Nefes gazetesinin Haber Koordinatörü Fatih Ergin tutuklandı, gazeteden çıt çıkmıyor, haber bile yapmıyorlar. Bakalım gazetenin yazarları konuyu ne ölçüde ele alacak.
Bu yaptığınız gazetecilikse yapmayın kardeşim. Kimse size zorla gazete çıkarttırmıyor.
Fon vurgunu suç örgütünün ilişkiler ağını deşifre ediyoruz!
Emre Tezmen ile Sayan ailesi arasındaki kritik bir bağlantıyı ortaya çıkardık.
Emre Tezmen’in Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK)’in Türkiye-Finlandiya İş Konseyi Başkanı yapılmasının ardından;
Fatma Betül Sayan Kaya’nın ablası Ayşe Hilal Sayan Koytak’ın da 5 Eylül 2026’da Finlandiya Büyükelçisi olarak atandığını tespit ettik.
Peki Emre Tezmen, devletin finans piyasalarındaki kozmik odası olan;
Merkezi Kayıt Kuruluşu’nun yönetim kurulunda kiminle birlikte yer alıyordu?
DEİK Finlandiya sürecinin yürütücüsü olan Ticaret Bakan Yardımcısı Mustafa Tuzcu ile!
Yani hepsi birbiriyle bağlantılı, hepsi bir ekip ve hepsi her şeyi biliyordu!
Ticaret Bakan Yardımcısı Mustafa Tuzcu ve Finlandiya Büyükelçisi Ayşe Hilal Sayan Kotak da derhal görevden alınmalıdır!
Malumunuz, iktidarın siyasi muhaliflerinin olur olmaz gerekçeler ve uydurmalarla hapse atıldığı bir ülkedeyiz. “Tutuksuz yargılama esastır” ilkesini savunmaktan vazgeçmedik, vazgeçmeyiz elbette. Yine de bu prensibin neden her seferinde alengirli işlere bulaşan, suç delilleri de sabit olan iktidar mahfillerine uygulanmadığının bir yanıtı verilmeli.
“Nereden edinildiği de açıklanmayan toplam 163 milyon TL’yi eşiyle tek bir hisseye yatırıp kısa sürede 2 milyar 200 milyon TL’nin üzerinde para kazandığı ortaya çıkan fon soyguncularından eski bakan ve AKP Genel Başkan Yardımcısı Fatma Betül Sayan Kaya neden hala tutuklanmadı” diye sormak elzemdir mesela.
Bu önemli hatırlatmadan sonra diğer konumuza geçelim.
Süzer Holding’i bilirsiniz; bilmiyorsanız İstanbul’da yaşayan herkes gibi "Gökkafes" olarak anılan Süzer Plaza’yı bilirsiniz. Belirtmeden geçmeyelim, Türkiye’deki Ritz-Carlton otel zincirinin sahibi de Süzer Holding. Holdingin yönetim kurulu üyesi ve veliaht Ali Baran Süzer, 2025 yılının sonlarında İstanbul’da, Akın Gürlek’in başsavcı olduğu sırada düzenlenen uyuşturucu soruşturması kapsamında bir grup şüpheliye birlikte gözaltına alındı. İlk etapta adliyeye sevk edilen 3 kişiden birisi tutuklanırken veliaht Süzer ve diğer şüpheli adli kontrol kararıyla serbest bırakıldı diye belirtip devam edelim.
