@turktelekomceo Merhaba.Ben İzmir'in Gaziemir ilçesinin Dokuz Eylül mahallesinde oturuyorum ve internet altyapısı hâlâ ADSL (8MB)olarak hizmet vermektedir.Bulundugum Gaziemir ilçesinde birçok mahallede fiber altyapı olmasına rağmen,9 Eylül mahallesinde olmaması eksiklik.
Who’s number one in KILLING children?
ISRAEL
Who’s number one in KILLING journalists?
ISRAEL
Who’s number one in destroying hospitals?
ISRAEL
Who’s number one in attacking schools?
ISRAEL
İflasın eşiğine gelmiş bir ülkenin kamu görevlisi
2 milyon TL maaş alıyorsa ve bu durumdan vicdanı hiç rahatsız olmuyorsa o ülkenin başka düşmana ihtiyacı yoktur.
Merhaba, size 25 yaşındaki kuzenim Murat Can Pekeroğlu'nun adalet bekleyen dosyasını duyurmak ve mümkünse paylaşmanızı rica etmek için yazıyorum. Murat Can, üniversite mezunuydu ve iş bulamadığı için Trendyol'da motokurye olarak çalışıyordu. Çalıştığı sırada kendi şeridinde ilerlerken, karşı şeritten gelen bir aracın ani dönüş yapması sonucu ağır şekilde yaralandı ve hastaneden yaklaşık 1 saat yaşam mücadelesi verdikten sonra hayatını kaybetti. Murat Can'a çarpan sürücü devlet hastanesi'nin acil bölümünde çalışan bir doktordu. Görgü tanığı olay sonrası bu şahsın Murat Can'a müdahale etmediğini söyledi. Ki elimizde 9 saniyelik çekilmiş bir video var ve o videoda da müdahale etmediği açıkça görülüyor. İlk çıkan bilirkişi raporunda bu şahıs %100 kusurlu bulunurken keşiften sonra çıkan raporda bu kişi için asli kusurlu dediler. 9/9 kusurun 8'ini faile, 1'ini Murat Can'a verdiler. 1 oranındaki kusur da Murat Can'ın hız ihlali yapmış olması diyorlar. Ancak Murat Can'ın hız ihlali yapması mümkün değil. Çünkü gelmiş olduğu şeritte kasis var ve hava yağmurlu. Kasisten çok kısa bir mesafe sonrası kaza gerçekleşiyor zaten. Ayrıca her iki taraf için de hız tespiti yapılmadı. Afaki bir cümleyle hız ihlali denmektedir. Başka bir tanık ifadesinde Murat Can'a çarpan sürücünün hızlı olduğunu, Murat Can'ın hızlı olmadığını söylüyor. Kamera görüntüleri mevcut. Ancak tüm bunlara rağmen sürücü sadece 12 saat gözaltında kaldı. 9 aydır hiçbir tutuklama olmadı. Ve hala devlet hastanesi'nde çalışmaya devam ediyor. İlk mahkemede Murat Can'ın kaskının olmadığını iddia etmişlerdi. Ancak kaskın olduğu keşif sonrası çıkan bilirkişi raporunda netleşti. Davanın bir sonraki duruşması 22 Eylül'de görülecek. Tanıklar dinlenecek. Ancak bizim en önemli tanığımız mahkemeye katılmayacağını söyleyerek bizi bıraktı. Çalışmış olduğu işyerinden ve Denizli'den apar topar ayrıldı. Şu an yeni tanıklara ihtiyacımız var. Özellikle 9 saniyelik videoda Murat Can'a müdahale eden olay anında orada olan kişiyi bulmamız gerekiyor. Ancak 9 aydır o kişiye ulaşamıyoruz. O yüzden sesimizin duyulmasına ihtiyacımız var. Lütfen dosyamızı inceleyip paylaşabilir misiniz?
Así se ve el Hiroshima del siglo XXI, el ejército genocida de "Israel" ha convertido la Franja de Gaza en un páramo apocalíptico distópico, donde más del 90% de los edificios fueron dañados y el 95% de la población desplazada.
Esto es un crimen generacional contra la humanidad.
ATK delil kararttı, Savcılık etkin soruşturma yürütmedi, Bakanlık sustu, Vali 'Rojin intihar etti' dedi, Van YYÜ Rektörü Rojin'in kardeşine cinayetin peşini bırakması karşılığında 'üniversitede pozisyon' teklif etti.
