My favorite Greek scam!
Why did you conceal the Italy-Tunisia maritime borders? @HarrisSamaras
As Türkiye has pointed out, the Italian islands have not been granted EEZ/CS rights; instead,it appears they have been given a pocket equivalent to their territorial waters! Sneaky🐍
No one can take a step in Türkiye's maritime jurisdiction areas without Türkiye's consent.
This is not rhetoric. It is Türkiye's stated position on its sovereign rights and interests in the Eastern Mediterranean, registered with the UN and reiterated by Ankara.
The message is clear: unauthorized activities in areas falling within Türkiye's claimed maritime jurisdiction will not be accepted.
BAŞKANLIĞIMIZ TEKNOFEST ŞANLIURFA’DA YERİNİ ALDI
📌 Acil Durumlar ve Savunma Planlaması Başkanlığı,
30 Eylül-4 Ekim 2026 tarihleri arasında Şanlıurfa GAP Havalimanı’nda düzenlenen TEKNOFEST’te öğrenci ve öğretmenlerle buluşuyor..
@tcmeb@Yusuf__Tekin@bilalmacit@MetinTayarer
#TeknofestGüneydoğu
#TEKNOFESTŞanlıurfa
📌Şanlıurfa GAP Havalimanı
Yunanlar yine not eklemeye çalışıyorlar. Ya okuduklarını anlamıyorlar ya da basit sahtekarlar.
İyon ve Ege Denizi kıyı uzunluklarının Akdeniz'e yani Türk Kıta Sahanlığına etki edeceğini iddia ediyorlar.
Notu değerlendirelim. Bu şarlatanlari gercek dünyaya döndürelim...
1-You do not own those red areas (152 islands and islets)!
2-According to the "non-encroachment" principle in international maritime law,GR is legally not permitted to block TR's access to the high seas by creating an uninterrupted chain of territorial waters through its islands
3- Greece has a coastline of only 167 km in the Eastern Mediterranean and possesses no maritime area beyond its territorial waters associated with Meis, Rhodes, and Crete.
Türkiye does not encroach upon anyone's territory!
Let’s explain it with a map for the Greeks who have trouble understanding.
Now they’ll show up with "wiki" pages listing the lengths of the Ionian, Aegean, and Libyan coastlines...
✍️MÜSLÜMAN YUNAN! - Atina Notları 3
Bu kez Atina’nın daha önce hiç kalmadığım bir yerinde kaldım. 2000’li yıllardan itibaren sanat ve eğlence mekanlarına dönüştürülmüş eski bir endüstri bölgesi.
Taksi şoförü Yanni, tam mahallenin girişinde bir sokağa saptı, küçük bir meydana çıktık. Adeta duracakmış kadar yavaşladı, camları açtı.
“Bak” dedi, “burası Türk mahallesi”.
“Yeni gelenler mi” dedim, “hayır buralılar, uzun yıllardır burada yaşıyorlar” diye cevap verdi.
Masasını ve sandalyesini sokağa çıkarmış, serinlemeye çalışan bir teyze, Türkçe bağırarak koşturan çocuklar, parkta okey oynayan adamlar.
Civardakiler gerçekten de Türktü. Kafam karışmıştı, çünkü Atina’da bir Türk mahallesi olduğunu bilmiyordum. Kaynaklarda da böylesi bir topluluktan hiç söz edilmiyordu.
Acaba mübadele zamanı gelen birileri mi yoksa başka bir öyküleri mi var? Ertesi gün biraz iz sürmeye karar verdim.
***
Aynı akşam geç saatlerde civardaki bir lokantaya oturdum.
Yirmili yaşlarında eli yüzü düzgün bir delikanlı hizmet ediyor. Yunanca menüde “kebap anatolitiko (doğu usulü kebap)” yazan ürünü gösterip “bu ne etidir, içinde domuz var mı” diye soruyorum.
Sağ olsun, çok ilgi gösteriyor. “Kuzu etidir” dedikten sonra bir koşu mutfağa gidip dönüyor, “aşçıya bir kez daha sordum, kesinlikle %100 kuzu eti, başka karışım yok” diye ekliyor.
