Tam 17 Aralık 1927’de Mustafa Kemal Atatürk, Meclis’te şunu diyor:
“Efendiler, biz tekke ve zaviyeleri din düşmanı olduğumuz için değil; bilakis, bu tip yapılar din ve devlet düşmanı olduğu, Selçuklu ve Osmanlı’yı bu yüzden batırdığı için yasakladık. Çok değil, yüz yıla kalmadan, eğer bu sözlerime dikkat etmezseniz göreceksiniz ki bazı kişiler bazı cemaatlerle bir araya gelerek bizlerin din düşmanı olduğunu öne sürecek, sizlerin oyunu alarak başa geçecek ama sıra devleti bölüşmeye geldiğinde birbirine düşeceklerdir. Ayrıca unutmayın ki o gün geldiğinde her bir taraf diğerini dinsizlikle suçlamaktan geri kalmayacaktır.”
Kuvayı Milliye Destanı
Kuvayı Milliye; Sarayların teslim olduğu, orduların dağıtıldığı, tersanelerine girildiği ve haritası masa başında çizildiği bir coğrafyada, "Hayır!" diyenlerin meşru öfkesidir.
O sadece silaha sarılmış yerel direniş gruplarının toplamı değildir, imparatorlukların enkaz altında bıraktığı bir halkın, kendi küllerinden doğma iradesidir.
O günün "dünya devleri", emperyalizmin amiral gemileri ve onların yerli işbirlikçileri; Sevr metnini masaya koyarken hesap son derece basitti.
İngiliz zırhlıları İstanbul Boğazı'nda demirlemiş, Ege işgal edilmiş, Anadolu her yanından kuşatılmıştı.
Masa başındakilere göre iş bitmişti: Yorgun, yoksul ve silahsız bırakılmış bir millet nasıl karşı koyabilirdi ?
Unuttukları bir şey vardı.
Tarihin en büyük, en kırılgan sanılan ama en sarsılmaz gücü, köleliği ve mandayı reddeden bir halkın öz örgütlenmesidir.
Kuvayı Milliye, mazlum ulusların tarihine altın harflerle yazılan şu üç büyük dersi tescilledi:
Emperyalizm Yenilmez Değildir ;
Kuvayı Milliye, Asya'dan Afrika'ya kadar sömürgeleştirilmiş, kaderine terk edilmiş tüm ezilen halklara şu hakikati gösterdi; Zırhlılar, uçaklar ve teknolojik üstünlük ne kadar muazzam olursa olsun, tam bağımsızlık inancıyla kenetlenmiş bir milletin karşısında çaresizdir.
İlk büyük darbeyi Anadolu’da yiyen sömürgecilik ezberi, burada bozulmuştur.
Meşruiyet Sarayın Fermanında Değil, Milletin Bağrındadır ;
İstanbul'daki teslimiyetçi irade, işgalcilerin gölgesinde ikbal ararken; Kuvayı Milliye gücünü yabancı odakların merhametinden değil, halkın kendi öz savunma hakkından aldı.
Hukukun ve devletin meşruiyetini belirleyen şeyin, yabancı devletlerin icazeti değil, ulusal egemenliğin kendisi olduğunu tüm dünyaya kanıtladı.
Bağımsızlık Kiralanamaz ve Manda Kabul Edilemez ;
"Büyük devletlerin vesayetine girelim, ancak öyle ayakta kalırız" diyen mandacı zihniyete verilen en kesin yanıttır Kuvayı Milliye.
Bağımsızlık taviz verilerek korunamaz, yarım bağımsızlık, örtülü kölelikten başka bir şey değildir.
Bugün küresel güçlerin yön tayin ettiği, uluslararası dengelerin yeniden kurulduğu bir dünyada Kuvayı Milliye ruhunu unutmak ne anlama gelir ?
Kendi öz gücüne güvenmek yerine, dış odakların müttefikliğine sığınarak geleceği inşa edebileceğini sananlar o tarihten hiç mi ders almamışlardır ?
Kuvayı Milliye bir tarih nesnesi, müzede sergilenecek kurumuş bir yaprak değildir.
O bir ulusun kendi kaderini kendi elleriyle çizme kararlılığıdır.
Unutmayalım ;
Bağımsızlık, başkalarının lütfuyla bahşedilmez; ancak ve ancak bir milletin kendi başı dik duruşuyla sökülüp alınır.
E Meltem
"KEPAZELİĞİ YAYALIM"
OKUMAYAN OKUSUN, GÖRMEYEN GÖRSÜN
MANSUR YAVAŞ: Ankara Belediyesinin İnternet Sitesinde;
“İSRAF SAYFASI” AÇTI.
Ankapark denilen çakma Disneyland'a
yapılan harcamaları kalem kalem açıkladı.
★
DİNOZOR Maketlerine 9 Milyon Dolar
Ödenmiş Kardeşim.
FISKİYE; 15 Milyon Dolar.
Asrın Liderimiz burasının açılışını bizzat
yaparken “TÜRKİYE'nin Gururudur ” demişti.
Sırf Kapısına "14 Milyon Dolar" harcamışlar.
NE KADAR GURUR DUYSAK AZ HAKİKATEN
TREN Yapmışlar, 34 Milyon Dolar!
Geçmediğimiz Köprüye,
Girmediğimiz Tünele,
Görmediğimiz Otoyola,
Dolar bazında garantili para ödediğimizi
biliyorduk...
Meğer biletini almadığımız hiç biryere giden Oyuncak Trene de Ödemişiz!
Uçan Ada Yapmışlar.
8 Milyon Dolarcık...
Ben en çok bunu beğendim.
Çünkü adı üstündeü "uçmuş."
Trenin hiç olmazsa hurdasını kiloyla
filan satabilirsin!
ADA YOK!
“ÇEVRE DOSTU PROJE ” demişlerdi,
PLASTİK AĞAÇ DİKMİŞLER.
16 Milyon Dolarcık!
ATATÜRK ORMAN ÇİFTLİĞİ
ZATEN YÜRÜYÜŞ YOLUYDU!
ATATÜRK ORMAN ÇİFTLİĞİ'Nİ
BOZUP;
Bu kepazeliği oraya kondurup zaten
varolan yürüyüş yolunun yerine
Yürüyüş Yolu Yapmışlar! 18 Milyon Dolar!
Eeee kaldırımsız olmaz, kaldırım da yapmışlar,
3.5 Milyon Dolar.
Timsah Maketi, Nuh'un Gemisi Maketi,
Fiberglastan Fosil Maketi, Vahşi Batı Dekoru, Oyun Çadırı, Lazer Sesi Çıkaran Robot, Çarpışan Arabalar, Gondol filan
almışlar, 45 Milyon Dolar!
★
50 Milyon Dolarımız yok diye
TANK Fabrikamızı Katar'a Verdiler.
Buraya Teleferik Yapmışlar,
50 Milyon Dolar Ödemişler!
★
Ankapark'a saçıp döktükleri toplam
Para, 801 Milyon Dolar!