Neyi gizliyorsunuz? Rojin'e ne oldu? #BakanlıkAçıkla
Stop calling it a war.
There’s no Palestinian army, navy, or air force ,just civilians being butchered.
Israel is wiping out a people and stealing their land.
This is ethnic cleansing, nothing less.
(John Mearsheimer)
@TurrkiyeKusu Hükümet,tasarruf derken sadece millet tarafından bakıyor.Birde dönüp bakan, milletvekili vs.devletin her kademesinde görev yapanların israfın her türlüsünün önüne geçmek zorunda.Sonucta devletin parası demek,halkın parası demek.
"¿Que clase de gente son los soldados israelíes que permiten que un niño de 14 años se desangre delante de ellos durante 40 o 45 minutos de agonía? ¿Que clase de personas son sus mandos militares que fomentan que se desangren niños?".
Chris Sidoti, de la Comisión de Investigación de la ONU, denuncia el sadismo de los soldados sionistas, que dejaron que un niño palestino de 14 años se desangrara hasta la muerte mientras lo observaban.
“Rezaletin bununla sınırlı olmadığını yargı sayesinde öğrendik.”
👉🏻 Fatih Altaylı, İdris Naim Şahin’in adının geçtiği skandalları yazdı:
• İdris Naim Şahin… Bir zamanların İçişleri Bakanı. 2 yıl boyunca bu önemli ve etkili koltukta oturdu. Öncesinde pek çok ilçede Kaymakamlık yaptı. İBB’de genel sekreter yardımcılığında bulundu.
• Sonra AK Parti’den vekil oldu, en sonunda bakan yapıldı.
• Kendisini bakanlığı döneminde de çok eleştirdik. Sadece biz gazeteciler değil, partisinden de eleştirenler, daha doğrusu bakan olmasına gülenler oldu.
• Bazı AK Partililer “İdris Naim Şahin bakan olmayı çok istiyordu oldu. Burhan Kuzu da çok istiyor belki onu da kısa süreliğine bakan yaparlar” diye gırgır yapıyordu bakan olunca.
• Sonrasında pek çok skandalla anıldı Şahin.
• THY uçağını havalimanında vali ile sohbet etmek için bekletmesi, Van depremindeki yetersizliği, bir memurundan azar işitiyormuş izlenimi veren görüntüler, Gülen Cemaati bağlantıları gibi konularla hep gündeme geldi.
• Sonunda görevden alındı.
• Ve 17-25 Aralık diye bilinen sürecin hemen ardından “Kürt açılımını” bahane ederek AK Parti’den istifa etti.
• Sonrasında parti parti dolaştı. Millet ve Adalet Partisi, İYİ Parti, Saadet Partisi demeden hepsine girdi çıktı.
• Ordu’da İYİ Parti’den aday olamayınca, son anda Saadet Partisi'nden belediye başkan adayı oldu.
• Ve birkaç gün önce, adına tahsisli yani “Bakan kullanımında olması gereken” bir aracı, yargıdan kaçmaya çalışan bir “Suç örgütü-Cemaat lideri”ne kiraladığı ortaya çıktı.
• Ancak rezaletin bununla sınırlı olmadığını da yine yargı sayesinde öğrenmiş bulunuyoruz.
• Bu bakan eskisinin adına tahsisli üç aracın daha suç örgütleri tarafından kullanıldığını, İdris Naim Şahin’in “Bu araçları ben kullanacağım” diyerek TBMM Başkanlığı'ndan onay ve tahsis aldığı başka araçlar da olduğu ve bunların da suçla bağlantılı kişilere kullandırıldığı ortaya çıktı.
• Burada mesele İdris Naim Şahin olmaktan çıkıyor. Bir sütü bozuk her yerden çıkabilir, adam zannettiğiniz birileri, suç örgütleri ile bağlantılı olabilir. Yakalanıp hesabı sorulduğu sürece bunlar olabilir şeylerdir.
• Ancak asıl büyük sorun sistemsel bir yanlışa işaret eden uygulama, bir eski bakana bildiğimiz kadarı ile en az 3 otomobilin tahsis edilmiş olmasıdır.
• Bildiğimiz üç diyorum, kimbilir belki de 20 otomobil tahsis edilmiş bile olabilir.