Bu Süzer Plaza çok hareketli yer. CHP’nin İstanbul kayyımı Gürsel Tekin, defaatle bu Süzer Plaza’daki “Nobu” isimli restoranda görülüyor. Hem de kimlerle hem de kayyım olmasından önce... Ama daha önemlisi var: Son günlerin olaylı kurumu SPK de Süzer Plaza’da bulunuyor. Denilen o ki soruşturmalar vesilesiyle SPK ile yakından ilgili bakan da Süzer Plaza’daki en lüks dairelerden birinde kiracıymış. Hayli yüksek bir meblağ olan kirası ödeniyor mu? Ödeniyorsa memur maaşıyla nasıl oluyor bilmiyoruz. Bir de kiracısı olduğu lüks dairenin tadilat ve dayanıp döşenmesi kısmının da Süzerler tarafından karşılandığı söyleniyor. SPK’nin, Süzer Plaza’ya taşınmasına önayak olduğu kamuoyunda yayg��n olarak kabul gören AKP’li iş insanı Davut Yasin Bilen var bir de… Bu dairenin sahibinin de o olduğu iddia ediliyor. Davut Yasin Bilen ile devam edelim. Bilen, Süzer Plaza’da yaşıyor (kaynak yaşatılıyor diye aktardı) ve iddiaya göre bir takım alengirli işlerin çözülmesinde ilgili taraflara yardımcı oluyor.
83 yaşında olmasına rağmen her gün işinin başında olan baba Mustafa Süzer’in büyük bir hayali var. İstinye sırtlarında kendisine ait olan çok büyük bir araziye içinde alışveriş merkezlerinin de bulunduğu “Marmara” isminde bir konut projesini hayata geçirmek istiyor Mustafa Süzer. Ama bildiğiniz gibi bir yandan da Süzer Plaza’nın kendisi zaten kaçak. Usulsüz birçok işlemle oraya dikildi ve yıkılamadı. Bedrettin Dalan’ın belediye başkanlığı döneminde ruhsat izni verilen inşaatın durdurulup yapılanların yıkımı için sonraki belediye başkanları Nurettin Sözen ve Recep Tayyip Erdoğan çok uğraştı. Ama dönemin ANAP iktidarında yıkımın engellenmesi için Şişli ve Beyoğlu ilçelerinin sınırları değiştirildi. ANAP’lı Şişli Belediyesi'nden gerekli izin ve onaylar alınarak projenin önü açıldı.
(Meraklısı, Gökkafes diye anılan Süzer Plazanın hikayesini şu linkten okuyabilir: https://t.co/QxRYpeKy4a)
Her ne kadar her şey kitabına uydurulmuş gibi görünse de bu konu Demokles’in kılıcı gibi Süzerler üzerinde sallanıyor. Türkiye’de geçerli rejimin bir tek kişinin dudakları arasındayken ve yargı da o dudaklardan dökülecek söze çok kıymet verdiğinden kimsenin ve hiçbir şeyin garantisi yok. Bir de oğul Süzer gözaltında iken Süzer Plaza’da Davut Yasin Bilen’in ev sahipliğinde milyonlarca doların çok sık konuşulduğu hayli hareketli günler yaşanmış. Bu hareketli günlerde Süzerlere ait Bebek’teki villalardan da konu açılmış ama nihayetinde ortalık sakinleştikten sonra Akın Gürlek Ritz Carlton’daki dairelerden birinde kiracı olmuş. Tapu kaydının Davut Yasin Bilen adına olduğu öne sürülen daire, yeni taşınacaklar için tadilat yapıldıktan sonra içi de dayanıp döşendikten sonra teslim edilmiş. Dairenin 30 milyon TL tutan tadilat ve döşenmesi işlemleri de Süzerlere ait şirket tarafından gerçekleştirilmiş iddiaya göre. Dairenin kirasıysa 750 bin TL… Ritz Carltonda kiracı olan Gürleklerin üst kat komşusu uyuşturucu operasyonunda gözaltına alınan Baran Süzer, yan daire komşusu ise yine uyuşturucu soruşturması şüphelisi olan Ali Ulusoy. SPK’nin de içinde bulunması nedeniyle Elif Gülşah Gürlek, İstanbul’un trafik sorunuyla boğuşmadan evle işi arasındaki mesafeyi asansörle katediyor. Hatta yemeklerini de plazanın içindeki lüks restoranda yiyor.
Şimdi Akın Gürlek’e sorularımıza geçelim:
1-) Davut Yasin Bilen’in veya yakınlarından birinin Süzer Plaza’da dairesi var mıdır?
2-) Akın Gürlek ve eşi Elif Gülşah Gürlek bu dairede kiracı mıdır?