★
Aynı dönemden birkaç örnek vermek gerekirse:
★
Tekel'in alkollü içecekler bölümünü,
292 Milyon Dolara sattılar.
Eti Bakır'ı 33 Milyon Dolara sattılar.
Eti Gümüş'ü 41 milyon dolara sattılar.
Eti Krom'u 58 Milyon Dolara sattılar.
Kütahya Şeker Fabrikasını,
23 Milyon Dolara sattılar.
Adapazarı Şeker Fabrikasını,
45 Milyon Dolara Sattılar.
Antalya Limanı'nı 140 Milyon Dolara sattılar
Türk Hava Yolları'nın yüzde 20'sini,
175 Milyon Dolara sattılar.
★
Ne Etti?
807 Milyon Dolar.
★
BUNLARI SATTILAR!
"BU KADAR PARAYA DİNOZOR MAKETİ
ALDILAR!
★
ETİ BAKIR'I MESELA! …
Kasasında Nakit 10 Milyon Doları varken!..
9 Milyon Dolar değerinde arazileri varken!
Depolarında hemen nakite çevrilebilir..
7 Milyon Dolar değerinde BAKIR varken!
240 Milyon Dolar değerinde bilinen rezervi varken, sadece 33 Milyon Dolara sattılar.
BİR DEFA BİLE KULLANILMAYAN OYUNCAK TRENE 34 MİLYON DOLAR ÖDEMİŞLER!
★
ŞEKER FABRİKASI SATIN ALMAYA YETEN PARAYLA FISKİYE ALMIŞLAR!
★
250 BİN DOLARA TÜRKİYE CUMHURİYETİ
VATANDAŞLIĞINI SATIYORLAR!
"ALDIKLARI PLASTİK AĞAÇ BİLE DAHA
PAHALI".
★
Ehhh HÂLÂ MERAK EDİLİYOR!
Merkez Bankasının kasası nasıl boşaldı?
Enflasyon Niyepatladı?
Elektrik Faturaları neden nöyle oldu?
Market etiketlerinde niye yangın var?
Patlıcanı niye anca taneyle alabiliyoruz,?
NİYE YOKSULLAŞTIK ???
YILMAZ ÖZDİL
Evet, "Türk İstiklâl Savaşı" da denilen savaşın adı "Türk Kurtuluş Savaşı"dır. Milli Mücadele (Ulusal Direniş) de Türk Kurtuluş Savaşı'nın genel ifadesidir.
Habere göre Milli Egitim Bakanı Tekin "Kurtuluş Savaşı" yerine "Milli Mücadele" kavramının getirileceğini söylemiş. Gerekçe olarak da "Neyden kurtuluyoruz? Ondan önce koskoca Osmanlı imparatorluğu vardı" demiş.
Milli Eğitim Bakanı Tekin'e bir tarihçi olarak ben yanıt vereyim:
"Neyden mi kurtulduk?" Sayın Tekin?
Kurtuluş Savaşı ile hem "Ya istiklal ya ölüm" parolasıyla emperyalizme ve işbirlikçilerine karşı bir bağımsızlık savaşı kazanarak hem işgalci emperyalizmden kurtulduk hem de "Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir" parolasıyla üzerine saray gölgesi düşmeyen ilk meclisimiz durumundaki TBMM'yi açtık ve TBMM, savaş sonrasında saltanatı kaldırıp cumhuriyeti ilan edip halifeliği kaldırdı. Böylece saray saltanatından, meşruti monarşiden kurtulduk.
Atatürk bu gerçeği şöyle ifade etmişti:
"Sarayların içinde Türk'ten başka unsurlara dayanarak, düşmanlarla ittifak ederek Anadolu'nun, Türklüğün aleyhinde yürüyen çürümüş gölge adamların Türk vatanından kovulması, düşmanların denize dökülmesinden daha KURTARICI bir harekettir." (M. K. Atatürk, 30 Ağustos 1924,Dumlupınar)
"Ondan önce koskoca Osmanlı imparatorluğu vardı" iddiası ise tamamen yanlış.
O dönemde ortada öyle koskoca Osmanlı imparatorluğu falan yoktu. İstanbul'da kendini kurtarmaya çalışan işbirlikçi Padişah Vahdettin ve Sadrazam Damat Ferit vardı. Onlar da hem ülkenin hem kendilerinin kaderini İngiliz emperyalizminin merhametine bırakmıştı.
Kurtuluş Savaşı'na girilirken ortada Osmanlı'nın adı var kendisi yoktu; imparatorluk çoktan parçalanmıştı. Ortada sadece dört bir yandan kuşatılmış Türklerin yaşadığı bir vatan vardı.
Kurtuluş Savaşı öncesinde koskoca Osmanlı imparatorluğu olsaydı, 13 Kasım 1918'de işgal donanması tek kurşun atmadan elini kolunu sallayarak Fatih'in fethettiği İstanbul'u işgal edebilir miydi? Galata kulesinde İngiliz bayrağı dalgalanabilir miydi?
Ortada koskoca Osmanlı imparatorluğu olsaydı İstanbul'u işgal eden İngilizler İstanbul'a giriş ve çıkış için İngiliz vizesi almayı şart koşabilir miydi? Evet işgal yıllarında İstanbul'dan çıkış ve İstanbul'a giriş için İngiliz vizesine ihtiyaç vardı.
Ortada koskoca Osmanlı imparatorluğu olsaydı Yunan orduları 15 Mayıs 1919'da İzmir'i işgal edip daha sonra Ankara yakınlarına kadar gidebilir miydi? 1921 Temmuz'unda Osmanlı'nın üç başkenti Edirne, Bursa ve İstanbul işgal altındaydı. Tüm Ege Adaları ve 12 Ada işgal altındaydı.
Ortada koskoca Osmanlı imparatorluğu olsaydı Kurtuluş Savaşı'nda usal harekete karşı elinden gelini ardina koymayan Padişah Vahdettin, "Burada hayatımı tehlikede hissediyorum" diyerek İngilizlere sığınıp Türkiye'den kaçar mıydı?
Sonuç olarak :
1) Türkiye Kurtuluş Savaşı sırasında "Ya istiklal ya ölüm" parolasıyla emperyalist işgalden kurtuldu.
2) Türkiye, Kurtuluş Savaşı sırasında "Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir" parolasıyla TBMM açılarak ve Kurtuluş Savaşı sonrasında saltanatı hilafet kaldırılıp Cumhuriyet ilan edilerek saray saltanatından, monarşiden, teokratik düzenden kurtuldu.
3. Ayrıca Kurtuluş Savaşı, düşmanının Türkiye'den sökülüp atılmasıyla bitmedi. Asıl kurtuluş savaşı Lozan'la birlikte başladı. Lozan'da kapitülasyon belasından kurtulduk. Daha sonra d Atatürk'ün yaptığı akıl ve bilim temelli aydınlanma devrimleriyle cehaletten, her kalmışlıktan kurtulduk.