• Bu nasıl bir uygulamadır? Bir eski Bakan’a bir, bilemedin İçişleri Bakanlığı gibi kritik bir bakanlık yapmış olana bir de koruma ekibi için iki otomobil tahsis edersin.
• Bunları da kimin kullandığına bakar ve eğer kötüye kullanım var ise hemen tahsisi iptal edersin.
• Üç, beş otomobil ne demek yahu? Buna bir kısıtlama getirmek, TBMM’nin saygınlığı açısından farzdır.
• İdris Naim Şahin’in rezilliği, bu yanlışın sadece görünün tarafıdır.
Gazze’de Vicdanın Son Kırmızı Çizgisi de Vuruldu: Ambulans Bile Hedefte
Gazze savaşında İsrail’in yürüttüğü saldırıların siviller üzerindeki ağır sonuçlarına dünya defalarca tanıklık etti. Çocukların hayatını kaybettiği saldırılardan camilere, kiliselere ve hastanelere yönelik bombardımanlara kadar savaşın insani bedelini ortaya koyan sayısız görüntü hafızalara kazındı. Şimdi ise Gazze savaşı sırasında kaydedildiği ve yeni ortaya çıktığı belirtilen bir görüntü, bu karanlık tablonun bir başka yüzünü gösteriyor: Yaralıları hastaneye taşımaya çalışan bir ambulansın hedef haline geldiği anlar.
Bir ambulansın içinde silah değil, hayata tutunmaya çalışan yaralılar; savaşmak için değil, insan yaşatmak için görev yapan sağlık çalışanları vardı. Uluslararası insancıl hukuk, ambulansları, sağlık personelini ve tıbbi tesisleri özel koruma altında tutarken, Gazze’de yaşananlar savaşın ortasında dahi korunması gereken insani alanların ne kadar ağır biçimde aşındığını gösteriyor. Yaralıyı hastaneye yetiştirmeye çalışan bir ambulans bile güven içinde hareket edemiyorsa, sözün anlamı kalmıyor.
Bu görüntünün kaydedildiği tarih yeni değil ama bugün çıkan görüntüler uluslararası toplumun önüne aynı vicdani ve siyasi soruyu koyuyor: Savaşın bile hukukla çizilmiş kırmızı çizgileri ortadan kalkarsa geriye ne kalır?
Bir ambulans hedef haline geldiğinde vurulan yalnızca bir araç değildir; yaralının yaşama umudu, sağlık çalışanının dokunulmazlığı ve insanlığın en zor zamanlarda bile koruması gereken ortak vicdanıdır.
İlahiyat yazarı Abdullah Yuyucu’dan ders niteliğinde sözler:
“Metroda başörtülü 4 kadın gördüm, ağızlarında küfürler uçuşuyordu.
Onlara göre daha seküler giyimli bir hanım kardeşimiz, bu yaptıklarının ayıp olduğunu ve yanında çocuğunun olduğunu söyledi.
Kadına, ‘Bize ahlak öğreteceğine başını kapat’ diye cevap verdiler. Yani akılları sıra ‘Başörtün varsa ahlaka ihtiyacın yok’ diyorlar.
Yani dükkanında ‘Rızkı veren Allah’tır’ yazıyorsa faiz yiyebilir veya fahiş fiyattan satabilirsin; namaz kılıyorsan adam kayırabilirsin, kul hakkı yiyebilirsin.”
Arkadaşlar bir tag oluşturalım.
Herkese #SelinUçak hastagi ile paylaşım yapsın. 4 gün olmuş. Olay yeni olduğu için sıcağı sıcağına Türkiye gündemine sokup, en azından duymayan kalmasın. Herkes bu isimle paylaşım yapsın. Ailesi perişan, anne ve baba üzgün. Şu kandil günü inşallah bulunur. Duyuralım ve hastag ile paylaşım yapalım.
Babasını ziyaret etmek için Mersin'den Adana'ya gelen 15 yaşındaki Selin Uçak, kaybolmuştur. Kız çocuğunu görenler polise veya jandarmaya bildirsin. RT yapalım, siz de kendi hesabınızda paylaşın ve daha fazla duyulsun.
@m_cemilkilic Bu tarz yaşam,örnek aldıkları peygamberimizle,Kur-an'la hiç alakası yok.Eee o zaman bunlar neyi yaşıyor? Görünen köy klavuz istemez.Allah akıl vermiş,kullan diye!