3-) Dairenin aylık 750 bin TL kira bedeli ödenmekte midir? Kim tarafından? Dekontlrı var mıdır?
4-) Dairenin 30 milyon TL tutan tadilat ve dayanıp döşenmesi maliyeti kim tarafından karşılanmıştır?
5-) Tapuda evin sahibi olarak görünen Davut Yasin Bilen‘le ne tür bir ilişkiniz vardır?
6-) Aynı zamanda SPK’nin yönetiminde olan Elif Gülşah Gürlek’in plazada bulunan “Nobu” isimli restorandaki yediği yemeklerin aylık 250 bin TL’nin faturası kendisi mi Bakan bey mi yoksa Süzer holding mi ödemektedir?
Show this to anybody who still denies the genocide.
These were all people's homes. Completely and totally destroyed.
These images should haunt those who enabled Israel's crimes against humanity - and we will never give up until there is justice for the Palestinian people.
@feyza_ae Burada düşünce olarak Deniz Göktaş kendi doğru yerde, seyircinin çarpık tavrını seyircinin yüzüne vuruyor espride. Kendisi haşema yasaklarını yanlış bulan bir noktada iken ve bunu espriyle altını çizerken bundan ceza alması aşırı saçma.
Deniz Göktaş’a ceza kararı ve tahliye
Mahkeme, Göktaş hakkında “dini değerleri aşağılama” suçundan 7 ay 15 gün; “Cumhurbaşkanına hakaret” suçundan 11 ay 20 gün hapis cezası verdi; “suçu ve suçluyu övme” suçundan ise beraatına hükmetti. Hükümle birlikte Göktaş’ın tahliyesine karar verildi.
fuat ergin’in bu duruşu çok kıymetli. sanatçının kalibresi konforlu alanlarda susarak değil; zor zamanlarda cümlelerini kimden yana kullandığıyla ölçülür. deniz göktaş’ın kelimelerini sözüyle birleştiren, deniz'i yalnız bırakmayan fuat’a teşekkürler.
Deniz Göktaş'ın savunmasının tamamı;
" 3 Temmuz'dan bugüne 88 gün geçti. Gösterimdeki cümle başına 22 gündür yüksek güvenlik cezaevinde bulunuyorum. Komedyen olarak sözlerimin böyle etki etmesi beni gururlandırıyor. Bu davayı bilmeyen birine 2027 yılında bir insanın hapse kapatılacak sözleri sorulsa cinsel taciz vs gibi bir sebep sanabilir.
Müzisyenlikten daha farklı işliyor bizde sistem. Onlar kayıtlarını daha önceden yapar, biz canlı olarak gösteri yaparız ve kaydını sonra yayınlarız. Daha ��nce yüzlerce kez yaptığım gösteride olduğu gibi yaptık. Ters köşeye dayanır stand-up gösterisi. Ben davaya konu olan dört cümleyi yüzbinden fazla seyirciye oynadım ve yüzbinlerce kişi bunda bir şikayet sebebi görmedi. Türkiye'nin dört bir yanında şehrin en bilinen salonlarında oynadım.
Gelen tek şikayet bilet bulunamasıydı. Bu gösteriyi ilk olarak Ekim 2022'de oynamıştım. Bu gösteriyi yayınlamadan önce Selam Selam isminde bir gösterim daha vardı, 6 milyona yakın izlendi. Bu gösterinin de ilgi görmesini bekliyordum, üç günde milyonlarca izlendi. Ben o sırada Hollanda'daydım, arkadaşlarım sokakta, toplu taşımada benim gösterimi izlediğini söylüyordu. Ama gündemi artık troller belirliyor. Takip ettiğim trollerden Şamil Tayyar ismini kullanan hesap bana cahil, zıpır dedi ama beklediği reaksiyonu alamadı.
Bu sırada gösteriyi 2 milyon kişi izlemişti. ‘Ekrem İmamoğlu kısmını yayınlayıp siz buna sahip çıkıyorsunuz ama bakın neler diyor’ diyorlardı. 'Arkadaşlar dinle ilgili olan kısmından gidelim' diyorlardı birbirlerine. CİMER'e şikayet kampanyası başlattılar.