Her üç kurtuluşun önderi de M. Kemal Atatürk'tü.
AKP'nin Milli Eğitim Bakanı Tekin'e soruyorum: Siz nasıl oluyor da burada KURTULUŞ görmüyorsunuz? İkincisi; siz bu kurtuluşlardan hangisinden rahatsızsınız? Yoksa saltanattan, meşruti monarşiden, teokratik düzenden ya da cehaletten kurtuluşu "kurtuluş" olarak görmüyor musunuz? Bu durumda nasıl oluyor da Cumhuriyet'in Milli Egitim Bakanlığını yürütüyorsunuz?
Siz kimi kandırıyorsunuz Sayın Tekin?
Alman bilim adamı önemli bir formül veriyor
Kanseri öldüren alternatif tıp
Sarımsak🧄 ve zencefili 🫚ince kesin,
Zeytin 🫒 yağı ve Limon 🍋suyu ekleyin.
Sonra içine Zerdeçal ve Karabiber ekleyin.
Bir gece bir kabın içinde bir gece bekletin.
"Fermantosyon" oluşacak'dır.
Kanserin hepsini öldürür.
Kanser hastaları olan veya olmayanda
sağlık için yapınız
Bir sabah uyanıyorsun…
İşgalci asker, anneni, eşini, kızını aşağılıyor.
Bunu bir eğlence gibi izliyor, fotoğraflıyor.
Sonra bir başkomutan çıkıyor.
O işgali bitiriyor.
Vatanını kurtarıyor.
Sana özgürlüğünü geri veriyor.
Toprak veriyor.
Okuma yazma öğretiyor.
Okullar açıyor.
Fabrikalar kuruyor.
Cumhuriyeti emanet ediyor.
Aradan 100 yıl geçiyor…
Torunlarının bir kısmı,
kendilerine bu vatanı bırakan o lidere
“dinsiz”, “ajan”, “hain” diyebiliyor.
Tarih düşmanı unutabilir ama nankörlüğü asla unutmaz.
📌Soner Yalçın'dan Bahçeli'ye tarihi mektup...
Bak sana ne anlatacağım..?
Bu yazacaklarımı MHP’nin “parti okulu“nda bulamazsın.
Unutturdular sana çünkü…
Gagavuz Türk‘ü, Hıristiyan’dır.
Yunanistan’daki Karaman Türk’ü de, Hıristiyan’dır...
Karaim ya da Hazar Türk’ü, Yahudi‘dir…
Altaylar, Tengrici’dir...
Saha-Yakut Türkleri Şaman‘dır...
Uygur Türk‘ünün kimi Budist’tir...
Azerbaycan Türk’ü ya da İran’ın Azeri Türk’ü Şii‘dir...
Anadolu Türkmen‘i Alevi’dir...
Ne sandın?...
“Türk milliyetçisi” denilince aklına sadece Müslüman Sünni mi geliyor?...
“Türk milliyetçiyiz” diyerek kimin ahlakını kime dayatıyorsun?...
Bak kardeşim !...
Dünyada ilk “Türk Derneği”, Macaristan-Budapeşte’de 1908 yılında açıldı.
Üniversitelerde ilk Türkoloji kürsüsü 1870 yılında Budapeşte’de kuruldu...
Macar Türklerini bilir misin?...
Turan fikrinin nereden doğduğunu sanıyorsun?...
Bugün...
Sadece Devlet Bahçeli‘yi bilmekle olmaz...
Gabor Vona‘yı da bileceksin!...
Hâlâ Necip Fazıl mı okuyorsun?...
Oysa Attila Jozsef‘i okumalısın!...
Hadi Yusuf Akçura’yı, Sultan Galiyev’i bildiğini düşüneyim; Turar Rıskulov‘u ya da Ethem Nejat‘ı bilir misin?...
Sahiden “sağ” nedir, “sol” nedir hiç kafa yordun mu?...
Tarihindeki Türk milliyetçi hareketler sömürgeciliğe karşı çıkarken, senin neoliberalizme/ vahşi kapatilizme karşı neden hiç sesin çıkmıyor?...
Evet sen kardeşim!...
“Türk milliyetçileri” adını kullanarak kimin ahlakını kime dayatıyorsun?...
Kızma bana !...
Bak sana bir Türk efsanesini hatırlatayım...
Cengiz Aytmatov’u bilirsin. Kırgız Türk’ü...
Türk birliğinin yılmaz savunucusu. Dünya edebiyatına armağan ettiğimiz Lenin ödüllü usta bir kalem...
1980 yılında yazdığı bir romanı var:
“Gün Olur Asra Bedel”.
Okudun mu?...
Kişinin, öz köküne yabancılaşmasını anlatır. Bunu Türk “Mankurt Efsanesi”ne dayandırır.
Şöyle...
Juan-Juan adlı barbar bir toplum, tutsak ettiği kişileri işe yarar köleler haline getirmek için belleklerini silerek “mankurt” haline getirirmiş !...
Bir insanı “mankurt” yapmak istediklerinde bak ne yaparlar:
- Tutsak kişinin saçları iyice kazınır,
- Kafasına devenin boyun derisi gerdirilerek geçirilir,
- Tutsak başını yerlere vurmasın diye bir kütüğe bağlanır,
- Yürek parçalayan çığlıkları duyulmasın diye elleri ayakları bağlı olarak ıssız bir yerde sıcak güneş altında dört beş gün aç susuz bırakılır,
- Sıcağın etkisiyle deve derisi büzülür ve bir mengene gibi kafayı sıkıştırır,
- Deve derisinin artık kafa derisiyle bütünleşmeye başlamasıyla kazınan saçlar yeniden uzamaya başlar,
- Fakat, deri kafaya o kadar yapışır ki, zaten sert olan deve derisi sıcağın etkisiyle iyice sertleşir ve uzayan saçlar deriyi delip uzamasına devam edemez,
- Bu nedenle saçlar kafanın dışı yönünde değil, içine doğru uzamaya başlar,
- Sıcaktan büzüşen deve derisinin kafatasına yaptığı baskı ve kafanın içinde ters yönde uzayan saçların kafatasını delip, beyne doğru ilerlemesiyle tutsak kişi büyük acılar çeker,
- Beşinci günün sonunda tutsakların çoğu ölür,
- Sağ kalan tutsak ise zamanla kendine gelir; yiyip içerek gücünü toparlar.
- Ama o artık bir insan değildir; ölünceye kadar geçmişini hatırlamayan “mankurt” olmuştur.
Artık hafızası yoktur...
Kim olduğunu, hangi soydan geldiğini, anasını, babasını ve çocukluğunu bilmez hale gelir.
Artık düşünemez...
İnsan olduğunun farkında değildir. Ağzı vardır, dili yoktur.