Müslüman olduğumu anladığından olacak ki “nerelisiniz” diye soruyor. “Türküm” deyince, Türkçe konuşmaya başlıyor. Hem de ne Türkçe, bizim burada konuştuğumuzdan neredeyse hiçbir farkı yok.
“Nereden öğrendin” diyorum,
“Annem babam Türkçe konuşuyor, dayım Türkiye’de yaşıyor” diye cevap veriyor.
“Ailen Türkiye’den mi göç etmiş” diye soruyorum
“Yok, buralıyız, ben Atina’da doğdum, annemler İskeçe’den gelmiş” diyor.
Hay sersem kafam, nasıl tahmin edemedim. Bu insanlar Batı Trakyalı Türkler; iç göç ile işçi olarak gelmişler…!
Garsona “e Türk’sün yani?” Diyorum.
“Hayır” diyor, “Türk değilim, Müslüman Yunanlar var ya hani, biliyor musunuz? Müslüman Yunanım” diye cevaplıyor.
Ağzım bir karış açık kalıyor. Çocuğun anadili Türkçe ve “Türk değilim Müslüman Yunanım” diyor! Öyle açık ve kararlı bir tonla konuşuyor ki herhangi bir şey söylemiyorum, soru da sormuyorum. “Öyle mi…” demekle yetiniyorum.
Çünkü konuyu zaten gayet iyi biliyorum…
Yunan devleti, Batı Trakya’daki Türk azınlığın Türk olduğunu asla kabul etmiyor. Asimilasyon politikasının bir uzantısı olarak onlara Müslüman Yunan diyor. Çok itiraz eden olursa da “Türkleşmiş Yunan” diye etiketliyor.
İskeçe Türk Birliği, Yunan makamları tarafından 1986 yılında kapatıldı. Gerekçe isminde Türk geçmesi idi. Yunan devleti, “Yunanistan’da Türk yok, bu ismi kullanmazsınız” demişti.
Türklerin, Avrupa mahkemelerine gidebilmesi için iç hukuk yollarının tükenmesi gerekiyordu. Yunanistan, fiili durumu kalıcı hale getirmek için dava sürecini tam 29 yıl boyunca uzattı. Üst mahkemenin kesin kararı 2005’te çıktı.
Aynı yıl Türkler konuyu AİHM’e taşıdı. 2008 yılında AİHM, Batı Trakya Türkleri lehine karar verdi. Aradan geçen 18 yılda Yunanistan AİHM kararı konusunda kılını bile kıpırdatmadı. İskeçe Türk Birliği üzerindeki yasağı kaldırmadı.
Türkler üzerindeki sosyal baskı ve ayrımcılık yıllar içinde artarak devam etti. Türkler, kamu hizmetlerinde çalışamıyorlar, askeri personel olamıyorlar, hatta ortaokuldan sonra tahsil yapmaları bile engelleniyor.
Asimilasyon için yapılan baskılar, meyvelerini veriyor. Pek çok insan “başına iş almamak için” toplum içinde Türk olduğunu söylemiyor, devletin istediği şekilde “Müslüman Yunan’ım” diyor. Bizim genç garsonum tavrı da aynı sebepten olsa gerek….
Yoksa milliyeti belirleyen ilk ve en önemli faktör anadilidir. Üstelik Yunan millet teşekkülü, -bizdeki gibi kültür milliyetçiliği üzerine değil- daha ziyade etnik köken üzerine kurulmuştur. Bizim hem eski hem modern yaklaşımımızda, Türk olmak için Türküm demek, kendini öyle hissetmek yeterlidir. Yunan milleti ise belirli etnik kökenler dışında katılımı kabul etmez. Hele Türkler, bırakın milletin bir parçası olmayı, “düşman unsur” olarak tasnif edilir.
Üstüne, Türklük ve Yunanlık milli kimlikleri, kendi dinleri ile iç içe geçmiştir. Yunanistan özelinde Yunan Ortodoks demektir, Türk ise Müslüman.