Bu gösterinin yayınlanmasından rahatsız oldular. Cumhurbaşkanını eleştirdiğim kısımlara erişim engeli geldi, yurtdışına kaçtığım iddia edildi. İltica planımın bir parçası olduğunu söylediler. Ben gösteriyi 24 Haziran'da yayınladım. Yaklaşık yarım milyon değerinde bedelli askerlik parası ödedim, iltica edecek bir insan yarım milyon bedelli askerlik parası ödemez herhalde.
Bütün yakın arkadaşlarım burada bir gelecek görmedikleri için göçtüler, ben bu sebeple turnem bittikten sonra yanlarına gidip onları geri dönmeleri için ikna etmeye çalışırım. Kaçtı haberlerini onların yanında okumak çok trajik oldu.
Trollerin linç ve CİMER kampanyasından sonra hakkımda soruşturma başlatıldı. Avukatıma telefon edip döneyim mi dedim, o da yakalama yok ama geri dön dedi. Ben de döndüm. Pasaportta ekranda bir emniyet logosu belirdi. Polis yanlış pasaport okuttunuz herhalde dedi. Hakkımda yakalama kararı olduğunu söyledim. Polisler bile dönmemem gerektiğini teklif ettiler. Bu kadar bıkmış olmalarına üzüldüm.
Telefonumu bile almadılar, sonra amir kelepçelenmem gerektiğini söyledi. Ben de kendim döndüğümü söyledim ve kelepçeye karşı çıktım. Polis vazgeçti ama ben istediğim için vazgeçmediğini söyledi. Sonra bekletildi��im yerde tekrar kelepçe takmamı istediler. Kendi ayağıyla gelmiş birine ters kelepçe takıldı. Kamerayla çekerlerken hep başım dikti. Hatta kamera arkadayken bile dönüp güldüm, en son uzaktan çekilmiş bir görüntüyü servis ettiler. Sonra Vatan'ın pis uyuşturucu kokan nezaretinde tutuldum. Polisler orada da neden döndüğümü soruyordu.
Bir süre sonra beni adli tıbba götürdüler. Sebebini anlayamadım ama kan, idrar numunesi alındı. Uyuşturucu testi yaptılar, ne içtiysem hala çıkmadı sonucu.
Adliye koridorunda beklerken ailem ve avukatlarım Kılıçdaroğlu'nun geldiğini, görüşmek istediğini söylediler. Hepsinde de sert bir şekilde reddettim. En sonunda polis zoruyla görüştürdüler. Kılıçdaroğlu bile ‘niye döndün, imkanım olsa ben de giderim’ dedi.
Cezaevindeyken Deniz SEGBİS'in var dediler. Suçlama vahimdi. Daltonlar suç örgütünü övmekten tutuklandım. Ertesi gün tahliye edildiğim diğer suçlardan da tutuklandım. Masterchef izlerken tekrar tutuklandım yani.
Üstümde bütün suçlardan tahliye olmuş bir insanın rahatlığı ve tekrar tutuklanmış bir insanın tedirginliği var. ‘Utangaç bir diktatör’ sözü suçlamama gerekçe gösterildi. Diktatör ifadesi siyasi bir ifadedir. Cumhurbaşkanı aynı zamanda AKP genel başkanı. Hiciv sanatına alışık olmalıdır. Mezarlıkta gülme olayı ise gazeteci Musa'ya verdiği röportaj sırasındadır. Buradaki suçlamayı anlamadım. Görece sempatik bir videosudur Cumhurbaşkanının. Terapi ise rencide edici bulunmuş, oysa herkesin gitmesi gerekebilir, psikoloji okumuş biri olarak terapiye gitmek rencide edici bir şey değildir.