Kaçmayı dahi düşünmeyen, hiçbir tehlike arz etmeyen bir köledir sadece. Bilinci, benliği olmadığı için, sadece efendisine boyun eğen bir köle...
Evet...
Mankurt, için önemli olan tek şey efendisinin emirlerini yerine getirmektir...
Akıl yoksunluğunu ifade eden “mankurtlaşma” artık bir kavram olarak kullanılmaktadır...
Anadolu’da “mankafa” derler !...
Kimbilir...
Belki de Cengiz Aytmatov “Bozkurtları” uyarmak istemektedir...
Anlayana...
▪️Türk Bayrağı’nın yakılmasını, göklerden/direklerden indirilmesini protesto ettin mi?
Hayır!...
▪️Atatürk heykellerinin parçalanmasını protesto ettin mi?
Hayır!...
▪️Bu ülkenin parsel parsel özelleştirme adı altında satılmasını protesto ettin mi?
Hayır!...
▪️Türk kimliğinin-kavramının Anayasa’dan çıkarılmak istenmesini protesto ettin mi?
Hayır!...
▪️Devlet nişanından, devlet kurumlarından Türkiye Cumhuriyeti ibaresi kaldırılmasını protesto ettin mi?
Hayır!...
▪️Andımızın kaldırılmasını protesto ettin mi?
Hayır!..
▪️23 Nisan gibi, 19 Mayıs gibi milli bayramlarının kaldırılmasını protesto ettin mi?
Hayır!...
▪️Soma katliamını protesto ettin mi?
Hayır!...
▪️Doğa katliamlarını protesto ettin mi?
Hayır!...
▪️Kaçak Sarayı protesto ettin mi?
Hayır!...
▪️Kuzey Irak’ta Türkmenlerin katledilmesini protesto ettin mi?
Hayır!...
▪️Süleyman Şah Türbesi’nden kaçılmasını protesto ettin mi?
Hayır!...
▪️Ülkenin parçalanma projelerini protesto ettin mi?
Hayır!...
Peki neyi protesto ettin?...
Sadece, bu ülkenin yüz akı sanatçısı Bedri Baykam‘ı protesto ettin !...
Beyoğlu Piramid Sanat Galerisi’nde Almanya, Fransa, Japonya ve ABD’den sanatçıların eserlerinin de yer aldığı “Çırılçıplak” başlıklı sergiyi “ahlaki değerlere” aykırı bulup Taksim‘e sokağa çıktın ve “Bizler; Türk Milliyetçileri, Türk İslam Ülkücüleri, Türk Milletinin ahlak değerleri ile ters düşen ve sanat adı altında perdelenmek istenen bu çirkin sergiyi kabul edemeyiz” dedin...
Demek: Türk kavramının yok edilmesi, Türk bayrağının yakılması, Atatürk heykelinin parçalanması, Andımız’ın, ulusal bayramlarımızın kaldırılması, “ahlaki değerlere” uygunmuş ki sesin çıkmadı!...
Türklüğün sadece “bacak arasına” indirgendiğinin farkında değil misin?...
Soner YALÇIN
Yatarak rahatlıkla yapabileceğiniz egzersizler
"Eğer yatmadan önce bacaklarınızı açıp bu şekilde 20 kez sallarsanız, beliniz rahatlayacaktır.
Ayaklarınızı birleştirip, dizlerinizi açarak 20 kez sallarsanız, sırtınız size teşekkür edecektir.
Topuğunuzu ayak parmaklarınızın üzerine koyup 20 kez sallarsanız, sırt ağrısı yok olur.
Bacaklarınızı 90 dereceye getirip 20 kez sallarsanız, kalçalarınız açılacaktır.
Bir bacağınızı diğer dizinizin üzerine atıp 20 kez sallarsanız, sırt ağrınızdan kurtulursunuz."
📌ATATÜRK NELER YAPTI?...
AKP Neleri Sattı.?
(Şu listeye bir daha bakın. Ve saklayın. Arşivleyin.)
Atatürk’ün, Kurtuluş Savaşı ve sonrasında yaptığı Aydınlanma Devrimi kadar önemli bir başarısı da ülke ekonomisinde gerçekleştirdiği mucizedir.
1923’te Cumhuriyeti ilan eden Türkiye ne paraya, ne ulaşım yollarına, ne sanayiye ne de doğru dürüst tarıma sahiptir. Sıfırdan yeni bir devlet kurulsa yine iyi, Osmanlı’dan kalan borçlar ve Balkan Savaşları’ndan bu yana 10 yıldır cepheden cepheye koşup yorgun düşmüş yoksul bir ulus vardır.
Atatürk, işte bu Osmanlı’dan arta kalan borç, sefalet ve gelir gider dengesizliğinden; üreten, kendi kendine yeten ve hatta ihracat yapan bir Türkiye’yi çok kısa bir sürede yaratmıştır.
▪️Şimdi okuyacaklarınız, bir liderin, dehası ile yarattığı ekonomi mucizesinin özetidir.
KİŞİ BAŞINA DÜŞEN GELİR 4 LİRADIR
Osmanlı’dan genç Cumhuriyet’e kalan 13 milyon nüfus, ilkel bir tarım ve sıfıra yakın sanayidir. Madenlerin büyük bir çoğunluğu, limanlar ve demiryolları yabancıların elindedir.
▪️Ülkede 153 ortaokul ve lise,
▪️yalnızca 1 üniversite vardır.
▪️Ortaokullarda 543,
▪️liselerde ise 230 kız öğrenci okumaktadır.
▪️Kişi başına düşen gelir 4 liradır. (1)
Osmanlı’dan Cumhuriyet’e devreden sadece 4 önemli fabrika vardır:
‘Hereke İpek Dokuma’, ‘Feshane Yün İplik’, ‘Bakırköy Bez’ ve ‘Beykoz Deri’ fabrikaları.
1915 istatistiklerine göre Osmanlı Devleti’nde 10 işçiden daha fazla işçi çalıştıran iş yeri sayısı sadece 282’dir ve bunların %85’i yabancılara aittir. (2)
▪️Memleketin tümü padişahın mülkü sayıldığından, çiftçi ürettiğinin %10’unu Aşar Vergisi adı altında yıllarca devlete vermiştir.
1925 yılında bu vergi kaldırılır.
O yıl bütçenin tamamı 124 milyon ve bunun da 27.5 milyonu Aşar Vergisi’nden elde edilen gelir olmasına karşın genç Cumhuriyet vatandaşının sırtından bu yükü almıştır.