Tabii ki gerçek anlamda “Müslüman Yunanlar” da var. Ama bunlar ihtida etmiş üç be�� kişiden ibaret. Ve bakın onlardan biri olan Dr. Stefanos Kefokeris ne diyor: “Müslüman olduktan sonra ayrımcılığa uğradım, çünkü Yunanistan’da insanlar Müslüman ile Türk’ü aynı şey olarak görüyor”.
Yani Türklere “siz Türk değilsiniz Müslüman Yunansınız” diyen Yunan devleti, aslında böyle bir şeyin mümkün olmadığını gayet iyi biliyor, bu insanları kültürel olarak yok etmek istediği için böyle bir kavram uyduruyor.
***
Ertesi akşam üstü, soluğu Yanni’nin Türk mahallesi dediği yerde alıyorum. Niyetim birkaç kişiyle sohbet etmek. Tam mahallenin ortasındaki küçük meydana doğru yaklaşırken bir gürültü kopuyor. Türkçe konuşan çocuk ve yetişkin sesleri, Türkçe küfürler havada uçuşuyor.
Durup uzaktan izliyorum…
Aslında bu, 9-10 yaşında erkek çocuklarının bir kavgası. Yetişkin bir adam elinde bira şişesi ile meydana çıkmış, Türkçe küfürler ederek mahalleye dışarıdan geldiği anlaşılan iki çocuğu kovuyor.
Çocuklar, hızlı adımlarla kaçıyorlar. Onlarla beraber sokağın öbür başındaki parka kadar yürüyorum. Kavganın asıl kahramanı dokuz yaşlarında toraman bir oğlan…. Suratı kıpkırmızı nefes nefese kalmış.. Ben sorunca kavgayı anlatıyor. Türkçe konuşuyoruz.
“Vallahi kalabalıktan ben de korktum” diyorum.
“Ne korkacam be yav, bunların hepsi bizim Türkler” diye cevap veriyor.
Çocuk, kendisinin de parçası olduğu Türklerin arkasız ve güçsüz bir topluluk olduğunu biliyor.
Nitekim, mahallenin hali de bunu doğruluyor. Atina’nın Türk mahallesi, bizde yoksul Romanların yaşadığı Dolapdere veya Selamsız’a benziyor.
Yunanistan’daki Türkler, sosyo-ekonomik olarak da alt kesim olmaya, orada kalmaya zorlanıyor. Sistematik ayrımcılığın hedefi, Türkleri yoksul ve eğitimsiz halde tutmak.
Diğer çocuğa “kaçıncı sınıfa gidiyorsun” diye soruyorum.
Mahcup bir şekilde “aslında likeoya (liseye) gidecektim” diye cevap veriyor.
Ve başka soru sormama izin vermeden bisikletinin pedalına basıp kaçıyor.
Belli ki okulu bırakmaktan utanıyor.
Hiç de aptal birine benzemeyen bu zavallı çocukcağız, Yunan eğitim sisteminin Türklere yaptığı ayrımcılıktan nasibini alan biri.
Türk çocukları ağızları ile kuş tutsalar liseden sonrasını okuyamıyor. Bazıları eğitimi ilk okuldan orta okuldan terk ediyor. Garsonluk, şoförlük, beden işçiliği hedeflenebilecek en yüksek kariyer oluyor.
Türkiye’de akrabası olanlar çocuklarını buraya eğitim almaya gönderiyor. Diğerleri ise kaderine razı oluyor. Lokantadaki garson delikanlı gibi.
Saat 10’a yaklaşırken dönüp tekrar Türk mahallesinden geçiyorum. Birkaç yaşlı kadın kapı önünde Türkçe sohbet ediyor. Dört amca parka masa kurmuş birbirlerine Türkçe laf atarak okeye devam ediyor. Meydana bakan apartmanın balkonlarından birinde TV açık, bir Türk dizisinin sesi duyuluyor. …
---
Gaffar Yakınca - Haber 7, 27 Eylül 2026
Daha önce de dediğim gibi.”Bu dünya aç olanları doyuramadığımız için bu durumda değil, tok olanları doyuramıyoruz, sorun orada!” Siyasisi,sporcusu,sanatçısı fark etmiyor, hepsi aynı .ok!