Sahneye çıkan biri yasaklanmamalı. Bu tüm vatandaşlar için endişe vericidir. Siyasiler bu eleştirilere göğüs germelidir. İddianamede Anayasa Mahkemesi'nin ifade özgürlüğüyle ilgili kararlarından bahsedilmiş, buna göre benim sözlerim suç değil. Ben çocukken Levent Kırca ve Ferhan Şensoy izlerdim. Onlar beni izlese yumuşak bulurdu sözlerimi. Tutuklu yargılama gibi bir şey mümkün değildi. Levent Kırca televizyonda yapıp herkesin evine giriyordu. O yıllarda ifade özgürlüğünü koruyan yasalar değişmedi, ama şu an bir komedyen hapis yatıyor. Değişen şaka kaldıramayan, kırılgan siyasetçiler.
Bugün Ferhan Şensoy'u yasaklayan kişiler hatırlanmıyor ama Ferhan Şensoy’un oyunları ve sözleri hatırlanıyor. Politik mizahı yargının koruması gerekiyor çünkü komedyenler zaten yalnız insanlar. Ama diğer tarafın trolleri var. Politik mizah yasak değilse diktatör şakasında bir suç yok.
Erdoğan'ın en yakın ekibine seçtiği kişi sıradan vatandaşların hakkına girdiği için affını istedi. Özeleştiri vermiyor ama kendisi üst taraftan affını istiyor. Bu sadece diktatör eğilimli insanların yönettiği ülkede olur.
Diktatör olsam diktatör diyemezsiniz diyen birinin utangaç komedyen şakasından şikayetçi olması eleştirilecektir. Bunların hepsi politik mizahın bir parçasıdır.
Halkı kin ve düşmanlığa tahrik suçlamasıyla ilgili suçlamaya üç cümlem gerekçe gösterildi. 100 bin beğeni ve milyonlarca izlenmenin karşısında 185 CİMER şikayeti bulunuyor. İlk şikayet Cumhurbaşkanı ile ilgili, dini değerlerle ilgili olan 184'ü ise 27 Haziran'da yapılmış.
Şikayetlerin çoğu operasyonel hesapların yaptığı paylaşımlardaki video kesitlerine dayanarak yapılmış. Video ile de sınırlı kalmamışlar. Kadir Mısıroğlu adına açılan bir sayfadan birçok şikayet gelmiş. Sayfanın yöneticisi paylaşmış, 'emniyeti etiketleyip durmayın CİMER'e şikayet edin' demiş. Bunu da eklemişler şikayete. Bunların hiçbiri organik şikayet değil.
Şikayet eden 185 kişi manipülasyondan etkilendi ama ben de şaşırdım çünkü öyle bir hava yaratıldı ki daha fazla şikayet bekliyordum. Sadece 185 kişiyi ikna edebilmişler. Türkiye'de tansiyon yaratan çok fazla kişi var gösteride ama 185 kişi bulabilmişler. Teletabilerden bile daha fazla kişi şikayetçi olmuştu.
Bunların hiçbiri sanat eseri övmüş veya eleştiri yapmış insanlar değil, sadece yasak çağrısı yapmış kişiler. Halkı temsil ettiklerini düşünmüyorum. Beni hedef gösteren gazetelerden en ünlüsü karma eğitim kaldırılsın diye kampanya yaptı.
Şikayetlerin hepsine baktım, üzücüydü. 185 kişiden biri Selçuklu devletini salataya benzettiğimi söylemiş. Başka biri Instagram takipçilerimin artıp azalmasını dış güçlere bağlamış. Başka birileri idam edilmemi veya sınır dışı edilmemi istemiş. Bir başkanı idam olan bir ülkede idam edilmemi istemiş. Nefret inovasyonu yapmış.
Videoyu izleyen milyonlarca insan halk değil mi? Hiçkimse bu cümlelerden alınmamalı demiyorum kendi tercihleri. Aşağılayıcı bir ifade olmasa da kulağı tırmalayabilir, o zaman da yapılacak şey izlememektir.
'Oruç tutan canlı bomba’ şakası yarım bir şekilde alınmış iddianameye. Oysa oruç tutan otobüs şoförlerinden de bahsettim. Oruç tutan insanların sinirleri malum. Bir imadan bahsetmiyorum, açlıktan gelen sinirden bahsediyorum.
Hiçbir polisten, infaz koruma memurundan, hastanede karşılaştığım insanlardan kötü bir şey duymadım, herkes yurt dışından neden döndüğümü soruyordu.