▪️Toprak artık padişahın değil milletindir. (3)
▪️Osmanlı döneminde 1888’den 1920’ye, 32 yılda köylüye verilen kredi 22 milyon lira iken, Cumhuriyet döneminin ilk 10 yılında (1923-1933) bu sayı 121 milyon lirayı bulmuştur. (4)
1934-1938 yılları arasını kapsayan Birinci Beş Yıllık Sanayi Planı’nın yapılması ile batılı ülkeler arasında belirli süreli ekonomik plan yapan ilk ülke Türkiye olmuştur. (5)
TÜRK LİRASI DOLAR KARŞISINDA DEĞER KAZANMIŞ
▪️1929-1938 yılları arasında ağır sanayi üretimi %152, toplam sanayi üretimi ise %80 artış göstermiştir. Kömürde %100, kromda %600, diğer madenlerde %200 artış olurken, demir üretimi sıfırdan 180.000 tona çıkmış, şeker üretimi 200 misli artmıştır. (6) Öyle ki, Türkiye dünyada krom üreticisi ve ihracatçısı ülkeler arasında ikinci sıraya yükselmiştir. (7)
▪️1938 yılına gelindiğinde 17 milyon nüfuslu Türkiye’de bütçe artık açık değil, gelir fazlası vermektedir. Şeker, çimento ve kerestede ülke ihtiyacının tamamı, yünlü dokumada ülke ihtiyacının yüzde 83’ü, pamuklu dokumada yüzde 43’ü, kağıtta yüzde 32’si, cam ve cam eşyada yüzde 63’ü ulusal tarım ve sanayi ile karşılanmaktadır. (😎
▪️1930’da 1 dolar 2.12 lira iken, Türk Lirası dolar karşısında değer kazanmış ve 1939’da 1 dolar 1.28 liraya gerilemiştir. (9)
▪️1924’te 15’i yabancılara ait 19 ulusal banka varken, 1938’de banka sayısı sadece 9’u yabancılara ait olmak üzere 39’a yükselmiştir. (10) Bu dönemde bankalarda mevduat 58 kat artmış, ulusal bankaların toplam mevduattaki payı %32’den %81’e çıkarken, yabancı bankaların payı %68’den %19’a düşmüştür. (11)
▪️2013 Haziran verilerine göre ise Türkiye’de faaliyette bulunan 49 bankanın 18’inin sermayelerinde yabancı egemenliği %99’dan fazladır. Daha düşük oranlarda olmakla birlikte 11 bankada mutlak, 6 bankada da etkin yönetim egemenliği yabancı sermayededir. (Toplamda 35 banka). Geriye kalan 14 bankanın 5’inde %100 devlet sermayesi egemenken, 9’unda ise yabancı sermaye azınlıktadır. (12)
Atatürk döneminde; hastanesi, okulu, lojmanı, kütüphanesi, tiyatro ve sinema salonları, spor tesisi, araştırma geliştirme bölümü olan sosyal fabrikalar kurulmuştur. (13)
Bu sosyal fabrikaların en güzel örneği Nazilli Sümerbank Basma Fabrikası’dır. 12.000 nüfusu olan Nazilli’deki bu fabrikada 700 kişilik sinema ve tiyatro salonu yapılmıştır. Baloların düzenlendiği, haftada 6 kez film gösteriminin yapıldığı fabrikada, hem fabrika işçilerinin kurduğu tiyatro kulübü, hem de dışarıdan gelen tiyatro grupları oyunlar sahnelemiştir. Yine fabrika çalışanlarının oluşturduğu müzik grubu yemek aralarında dünya klasiklerini çalmış, çevre il ve ilçelere turnelere çıkarak da konserler vermiştir. Resim, heykel sergileri düzenlenen fabrikada, işçiler bir çok spor branşında da faaliyet göstermiştir. (14)
▪️NE BANKA BIRAKACAĞIZ, NE FABRİKA…
▪️2002’de iktidara gelen AKP hükümetinin Maliye Bakanı Kemal Unakıtan o Sümerbank için, ‘Sümerbank tarihten siliniyor. Elinde bir şey kalmadığı için ismini de kaldırıyoruz’ diyecektir.
“Ne banka bırakacağız, ne fabrika… Liman da bırakmayacağız. Hepsini satacağız’ yine onun sözleridir. (15)
▪️SADECE KAYSERİ’DEKİ FABRİKADA 176 UÇAK ÜRETİLMİŞTİR
Cumhuriyet’in ilk 15 yılında birçok ulusal savunma sanayi kurum ve kuruluşu hayata geçirilmiştir. Bunların belli başlıcaları şunlardır: (16)
1) Ankara Fişek Fabrikası (1924)
2) Ankara Hafif Silah ve Top Tamir Atölyeleri (1924)
3) Gölcük Tersanesi (1924)
4) Şakir Zümre Fabrikası (1925)
5) Eskişehir Uçak Tamirhanesi/Fabrikası
6) Tayyare, Otomobil ve Motor Türk AŞ (TOMTAŞ, 1926)
7) Kayseri Uçak Fabrikası (1928)
😎 Kırıkkale Mühimmat Fabrikası (1927)
9) Kırıkkale Elektrik Santrali ve Çelik Fabrikası (1928)
10) Kayaş Kapsül Fabrikası (1930)
11) Nuri Kıllıgil Tabanca, Havan ve Mühimmat Üretim Tesisleri (1930)
12) Barut, Tüfek ve Top Fabrikaları (1936)
13) Nuri Demirağ Uçak Fabrikası (1936)
▪️İkisi devlete, biri özel girişime ait üç uçak fabrikası kurulmuştur. Sadece Kayseri’deki fabrikada 1938’e kadar 176 uçak üretilmiştir. (17)
▪️İlk Türk deniz altısı yine bu dönemde imal edilmiştir. Atatürk zamanında Türkiye, dünyada uçak sanayisi olan 10 ülkeden biridir. (18)
▪️ABD’nin telkin ve istekleri doğrultusunda uçak üretiminden tamamen vazgeçeceği 1950’li yıllara gelmeden, Türkiye ilk yolcu uçağını da 1944 yılında üretmiş ve Danimarka ve Hollanda gibi ülkelere de ihraç etmiştir. Bugün dünya ekonomisinin devlerinden Çin’in ilk yolcu uçağını 2007’de üretebildiği düşünüldüğünde (19), Atatürk’ün dehası bir kez daha açıkça ortaya çıkmaktadır.
1924-1936 yılları arasındaki 13 mali yıl bütçesi kesin hesaplarının 2 yılı denktir , 9’u bütçe fazlası verirken sadece ikisi (Aşar vergisinin kaldırıldığı 1925 ve 1931) bütçe açığı vermiştir. (20)
1938’e gelindiğinde, devletin Osmanlı borçlarından başka borcu kalmamıştır. (21)
✅Atatürk döneminde dış desteksiz ve enflasyonsuz Türk ekonomisi yılda ortalama %6 büyümüştür. Atatürk sonrası ise dış destek ve enflasyonlu geçen yıllarda büyüme hızı yılda ortalama %4’ün altındadır. (22)
✅Cumhuriyet tarihinde ekonomide 13 kez çift haneli büyüme oranı yakalanırken, bunun 7’si Atatürk döneminde gerçekleşmiştir. (23)
Kemalist Ekonomi Modeli’nin yani altı oktaki devletçiliğin terk edilmesi sonrası ekonomimiz son 60 yılda 21 kez tıkanma noktasına gelmiş ve yabancıların ya da uluslararası kuruluşların desteği ile kurtarılmıştır. (24)
✅Peki ya demir ağlar?..
