişkileri kapsamlı biçimde ele almamıza vesile oldu.
Değerli mevkidaşım Sergey Lavrov başta olmak üzere bu önemli ziyaretin hazırlanmasına katkı sunan tüm yetkililere teşekkür ederim.
RF Devlet Başkanı Putin tarafından kabulümde, Sayın Cumhurbaşkanımızın mesajlarını ilettim. Bölgesel konulardaki değerlendirmelerini dinleme fırsatı bulduk.
Dışişleri Bakanı Lavrov’la yaptığımız kapsamlı istişarelerde ve Sayın Putin’in Bağlantısallıktan Sorumlu Danışmanı Igor Levitin, Ukrayna görüşmeleri Başmüzakerecisi Vladimir Medinskiy, Rosneft Başkanı Igor Seçin, Güvenlik Konseyi Sekreteri Sergey Shoigu, FSB Başkanı Aleksandr Bortnikov, SVR Başkanı Sergey Narışkin ve GRU Başkanı Igor Kostyukov ile gerçekleştirdiğimiz görüşmelerde ikili iş birliğimizi geliştirebileceğimiz alanları ele aldık ve bölgesel konuları değerlendirdik.
Türkiye olarak, Rusya ile Ukrayna arasındaki savaşın diplomasi masasında sonuçlanmasını temenni ediyoruz. Bu çerçevede, müteakip müzakerelere ev sahipliği yapmak dahil her türlü desteği vermeye hazır olduğumuzu bir kez daha kayda geçirdik.
Ayrıca, Güney Kafkasya’da barış ve refahın tesisine yönelik çabalara olan desteğimizi yineledik. Bu çerçevede, 3+3 Bölgesel İşbirliği Platformu’nun önemli bir potansiyel barındırdığını düşünüyoruz.
Moskova’da Türk iş insanlarıyla da bir araya geldik. Onların Türkiye ve Rusya arasındaki iş birliğinin yeni ufuklara taşınması konusundaki vizyonlarını ve beklentilerini dinleme şansı bulduk.
Ziyaretimiz vesilesiyle, Moskova Devlet Uluslararası İlişkiler Enstitüsü’nde tarafıma fahri doktora unvanı takdim edilmek üzere düzenlenen törene katıldık. Layık görülen bu unvan için ilgili tüm Rus yetkililere teşekkürlerimi tekrar iletmek isterim.
Türkiye ve Rusya arasındaki ilişkiler, kökünü tarihten alan; günümüzde ise Sayın Cumhurbaşkanımız ile Sayın Putin’in ortaya koydukları iradenin yanı sıra güçlü ekonomik iş birliği ve beşeri bağlar üzerinde yükselen bir çerçevede, uluslararası güvenlik, istikrar ve refah bakımından kritik önem taşımaktadır.
Ülkelerimiz arasındaki iş birliğini güçlendirmek için ortak gayretlerimizi sürdüreceğiz.
Kızılay, bu milletin yüz akıdır; Kızılay, bu ülkenin övünç kaynağıdır; Kızılay, medeniyetimizin kimlik vesikası, millî ve manevi şahsiyetimizin aynadaki yansımasıdır.
Geçtiğimiz sene 3 milyon ünitenin üzerindeki kan bağışı ile yeni bir rekora imza atan Kızılayımız, sağlık sektöründeki yerli ve millî yatırımlarını da başarıyla devam ettiriyor.
Bugün temelini attığımız Çubuk ilçemizdeki 130 bin metrekare alana sahip Protürk fabrikası da bunlardan biridir.
Protürk projesi ile kandan elde edilen kritik ilaçları artık ülkemizde üreteceğiz.
Bu ilaçları kanser, travma, yanık, bağışıklık sistemi hastalıkları ve hemofili gibi rahatsızlıkların tedavisinde kullanacağız.
Böylelikle Türkiye’yi plazmadan kritik ilaç üreten ülkeler sınıfına dâhil ederek bu ilaçlarda dışa bağımlılığa inşallah son vereceğiz.
Ülkemiz ve milletimiz için şimdiden hayırlı, uğurlu olsun diyor; projede emeği geçen tüm kardeşlerimi ayrı ayrı kutluyorum.
Aziz milletimizin yardımseverlik, merhamet, şefkat ve dayanışma hasletlerinin sembolü olan Türk Kızılayımızın kuruluş yıl dönümü vesilesiyle tüm gönüllülerini en kalbî duygularımla selamlıyorum.
Aziz milletimizi barışa, huzura, kardeşlik ve dostluğa hizmet eden bu güzide kuruluşumuzu desteklemeye çağırıyorum.
https://t.co/kntsDKR7rx
Cumhurbaşkanımızın Başdanışmanı Sayın Saadet Oruç’u ziyaret ederek geçmiş olsun dileklerimi ilettim.
Rabbimden kendilerine acil şifalar diliyor, en kısa zamanda sağlık ve afiyetlerine kavuşmalarını temenni ediyorum.
@CNGZER
Siyonist soykırım şebekesinin saldırılarını sürdürdüğü Gazze’de Kızılayımız, bugüne kadar 26 bin tonu aşkın insani yardım malzemesini bölgeye ulaştırdı.
7 Ekim’den bu yana 15 milyon öğün sıcak yemekle Gazzeli kardeşlerimizin sofralarına katkı yaptı, aşevi hizmetleriyle günlük 30 bin kişiye sıcak yemek dağıttı.
Vekâletle kurban kampanyası ile Gazze için 22 bin 757 hisse kurban kesti.
Ateşkes sonrası başlattığı Neşeli Çocuklar Projesi’yle Gazze’deki yavrularımıza gıda hizmeti veren Kızılay, bir yandan da çocuklara yönelik psikososyal destek faaliyetleri ifa ediyor.
Kızılay Gazze Ofisi, eş zamanlı olarak sahada ihtiyaçların tespiti ve iyileştirme çalışmalarını titizlikle yerine getiriyor.
Gazze’nin yanı sıra, siyonist barbarlığın hedefi olan Lübnan’da da Kızılay, gayretleriyle milletimizin yüzünü ağartmaktadır.
Bugün tevdi ettiğimiz Kızılay Ödülleri’nin sahiplerini tek tek tebrik ediyor; dünyanın farklı bölgelerinde kalbi bizimle atan, Kızılaya yaptığı bağışlarla ahdine, mazisine, geleceğine, vahdet ve uhuvvetine sahip çıkan tüm dostlarımıza şükranlarımı sunuyorum.
“Herkes İçin Esenlik ve Güvenli Yaşam” vizyonuyla fedakârane bir ruhla çalışan Kızılayımızın her bir mensubuna selamlarımı, sevgilerimi gönderiyorum.
Kızılayımıza canından can katan, kanından kan veren, bu müesseseyi imar ve ihya eden tüm vatandaşlarımıza yürekten teşekkür ediyorum.
Şam ve Beyrut, İstanbul’un iki kardeş şehridir.
Türkiye’nin güvenliği sadece Hatay’dan değil; Halep’ten başlar, Şam’dan başlar, Beyrut’tan başlar.
Kardeşlerimizin ülkelerinde hiçbir emrivakiye müsamaha göstermeyiz, kardeşlerimize yönelik hiçbir saldırıya göz yummayız.