'Dördüncü kitap’ şakasıyla ilgili neye sinirlendiklerini anlamadım. Kutsal kitaba saygısızlık yaparak şehir şehir gezerek insanları güldürmem hayatın olağan akışına aykırıdır. Sanatsal bir üretimdir bu, dini bir üretim değildir. Saygısızlık ve aşağılama değildir.
'Dalgıçlar' şakasıyla ilgili söylemek istediğimin tam zıttıyla suçlanıyorum. Savcıya bununla ilgili ne savunma yapacağını anlamadığımı söyledim. O da izlememiş. Haşema giyilmesiyle ilgili suçlandığımı söyledi. Bunlardan suçlanmak üzücü.
Komedyen yargılaması Türkiye'ye özgü değil, New York'ta da 1936'te komedyen yargılaması olmuş. Ama sonra ondan özür dilenmiş. Dalgıç şakasını izleyen herkes anlamış ama iddianameyi hazırlayanlar anlamamış. Hadi buraya kadar niyetimden şüphelisiniz, şakanın devamında başörtü yasağının sembol isimlerinden Deniz Baykal'ı anıyorum. Bu durum fazlaca altı çizili.
Sosyal medyada bu şakadan dolayı bir dalgıç bana dava açacağını söylemişti. Bilmiyorum açtı mı ama sanırım şakayı anlamış.
Stand-up gösterilerini güçlü buluyorum çünkü gülmeyi kontrol edemezsiniz. 90 dakikalık gösteri boyunca tabularımı, çelişkilerimi anlatıyoruma ama sadece dört cümleyi konuşuyoruz.
Bu şakayı ilk olarak Ekim 2023'te yapmıştım, bir seyirci gelip 'Haşema demeyeceğinizi biliyordum' demişti. Bu anlama çıkarmak zoraki ve utanç verici. Bu suçlama canımı en çok sıkan. İddianameye bu cümlenin eklenmiş olması benim için büyük bir şans. Çünkü ben seküler kesime dair bir eleştiri getiriyorum. Suçlama kendi içinde eriyor aslında.
Her konuya dair şakalarım var ve sıradan insanlarla ilgili değil şakalarım çünkü onlar benim seyircim.
İddianamede 'şüpheli savcılık sorgusunda dalgıç derken haşemalıları kastetiğini ikrar etmiştir' yazılmış. Bu doğru değil, yanlış yazılmadıysa artniyetli bir durum. Nasıl böyle yazılabildi, şok içindeyim.
Erdoğan'ın isminin geçmediği bir politik mizahın bir anlamı yoktur. Otoriteden lafını esirgemeyen Nasrettin Hoca hayatta olsa Erdoğan'dan başka bir şaka yapmazdı.
Çıkıp reklam yapamasın diye sert konuştum. Avukatlarım bile benle görüştürülmüyorken neden Kılıçdaroğlu ile görüştürüldüm bilmiyorum. Kaçma ve delil karartma suçlamasıyla tutuklandım.
Mahkeme hakimi, “stand-up gösterin bile 1 buçuk saat sürdü” diyerek Göktaş'tan savunmasını toparlamasını istedi. Göktaş da 88 gündür cezaevinde olduğunu belirterek, “Daltonları övmek suçlamasıyla tekrar tutuklandım ve bu yüzden fazladan bir aydır cezaevindeyim. Kaçma şüphem yok, yurt dışından kendim döndüm. Hayatımdan 3 ay çalındı. Hayatımda en özgür ve kalabalık hissettiğim 3 aydı. Yüzlerce mektup geldi. Söylediğim hiçbir sözde suç içeren bir söz yok. Beraatımı ve tahliyemi talep ediyorum.
(Punto24 Dava Takip paylaşımlarını Thread ile birleştirerek hazırladım Teşekkürler @P24DavaTakip )
Asrın Vurgunu
Yalova'da orta ölçekli bir tersane, 6 ayda %1.289 değerleniyor. 292 milyar TL'ye ulaşıyor. Fiili dolaşımdaki hissenin %96'sı 5 fonun elinde.