Haziran 2014’te Viyana’da yaptığı konuşmada Erdoğan: “Hani Gazi Mustafa Kemal, demir ağlara çok düşkün. Bunlar da onuncu yıl marşı yazmışlar. Orada ne diyor? Demir ağlarla ördük dört bir yanı. Nereye ördün yav? Ördüğün bir şey yok. Biz ördük biz. Bak, şu anda, o hani, raylarını bile on metreden fazla yapamayan bir Türkiye vardı. Biz şimdi yetmiş metre uzunluğunda ray imal ediyoruz. Onlar perçinle yapıyordu, biz şimdi kaynak sistemiyle yapıyoruz. Neden? İnsanımızın trenle yolculuk esnasında rahatsız olsun istemiyoruz. Tangır tungur gitmeyeceğiz. Böyle hiç gürültü yapmadan gideceğiz” demişti. (25)
✅Demir ağları Mustafa Kemal mi ördü yoksa Tayyip Erdoğan mı, buna değineceğiz ancak perçin yerine kaynakla demir yolu yaparak tangur tungur gitmekten bizi kurtaran AKP hükümetine, iktidarları döneminde akıllı telefonlarla tanışmamızı sağladıkları için de teşekkür etmeden geçmek istemem. Nitekim Atatürk milletine bu olanağı sağlayamamıştır
Önce demir ağ tanımı nerden geliyor, ona bakalım. 10. Yıl Marşı hazırlanıp kendisine sunulduğunda, marşı çok beğenmesine karşın tek mısrasını değiştirmiştir Atatürk. ‘Yurdun her bir tepesinde dumanlar tütüyor’ sözlerini çıkartmış, yerine ‘Demir ağlarla ördük anayurdu dört baştan’ mısrasını yazmıştır. (26)
Erdoğan: “Hani Gazi Mustafa Kemal, demir ağlara çok düşkün. Bunlar da onuncu yıl marşı yazmışlar. Orada ne diyor? Demir ağlarla ördük dört bir yanı. Nereye ördün yav? Ördüğün bir şey yok. Biz ördük biz” derken anlaşılan o ki o mısranın Atatürk’ün kaleminden çıktığını da bilmemektedir.
✅İşte o mısranın yazarı, demir ağları ören kişidir. Erdoğan yazanı da öreni de bilmemektedir.
TCDD’nin verilerine göre Atatürk döneminde yapılmış olan ana hat demiryolu 3.186 kilometredir. Ayrıca yine bu dönemde yabancı işletmelerin elinde olan bir o kadar uzunluktaki demiryolu da satın alınarak millileştirilmiştir. 2012 yılı itibari ile AKP hükümeti döneminde yapılan ana hat demiryolu ise 1.085 kilometredir. (27)
▪️AKP’li eski Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım da Atatürk’ün bu konudaki rekorunu itiraf etmiştir: “1923-1946 arasında bir yılda yapılan demiryolu uzunluğu 128 kilometreydi. 1946-2003 arasında bu oran yılda 11 kilometreye kadar düştü. 2003’ten sonra, şu anda yılbaşına düşen demiryolu yapımı 107 kilometreye ulaştı.
Hala Atatürk döneminin rakamlarına ulaşamadık”. (28)
Başka bir şey söylemeye gerek yok sanırım. Geçelim…
Gelelim AKP hükümeti ekonomisine…
✅ABD’den buğday, Kanada’dan mercimek, Arjantin’den mısır, Sudan’dan susam, Ukrayna’dan arpa, İtalya’dan bakla, Çin’den sarımsak, Yunanistan’dan pamuk, Şili’den elma, Brezilya’dan portakal, Panama’dan muz, Almanya’dan vişne, İran’dan fasulye, Meksika’dan nohut, Avustralya’dan pirinç ithal etmeye başladık. (29)
Türkiye’de 1980 yılında 16 milyon büyükbaş, 50 milyon küçükbaş hayvan varken 2010 yılında büyükbaş hayvan sayısı 10 milyon 500 bine, küçükbaş hayvan sayısı ise 23 milyona geriledi. (30)
2002'de ailelerin her yüz liralık gelirine karşı 4.7 lira borcu varken, bugün 55 lira borcu var. 2002 yılında kişi başına düşen dış borç 1.963 dolarken bu sayı 2014 yılında 4.900 dolar. 1975-2002 arasında devlet toplam 251 milyar dolar (yılda ortalama 9,29 milyar dolar) faiz öderken , 2002-2013 arasında 367 milyar dolar (yılda ortalama 33,36 milyar dolar) faiz ödedi. (31)
2002’de, yani Cumhuriyet’in 80 yılının sonunda, Türkiye’nin 129 milyar dolar dış borcu vardı. 10 sene sonrasında, 2012’de, bu borç 337 milyar dolara çıktı. 2002’de kamunun 64 milyar dolar olan dış borcu 2012’de 103 milyar dolara, (32) yine 2002’de 43 milyar dolar olan özel kesimin borcu 2012’de 226 milyar dolara çıktı. (33)
İç ve dış borç bu kadar artarken, 1986-2014 yılları arasında gerçekleşen yaklaşık 70 milyar dolarlık özelleştirmenin 62 milyar dolarlık kısmı, 2003-2014 yılları arasındaydı. (34)
Telsim, İngiliz Vodafone’a, Yarımca limanı Araplara satıldı. (35)
Finansbank ve Tekfenbank Yunan bankasına; Denizbank, Belçika bankasına; Şekerbank, Kazak bankasına satıldı. Tekel’in içki bölümünü Amerikalı şirket aldı. (36)
Cumhuriyet tarihinde ilk kez, devlet tahvili ve hazine bonosundaki vergi stopajı, Türkler için devam ederken, yabancılar için kaldırıldı. (37)
Boğaza nazır 57 bin metrekarelik Sevda Tepesi Suudi Kral’a satıldı. (38)
İzmir limanı, Mersin limanı, Erdemir satıldı. (39)
Petkim satıldı (40)
Tekel’in sigara bölümü, British American Tobacco’ya satıldı. (41)
Atatürk’ün Samsun’a hareket edişinin 89. yıl dönümünde, 16 Mayıs 2008’de, Bandırma limanı ve Samsun limanı satıldı. (42)
Sanırım bu kadarı yeterli. Fazla uzatmanın bir anlamı yok. Yazının özeti olabilecek son bir bilgi ile bitirelim. (43)
✅Atatürk’ün yaptıkları:
📌Ankara Fişek Fabrikası (1924), 📌Gölcük Tersanesi (1924), 📌Şakir Zümre Fabrikası (1925), 📌Eskişehir Hava Tamirhanesi (1925), 📌Alpullu Şeker Fabrikası (1926), 📌Uşak Şeker Fabrikası (1926), 📌Kırıkkale Muhimmat Fabrikası (1926), 📌Bünyan Dokuma Fabrikası (1927), 📌Eskişehir Kiremit Fabrikası (1927), 📌Kırıkkale Çelik Fabrikası (1928), 📌Ankara Çimento Fabrikası (1928), 📌Ankara Havagazı Fabrikası (1929), 📌Kayaş Kapsül Fabrikası (1930), 📌Kırıkkale Elektrik Santrali (1931), 📌Eskişehir Şeker Fabrikası (1934), 📌Turhal Şeker Fabrikaları (1934), 📌Konya Ereğli Bez Fabrikası (1934), 📌Bakırköy Bez Fabrikası (1934), 📌Bursa Süt Fabrikası (1934), 📌İzmit Şişe ve Cam Fabrikası (1934), 📌Zonguldak Antrasit Fabrikası (1934), 📌Zonguldak Kömür Yık. Fabrikası (1934), 📌Isparta Gülyağı Fabrikası (1934), 📌İzmit Kağıt ve Karton Fabrikası (1934), 📌Kayseri Bez Fabrikası (1934), 📌Paşabahçe Cam Fabrikası (1935), 📌Gemlik Suni İpek Fabrikası (1935), 📌Keçiborlu Kükürt Fabrikası (1935), 📌Zonguldak Taş Kömür Fabrikası (1935), 📌Ankara Çubuk Barajı (1936), 📌Barut, Tüfek ve Top Fabrikası (1936), 📌Nuri Demirağ Uçak Fabrikası (1936), 📌Malatya Sigara Fabrikası (1936), 📌Bitlis Sigara Fabrikası (1936), 📌Nazilli Basma Fabrikası (1937), 📌Malatya Bez Fabrikası (1937), 📌📌Karabük Demir Çelik Fabrikası (1937), 📌Divriği Demir Ocakları (1938), 📌İzmir Klor Fabrikası (1938), 📌Sivas Çimento Fabrikası (1938), 📌Bursa Merinos Fabrikası (1938).