‼️TÜRKLER YUNAN VATANDAŞLIĞI KUYRUĞUNDA
Yunanistan'dan en çok ALTIN VİZE alanlar arasında Türkiye vatandaşları ikinci sırada geliyor.
Yunanistan Altın Vizesi, vatandaşlığa kadar uzanabilen özel bir oturum izni programı. Alabilmek için Yunanistan'da en az 800 bin dolar (39 milyon lira) gayrimenkul yatırımı yapmak gerekiyor.
Yunanistan Göç ve İltica Bakanlığının Temmuz 2026 verilerine göre Yunan vatandaşlığına ilgi duyan ilk beş ülke şöyle:
🇨🇳 Çin: 9.500
🇹🇷 Türkiye: 4.975
🇱🇧 Lübnan: 970
🇬🇧 İngiltere: 768
🇮🇷İran: 704
Bu rakamlar, altın vize alan kişilerin sayısını gösteriyor. Değerlendirme bekleyen başvuruların ise bunların en az 3 katı olduğu tahmin ediliyor. Bu hesapla, 15 bin Türk vatandaşının daha sıra beklediği anlaşılıyor.
TÜRK ÖĞRETMENLER BİRLİĞİ KURULMALIDIR
Eğitim sistemimizin temel taşı, geleceğimizi inşa eden öğretmenlerimiz yıllardır ekonomik, mesleki ve sosyal sorunlarla baş başa bırakılmıştır. Her geçen yıl saygınlığı azalan, karar mekanizmalarının dışında tutulan, yalnızlaştırılan öğretmenlerimiz için artık söz değil, somut adımlar atılmalıdır.
Sendikal çalışmaların ötesinde, bir çatı olarak MESLEK örgütü olacak; öğretmenlik mesleğini önceleyecek bir birlik şarttır. Çünkü sendikal mücadele alanı hizmet kolu sınıfında yapıldığı için bir meslek üzerinden değil; hizmet sınıfında olan herkes için yürütülmektedir. Sendikaların da destek vereceği, siyasilerden ve sendikalardan bağımsız bir MESLEK örgütü şarttır!
Ülkemizde bir çok meslek grubu için böyle birlikler vardır.Örnek verecek olursak;
- Türkiye Barolar Birliği (TBB): Avukatlar
- Noterler Birliği: Noterler
- Türk Tabipleri Birliği (TTB): Hekimler
- Türk Eczacıları Birliği (TEB): Eczacılar
- Türk Diş Hekimleri Birliği (TDB): Diş hekimleri
- Türk Veteriner Hekimleri Birliği: Veterinerler için MESLEK çatı örgütü olarak çalışmaktadır.
Bu nedenle geleceği inşa eden, gelecek nesilleri yetiştiren öğretmenlerimizin çatı birliğinin olmaması bile büyük eksikliktir.
Bu çağrı sadece bir talepten ibaret değildir; bu çağrı, yıllardır görmezden gelinen meslek onurunun yeniden inşasıdır. Bu çağrı, tüm eğitim paydaşlarının ortak sesi olmak içindir. Bu çağrı, öğretmenlik mesleğini hak ettiği saygın konuma taşımak içindir!
Neden Türk Öğretmenler Birliği?
- Öğretmenler arasında birlik ve dayanışmayı artırmak,
- Mesleki itibarı korumak ve yükseltmek,
- Eğitim politikalarında etkin söz sahibi olmak,
- Öğretmenin haklarını yalnızca sendikal zeminde değil, kültürel, sosyal ve etik açıdan da koruyacak bir yapı oluşturmak için…
Öğretmenler yalnız değildir! Artık bu ülkenin öğretmenlerinin ortak bir sesi, ortak bir vizyonu, ortak bir çatıya ihtiyacı vardır.