Şirketin başında Özdemir Ataseven var. AKP Tuzla'dan yetişme, eski Tuzla Belediye Başkanı Şadi Yazıcı'nın eski yardımcısı. Kendisi ve oğlu Gökhan Ataseven, fon soruşturmasında tutuklandı.
Yönetim kurulunda, İskender Balcı var. Kimin damadı? Hazine ve Maliye Bakan Yardımcısı Osman Çelik'in. Kriz patlamadan üç hafta önce, sessizce istifa etti.
Hisseleri elinde tutan, AKP Genel Başkan Yardımcısı Fatma Betül Sayan Kaya. Nisanda girdi, eylülde milyarlarca lira kar ile çıktı.
Bir tersane. Bir damat. Bir bakan yardımcısı. Bir parti genel başkan yardımcısı. Bir eski belediye başkanı. Ve 500 bin mağdur yatırımcı.
Hepiniz oradasınız be.
Fatma Betül fon ilişkisi Fatma Betül’ün fona girip fondan çıkmasından çok daha korkunç
1) Fatma Betül fon almıyor, Tek bir hisse senedine 160 milyonla giriyor, fonun fiyatını şişirdiği Özata Denizcilik hissesi
2) Fon işinim patlayacağını Fatma Betül birilerinden öğreniyor
3) Hisseleri tepeden boşaltması lazım ama satış tuşuna bassa ve hisseleri direkt satsa alıcı karşılamayacağı için o anda hisseler çakılır, Fatma Betül satamamış olur ve kriz o anda başlar
4) Bunun yerine Tera fonlarıyla anlaşıyor, satışları istediği fiyattan Tera tarafından karşılanıyor, yani Tera mağdurları Fatma Betül’ün çıkış likidetesi yapılıyor (exit liquidity)
5) Sonuçta burada kurulan düzen insider trading falan değil, fon yatırımcıların karşı işlenmiş bir dolandırıcılık, en azından TRdeki son uygulamalara göre bir gözaltı süreci görmemizi gerektiren bir durum
Fatma Betül Sayan Kaya ne bir tacir ne de sanayici... Öyle ki 100 bin dolarlık İBB bursuyla yurtdışına gitmişti. Eşi İlyas Kaya da çocuk doktoru. Temel sorulardan biri, bu ikili 162 milyon lirayı nasıl biriktirdiler de, aldıkları hisselerden 4 ay içinde 2 milyar para kazandılar?
250 liradan kâğıt alan bir yatırımcı sinirleri çok sağlamsa 500 lira olduğunda satar. Kadın 4482 lira olana kadar bekliyor. Çünkü ona 'al' diyenler o zamana kadar 'sat' demiyor. Bu tezgahı kuranlar, işletenler, izleyenler ve içinde olanlar ters kelepçe içeri girip mallarına mülklerine el koyulmadıkça kimsenin içi soğumayacak.
Borsadaki fon skandalı bütün yönleriyle araştırılsın diye Devlet Denetleme Kurulu’nu işaret edenler var.
Peki, DDK Başkanı Salih Tanrıkulu’nun aynı zamanda Borsa İstanbul Yönetim Kurulu Başkan Vekili olduğunu biliyorlar mı?
AKP iktidarı bürokratları yönetim kurulu koltuklarıyla ödüllendirince ortaya çıkan manzara bu:
Denetlenmesi istenen kurumun yönetiminde denetçilerin başkanı oturuyor.
Şimdi kim kimi denetleyecek?
He canım, “ucu nereye kadar giderse gitsin…”
Pusula Holding Yönetim Kurulu Başkanı Serdar Turhan’ın gözaltı görüntüleri.
Kelepçenin tersi değil düzü bile yok.
Kanunlardan ayrıcalıklı kılınarak milleti dolandıranların ayrıcalıkları devammı ediyor?
Bu ne yaman çelişki
İran’ın Tasnim haber ajansının X hesabı erişime engellendi ama İsrail ordusunun Türkçe ve İngilizce resmi X hesapları halen yayında