✅️AKP’nin Sattıkları:
📍Seka Balıkesir İşletmesi (2003), 📍Taksan Tezgah Sanayi (2003), 📍Pektim Standart 📍📍Kimya Şirketi (2003), 📍Sümerbank Nazilli Fabrikası (2003), 📍Kuşadası Limanı (2003), 📍TCDD İzmir Limanı (2003), 📍EBK Manisa Et-Tavuk Kombinası (2004), 📍ETİ Bakır İşletmeleri (2004), 📍TEKEL Sekili Tuzlası (2004), 📍Bursa Gaz (2004), 📍ETİ Elektrometalürji (2004), Sümer Holding Bakırköy İşletmesi (2004), Kütahya Şeker Fabrikası (2004), ETİ Gümüş (2004), 📍Sümerbank Diyarbakır İşletmesi (2004), 📍TÜGSAŞ Gemlik Gübre Sanayi (2004), 📍TEKEL Alkollü İçkiler Sanayi (2004), 📍ESGAZ (2004), 📍ETİ Krom (2004), 📍Tümosan Türk Motor Sanayi (2004), 📍İGSAŞ (İstanbul Gübre Sanayi) (2004), 📍Sümerbank Beykoz Deri ve Kundura (2005), 📍SEKA İzmit İşletmeleri (2005), 📍ETİ Seydişehir Alüminyum (2005), 📍Türk Telekom (2005), 📍Adapazarı Şeker Fabrikası (2005), TÜPRAŞ (2006), 📍THY’deki kamu hisselerinin %51’i (2006), 📍ERDEMİR (2006), 📍TCDD Derince Limanı (2007), 📍Araç Muayene İstasyonları (2007), 📍TCDD Mersin Limanı (2007), 📍PETKİM (2008), 📍TEKEL Sigara Sanayi İşletmeleri (2008), 📍TCDD Bandırma ve Samsun Limanları (2008), 📍Başkent Elektrik Dağıtım (2009), 📍6 Şeker Fabrikası (2009), 📍6 Bölgenin Elektrik Dağıtım Şirketi (2010), 📍31 Akarsu Santrali (2011), 📍İskenderun Limanı (2011), 📍19 Bölgenin Elektrik Dağıtım Şirketi (2013)
İşte böyle…
Biri yapar, biri yıkar. Yıkan suçu yapana atar.
Kimileri konuşur, kimileri öyle bakar.
Değişmeyen bir gerçek var ki, gerçekleri tarih yazar.
Gökhan Cebeci
https://t.co/4UJMFALfJt
Kaynaklar:
1) 1938 Son Yıl, Orhan Çekiç, sayfa 114
2) Akl-ı Kemal cilt 3, Sinan Meydan, sayfa 99
3) 1923-1950 Devletçilik Altın Yıllar, Cahit Kayra, sayfa 76-77
4) El-Cevap, Sinan Meydan, sayfa 205
5) Akl-ı Kemal cilt 3, Sinan Meydan, sayfa 137
6) A.g.e, sayfa 157
7) A.g.e, sayfa 210
😎 1938 Son Yıl, Orhan Çekiç, sayfa 495
9) Akl-ı Kemal cilt 3, Sinan Meydan, sayfa 157
10) A.g.e, sayfa 157
11) Atatürk Dönemi Ekonomi Politikaları, Mustafa Aysan, sayfa 70
12) A.g.e, sayfa 178-179
13) Akl-ı Kemal cilt 3, Sinan Meydan, sayfa 223
14) A.g.e, sayfa 229-230-231
15) A.g.e, sayfa 289
16) Akl-ı Kemal cilt 4, Sinan Meydan, sayfa 93
17) A.g.e, sayfa 99
18) Çılgın Türkler Kıbrıs, Turgut Özakman, sayfa 257
19) Akl-ı Kemal cilt 4, Sinan Meydan, sayfa 130-131
20) Atatürk Dönemi Ekonomi Politikaları, Mustafa Aysan, sayfa 299
21) -Akl-ı Kemal cilt 3, Sinan Meydan, sayfa 159
22) Atatürk Dönemi Ekonomi Politikaları, Mustafa Aysan, sayfa 41
23) https://t.co/OdyC9nDc7K...
24) Atatürk Dönemi Ekonomi Politikaları, Mustafa Aysan, sayfa 28
25) https://t.co/UuO6luJoiM...
26) Akl-ı Kemal cilt 3, Sinan Meydan, sayfa 341
27) El-Cevap, Sinan Meydan, sayfa 636-637
28) A.g.e, sayfa 637
29) Beraber Yürüdük Biz Bu Yıllarda, Yılmaz Özdil, sayfa 140
30) Akl-ı Kemal cilt 3, Sinan Meydan, sayfa 294
31) Yalçın Doğan, Hürriyet, 27.8.2014
32) Beraber Yürüdük Biz Bu Yıllarda, Yılmaz Özdil, sayfa 337
33) Atatürk Dönemi Ekonomi Politikaları, Mustafa Aysan, sayfa 46
34) https://t.co/cno1nbFMWf...
