📍ABD Başkanı Trump ile Cumhurbaşkanı Erdoğan arasındaki en kritik görüşme bence burası! Trump’ı iyi dinleyin:
“— Rahip Bronson olayı vardı ve kötü bir olaydı. Masum biriydi. Çok fazla ceza almıştı.
— Ben Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı aradım. Erdoğan da sağolsun Rahip Brunson’u serbest bıraktı!
— Erdoğan ile kimyamız uyuşuyor. Zirve Türkiye'de olmasaydı bu zirveye katılmayabilirdim. Bakın burda ne güzel hazırlık yapılmış…”
Yani Trump açıkça Rahip Brunson’u ben tahliye ettirdim diyor. Sabah akşam “yargımız bağımsızdır” diyenler online mı?
Karatepe Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’ndan herkese selamlar. Merak eden varsa içten bir şekilde söylüyorum, keyfim yerinde. İlerleyen günlerde façayı bozmamak için iyi hissetmiyorken “iyiyim” diyebilirim. O durumda bir yerlere göz kırpma emojisi koyarım.
Birçok açıdan nostaljik bir deneyim oluyor. Yıllar sonra televizyon izliyorum ve alaturka tuvalet kullanıyorum. Üstüne bir de Dünya Kupası eklenince 2002 yılında maça yetişmek için okuldan eve koşan Çocuk Deniz’e döndüm ama şişman Ronaldo’suz aynı keyfi vermiyor. Bu arada reklamlar iyice sıkıntı olmuş. Kantinden AdBlock istemek için dilekçe yazmayı düşündürdü. Sürekli meşrubat içen Boran Kuzum ve Feyyaz’ı görüyorum. Umarım müstakil bir ev alacak kadar iyi bir kaşeye anlaşmışlardır. Yoksa çekilecek çile değil. Nihat Kahveci’ninkini ev de kurtarmaz. “Kuşkaş ne topçuydu be!” Bir de yağcılık gibi olacak ama TRT 2 çok iyiymiş. İlaçlarıma henüz ulaşamamışken Kiarostami’nin Kirazın Tadı antidepresan gibi imdadıma yetişti yine. Yemekler ODTÜ yemekhanesiyle aynı. Dışarıdayken günde 1,5 öğün yiyordum, burada 3 öğün yiyorum vakit geçsin diye. Diş fırçalama işini de günde ikiye çıkardım, yine vakit geçsin diye. Alaturka tuvalet de daha sağlıklı diye duymuştum. Öyle değilse bile buradan çıkana kadar söylemeyin, motive kakalarımın tadı kaçmasın.
Bildiğiniz gibi kendi isteğimle dönüp teslim olmama rağmen ters kelepçe yapmak istediler. Rızam olmadığını söyledim. Zor kullanarak yaptılar. Şanlı direnişim yaklaşık 4 saniye sürdü. Polisler 2 katım n’apayım? Sonra emniyette birisi, “ya aslında sosyal medyaya içerik üretmek için” demiş olmalı ki; restoranda tam yemek yiyecekken “arkadaşlar bir saniye bozmayın” deyip masanın fotoğrafını çeken influencer tatsızlığında, ters kelepçeli videolarım çekildi; önden, arkadan, yandan. Hepsinde bir şekilde kameramanı bulup sırıttığım için uzak-arka açıyı yayınlayabilmişler.
Yapıcı bir eleştiri: Vatan Emniyet binası dökülüyor. Çalışanlar sıcaktan baygınlık geçiriyordu. Osmanlı’dan kalma klimalar var ve onlar da çalıştırılmıyor. Sadece amirlerin odasında son model klima var. Bu memurlar sırf siz istiyorsunuz diye kendilerine hiçbir zararı olmayan ve hatta belki sempati duydukları insanlara kötü polis rolü yapıyorlar. Duygusal yükü ağır olmalı; müstakil ev verseler yapmam. Bari bir klima alın. Yeri gelmişken söylemeden geçemeyeceğim, bu iki günlük kısa mesaim gösterdi ki Behzat Ç. ve Bir Zamanlar Anadolu’da kurmaca değil belgeselmiş, bütün diyaloglar ve karakterler birebir gerçekmiş.
Uçağa binmeden önce internetteki son dakikalarımda gördüğüm son şey “ailesinin gözüne girmek için kendini yakıyor, yazık!” tarzı yüzeysel psikolojik analizlerdi. Annemin Airbnb’de biblo kırdığı için ağıt yakması ve babamın gerçekten iyi bir baba olması dışında bütün anlattıklarım kurmacadır. Şaka yazabilmek için uydurduğum hayali çatışmalardır. Kişi ve kurumlar gerçek değildir. Mizahi bir yaklaşımdır. Pardon, mahkeme diline alıştım; siz bari şaka açıklattırmayın.
Kendimi bildim bileli hiçbir konuda baskı yapmamış, bana dair beklentiye girmemiş, çöp adam bile çizsem duvara asmış can dostlarımdır ikisi de. Her anne-baba kadar korumacı ve kaygılıdırlar. 2023’teki ilk Harbiye gösterimden sonra bile “Psikolog olsan keşke, boş vakitlerinde stand-up yaparsın” seviyesinde klişe; “yurtdışında İngilizce yapsan olmuyor mu?” diyecek kadar oğullarını gözlerinde büyütmüş insanlardır. Hemfikir olmasalar da bütün saçma kararlarımın arkasında durdular, bu gösteride de öyle olduğunu biliyorum, huzurlarınızda ikisini de öpüyorum.