Nasıl Kurulmalı?
- Her görüşten, her sendikadan öğretmenin katılım göstereceği,
- Meslek etiği ve evrensel değerler ışığında hareket edecek,
- Siyasi değil mesleki duruşu önceleyen,
- Öğretmenlik mesleğinin onurunu ve toplumsal itibarını önceleyen,
- Katılımcı, şeffaf ve demokratik bir yapıda hayata geçirilmelidir.
Anadolu Eğitim Sendikası olarak bu birliğin kurulması için çağrımızı buradan yineliyoruz:
Öğretmenlik mesleğinin onuru için, mesleki dayanışma için, daha güçlü bir gelecek için Türk Öğretmenler Birliği kurulmalıdır!
Bu çağrıya kulak veren tüm eğitim emekçilerini, sendikaları, sivil toplum kuruluşlarını birlikte hareket etmeye davet ediyoruz. Çünkü inanıyoruz ki;
- Birlik olursak güçlüyüz!
- Birlik olursak sesimiz daha gür çıkar!
- Birlik olursak değişim başlar!
Mehmet Alper ÖĞRETİCİ
Anadolu Eğitim Sendikası Genel Başkanı
Ferhat Arıcan'dan Altın Madalya 🥇🇹🇷
Fransa'nın başkenti Paris'te düzenlenen FIG World Challenge Cup'ta, milli cimnastikçimiz Ferhat Arıcan, paralel bar aleti finalinde 14.633 puanlık derecesiyle altın madalya kazandı. 🇹🇷
Tebrikler 👏
@turkcimfed
🇹🇷 Yağız Kaan Erdoğmuş yine tarih yazdı
♟️ Milli sporcumuz Yağız Kaan Erdoğmuş, Semerkant'ta düzenlenen 46. Satranç Olimpiyatı'nın son turunda dünya 3 numarası Fabiano Caruana ile berabere kalarak Olimpiyatı 8/10 puanla yenilgisiz tamamladı.
🥇 ELO'sunu 2731'e yükselten büyükustamız, tarihin en yüksek ELO puanına sahip 15 yaşındaki oyuncusu oldu.
👏 Tebrikler Yağız Kaan!
Ülkeindeymişiz gibi otel yönetimi neredeyse bizi suçlayıp beni jandarma çağırmazlar tehdit etti ve adamlardan özür için ikramlar vs binbir yalakalıkta yapıldı. Bir daha gidermiyim asla, işte bunlar yüzünden yunanlılara para kazandıranlara da kızamıyorum.
Bu yaz ingiliz turistlerle ünlü bir tatil beldemizde tatil yapma fırsatını nail olduk. Haliyle kaldığımız otelde yoğunluk onlardaydı. Bütün gece içip içip odamızın önünde garip sesler çıkartıp çocuklarımın uykularını böldükleri için dayanamayıp tepki verince sanki adamların
İngiliz turist, önce dükkanın kedisini tekmeliyor, sonra "parası neyse" veririm diye kabadayılık yapıyor.
Esnaf olay büyümesin diye çabalarken, "medeni" İngilizler kadınlı - erkekli esnafın üstüne saldırıyor.
Olayın yaşandığı yer Yunanistan'ın Mukene (Mikonos) adası.
Adanın tek gelir kaynağı turizm. Ancak sarhoş İngilizler, suça eğilimli İsrailliler ve küstah Amerikalılar yüzünden yaz aylarında halkın hayatı çekilmez hale geliyor.
Ada halkı "paraları var diye her şeyi yapabileceklerini sanıyorlar" diyerek tepki gösteriyor. Ancak başka geçim kapıları olmadığı için çaresizler.
İki sene önce Sakız adasında bir işletmeci, "Türk turist gibisi yok, belki çok para harcamıyorlar ama çok düzgünler hiç sorun çıkarmıyorlar" demişti.
Her zaman söylüyorum: Turizm, güzel para kazandıran bir sektör. Ancak dikkatli ele alınmazsa kirletme potansiyeli olan bir iş.