35) Beraber Yürüdük Biz Bu Yıllarda, Yılmaz Özdil, sayfa 74
36) A.g.e, sayfa 86
37) A.g.e, sayfa 86
38) A.g.e, sayfa 98
39) A.g.e, sayfa 113
40) A.g.e, sayfa 123
41) A.g.e, sayfa 135
42) A.g.e, sayfa 145
43) Sözcü gazetesinin 29 Ekim 2013 tarihli birinci sayfası
📌Peki o geniş topraklar senin ailenin miydi Ahmet Türk?
Senin ailen o topraklara çökmüştü, cebren ve hile ile ele geçirdiniz o toprakları...
"Dedemden kalma" dediğin Kasrı Kanco konağı dedenden kalmadı, zaten o konağın sahibi de deden değildi.
Milan Aşireti Lideri İbrahim Paşa bu konağın son hakimiydi sonra orayı Hamidiye Alayları komutanlarından biri olan Binbaşı Hüseyin Kanco'ya bıraktı.
‼️Senin baban Hüseyin Kanco'nun konağında oduncuydu, sonra Hüseyin ağanın dul kızı Türkiye Hanım ile evlendi. Hüseyin Ağa da kızı ve torununa bakılması kaydıyla tüm malını ve konağını baban Oduncu Sinan'a bıraktı.
Hüseyin Ağa'nın kızı Türkiye Hanım yaşlıydı, babana çocuk veremedi, baban da anneni Türkiye Hanım'ın üzerine kuma getirdi, o kadından sen ve abin Abdürrahim oldu.
Konağın, aişretin ve toprakların gerçek sahibi olan Türkiye Hanım bu durumu kabullenemedi ve evi terk etti, sizler o kadıncağıza iftiralar atarak aşirete ve topraklarına çöktünüz, gasp ettiniz.
Hatta Türkiye Hanım'a attığınız iftiralar yetmedi, kadıncağızı kendi oğluna öldürttünüz, namus temizlenmiş(!) oldu ama aslında hem kadından hem çocuğundan kurtuldunuz ve böylece Kanco Aşiretine, topraklarına, mülklerine çökmüş oldunuz.
Senin geniş topraklarım var dediğin topraklarının hikayesi budur Ahmet Türk. Bunu da herkes bilir, yaşından başından utanmıyor musun milletin malına çöküp gasp ettiklerinize "bizim" demeye.
Kürdistan'ın neresi olduğunu sizlere göstereceğiz, hiç merak etmeyin. Size hem Kürdistan'ı göstereceğiz, hem de katlettiğiniz, malına çöktüğünüz masumlar için hesap soracağız. Türk'ün öfkesi de hafızası da her zaman tazedir. Sadece bekleyin...
👉Türkçe'de 1 kelime ile ifade edilen şeyler İngilizce'de 8-10 kelime ile ifade edilemiyor.
👉Aynı durum Farsça'da da var. Bu yüzden Tahran'da Türkçe konuşulur.
Okutturdu Farsça'da 13 kelime ile söylenir. Okutturmuştum ise söylenemiyor. ...
👉İngilizce de Gelemeyecekmiş söylenemiyor, en fazla gelemedi diyorlar çünkü İngilizce'de dili geçmiş zaman kipi yoktur.
👉Türkçe dünyanın en eski ve en mükemmel dilidir.
🗣️Gençlerin bu işe uyanmasına çok seviniyorum. 👇🧿
NEVRUZ TÜRK'ÜN ERGENEKONDAN ÇIKIŞI...
Türk Cumhuriyetlerinde kutlanan #Nevruz Bayramı Dolayısıyla düzenlenen coşkulu bayram törenlerini gösteren televizyon yayınlarında da Özbekistan'dan Azerbaycan'a kadar Türk kadınlarının ve erkeklerinin kıyafetlerinde sarı,kırmızı ve yeşil renkli kıyafetlerin yaygın biçimde kullanıldığı görülmektedir.
Sarı kırmızı ve yeşil renkler köklerini en eski Türk inanışlarından alarak asırlar boyu Türklerin dini, manevi ve giderek de milli hayatlarında çok yer tutmuş ve önem verilmiş renklerden olmuştur.
Bu renklerin üçünün birden Göktürkler zamanından başlayarak Türklerde Beyler zümresinin rağbet ettiği güçlü olarak yer aldığı görülmüştür.
Aynı üç rengin büyük Selçuklulardan Osmanlı devletinin sonuna kadar devleti yönetenleri temsil eden Sancak ve bayrak renkleri olarak kullanıldığı görülmüştür.
Aynı renklerin günümüz Türk dünyasında Saha (Yakut)lardan Hakaslar'a Kırgızlardan Özbeklere Azerilere ve Türkiye Türklerine kadar yaygın bir şekilde kullanıldığı tespit edilmiştir.
#Nevruz Bayramı gibi sarı kırmızı ve yeşil renkler üçlüsünün yüzlerce yıldır Türk manevi ve milli hayatının Türk kültürünün temel unsurlarından olduğu hiçbir şüpheye bırakmayacak tarzda ve açık biçimde ortaya çıkmıştır.
Bu fevkalade önemli bir noktadır. Çünkü Milli Kültür değerlerinin, o değerleri paylaşan, o değerleri ortaklaşa yaşayan insanları bir araya getiren insanları benzeştiren aynılıştıran ve kısaca "millet" haline getiren değerler olduğu bütün dünyada bilinen ve şaşmaz bir kıstastır.
Bu yüzdendir ki Cumhuriyetimizin kurucusu büyük önder Atatürk, "Aynı kültürden olan insanlardan oluşan topluma millet denir dersek milletin en kısa bir tanımını yapmış oluruz"diyordu.
Atatürk onun içindir ki,"Türkiye Cumhuriyetini kuran Türkiye halkı Türk milletidir" demiştir.
#Nevruzda sarı,kırmızı ve yeşil renklerde bizim milli kültür değerlerimizdir.
Bizi biz yapan aynı yapan millet haline getiren değerlerdendir.
Nevruzda sarı,kırmızı ve yeşil renkler de birbirinden ayrı kültürel kimliklerin veya milli kimliklerin göstergeleri değil,
aynı kültürel kimliğin aynı Milliyet kimliği unsurlarıdırlar.
Bu demek ki,#nevruzu milli bayram olarak kabul eden insanlar da sarı kırmızı yeşil renkleri seven insanlar da hepsi aynı milletin İnsanları aynı milli ve kültürler kimliğin sahipleridir.
Demir dağları eriten,
Gemileri karadan yürüten,
Devletler yıkıp devletler kuran,dağları delip ERGENEKON'dan çıkışı
Türk’ün #NevruzBayramı Kutlu Olsun!
#Ergenekon