Bu gösteriyi ne bir karşılık umarak ne de bir an bile cesur hissederek yayınladım. 7 yıl boyunca muhteşem bir hayat yaşadım. 25 yaşıma kadar içedönük, ölümüne karamsar, her şeyden şikâyet eden bir insan olarak; hobi seviyesinde yirmi seyirciye stand-up yapsam yeterince mutlu olacakken yüzlerce gösteride binlerce insanla beraber güldüm, yüzlerce yeni arkadaşım oldu, çok kalabalık ve sevgi dolu hissettim. Üstüne ihtiyacımın çok üstünde para kazandım.
Gencecik insanlar üniversiteleri korumak için, birçok konuda aynı düşünmedikleri belediye başkanlarına haksızlık yapıldı diye başlarına bu kadar bela alırken, “politik mizah” yaptığını iddia eden biri olarak en zararsız cümleleri bile ‘ama bunu yanlış anlarlar mı?’, ‘burayı manipüle edip sana saldırırlar mı?’ kaygılarıyla silmekten, etrafından dolanmaktan sıkıldım. O kadar sıkıldım ki, sıkıntım hayli yüksek olan korkumu aştı.
Gözaltı gecesi uyuşturucu testi sonrası götürüldüğüm hastanede beni görünce heyecanla el sallayan yetmiş yaşında teyze ise, kişisel sıkıntımı hayalimin ötesinde bir memnuniyete dönüştürdü. “Halk beni anlamadı ve başıma işler geldi” diye beklerken, “Halk beni anladı ve başıma işler geldi” oldu. WIN-WIN.
Temel seviyede Türkçe bilen, gösteriyi sahiplenen ve dayanışma gösteren herkese sevgiler. Gündemi salıyorum, kararlıyım bu sefer Moby Dick’i bitireceğim. Size dışarıda kolaylıklar.
AKP'li Mehmet Baykan, Konya'da düzenlenen Nasrettin Hoca Şenlikleri'nde temsili 'Nasrettin Hoca' olan oyuncu Müfit Can Saçıntı'nın sözlerine sinirlenerek şenlik alanını terk etti.
"Bugün nasip oldu, Nasreddin Hoca’nın eşeğine kayyum olarak atandım."
🔴 İmamoğlu'nun davalarını izleyen AP Türkiye Raportörü Sánchez Amor:
🗣️ "Aynı kişinin 3 ayrı davada aynı gün savunma yapmak zorunda bırakılması tesadüf değil. İstatistiksel olarak bunun bağımsız bir yargı sisteminde gerçekleşmesi mümkün değil."
🗣️ "Durumun daha kötüye gidebileceğini düşünmek istemiyorduk. Ancak iktidarın hayal gücü her defasında sınırları aşmayı başarıyor."
Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, “Kurtuluş Savaşı” kavramının yeni müfredatta yer almayacağını, “Neyden kurtuluyoruz? Ondan önce koskoca Osmanlı İmparatorluğu vardı” dedi. Yeni müfredatta “Kurtuluş Savaşı” kavramının çıkarılacağını, yerine “Milli Mücadele” kavramının getirileceğini söyledi.
Bir hatırlatmayı ifade etmek isterim,
Öncelikle bu İsimlendirme keyfi değil, dönemin kendi adlandırmasıdır. Savaşı yürütenler ona “İstiklal Harbi” dedi, gazilere verilen madalyanın adı İstiklal Madalyası, milli marşın adı İstiklal Marşı’dır. “Kurtuluş Savaşı” bu adın Türkçeleşmiş halidir. Ayrıca “koskoca Osmanlı İmparatorluğu” argümanı kendi içinde çelişkilidir, o koskoca imparatorluk 1918’de savaşı kaybetmiş, ordusu terhis edilmiş, başkenti işgal altında, padişahı işgalcilerle uzlaşmış durumdaydı. “Kurtuluş Savaşı”tam da o devletin artık halkını koruyamadığı boşlukta, Anadolu halkının kendi örgütlediği direniştir. Osmanlı’nın büyüklüğüne saygı, işgal gerçeğini silmeyi gerektirmez, ikisi aynı anda anlatılabilir. “Milli Mücadele” zaten kullanılan bir kavramdır, sorun eklenmesi değil, “Kurtuluş”un çıkarılmasıdır. İki kavram yüz yıldır yan yana yaşıyor. Birini müfredattan silmek pedagojik bir sadeleştirme değil, tarihsel anlamı daraltan bir tercih olur. “Mücadele” neye karşı verildiğini söylemez, “Kurtuluş” ise işgali, Sevr’i ve bağımsızlığın bedelini ismin içinde taşır. Öğrenciden gizlenen kelime değil, o kelimenin hatırlattığı bağlamdır.
*Çok uzun yazmışsın okunmuyor abi…
Hayatını kaybeden usta tiyatro sanatçısı Zihni Göktay'ın yıllar önce sahnede söylediği sözler yeniden gündem oldu.
"Bu memlekette olacaksan, büyük hırsız ol. Bir koyun çalarsan tam 30 yıl yersin. Sürüyü götüreceksin ki seninle ticaret yapsınlar."
Göktay'ın bu repliği, vefatının ardından sosyal medyada yeniden paylaşılmaya başlandı.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, Kurtuluş Savaşı ile neyden kurtulduğumuzu sormuş…
Osmanlı’dan geriye kalana bakıp öyle sorsaymış keşke…