Hukuk devletinde bu olamaz.
"Mevcut ve eski Milletvekili araçlarının plakalarına radar veya kırmızı ışık cezası yazılamaz."
Normal vatandaşlar ise radar ve kırmızı ışık ihlalinde yüksek para cezalarıyla karşı karşıya kalıyor.
Bu adaletsizliği düzeltin.
@TC_icisleri@mustafaciftcitr@Akparti@MHP_Bilgi
⚠️ “Melih Bey siz utanmıyor musunuz?”
Fatih Altaylı, Melih Gökçek’i sert sözlerle eleştiri yağmuruna tuttu:
• Ah Melih Gökçek ahhhh.
• 80 yaşına merdiven dayadınız, bir yılı aşkın bir süredir hapishanede tutulan birinin eşine dil uzatırken bir nebze olsun utanmadınız mı!
• Bir katre olsun vicdanınız sızlamadı mı!
• Ya siz Nevin Gökçek, en azından siz kocanıza “Terbiyesizlik yapma, çok ayıp. Yakışıyor mu bu yaptığın?” demediniz mi!
• Ya da belki de siz kendisine haddini bildirdiğiniz için paylaşımını sildi. Eğer öyle ise ağzınıza sağlık.
• Ankara’nın eski belediye başkanının yaptığı “terbiyesizce hareketten” herhalde haberiniz var.
• İBB’nin tutuklu başkanı Ekrem İmamoğlu’nun eşi Dilek İmamoğlu’nun denize girerken bir fotoğrafını yayınlayıp, “Bilin bakalım, Bodrum’da keyif yapan bu hanımefendi kim?” diye sordu.
• O kadar çok tepki aldı, o kadar çok küfür, hakaret yedi ki paylaşımını silmek zorunda kaldı.
• Ben de bu beye, bir tutuklunun bu konulardaki fikrini ve hissiyatını anlatayım.
• Anlamaz ama denemekte beis yok.
• Tutuklu olduğum süreçte yazdığım günlük mektupları dinleyenler belki hatırlayacaktır, benim aile görüş günüm cuma günleriydi ve benim için cezaevindeki en zor gün o gündü.
• Cuma günü eşim, eğer okulda değil de Türkiye’de ise kızım, annem, yine Türkiye’de ise kardeşim ve üç yakın arkadaşım haftada bir gün, cuma günleri sabah 9’da ziyaretime gelebiliyorlardı.
• Benim en çok üzüldüğüm gündü. Elbette hayatta en sevdiğim insanları bir saat bile olsa görmek çok güzeldi ama onlara verdiğim rahatsızlıktan ötürü vicdan azabı duyuyordum.
• Bütün bir haftalık programlarını bana göre ayarlamak, cuma gününün o bir saati için, seyahatlerinden tatillerinden, başka işlerinden feragat etmeleri gerekiyordu.
• Onlara yük olduğum için çok üzülüyordum.
• Hele eşimin yaz boyunca uzunca bir tatile gidemeden, kendini her cuma bana gelmek zorunda hissetmesi beni çok ama çok üzüyordu.
• Hepsine yalvardım, “Lütfen gelmeyin. Gidin tatilinizi yapın, keyfinize bakın. Ben içerideyim diye siz de kendinizi mahkum hissetmeyin” diye.
• Kısaca şunu söyleyeyim.
• Dışarıdaki sevdikleriniz ne kadar keyifli ve mutlu ise, siz içeride o kadar mutlu ve keyifli oluyorsunuz.
• Onlar geziyorsa, siz kendiniz gezmiş gibi seviniyorsunuz, onlar tatile giderse siz tatile gitmiş kadar neşeli oluyorsunuz.
• Melih Gökçek pek anlamaz ama insani durum aynen böyle tezahür ediyor.
Sevdiğiniz insanların dışarıdaki ruh hali, sizin içerideki ruh haliniz oluyor.
• Bu yüzden de bana sorarsanız eşinin denize girmesi Ekrem İmamoğlu’nu mutlu etmiştir.
• Bir gün Türkiye’ye gerçek adalet gelip içeri atıldığı gün, Melih Gökçek de ne demek istediğimi anlayacaktır.
• O gün, onun için de benzer bir şey söylenirse eğer, onun eşini savunan da yine biz oluruz, kimse merak etmesin!
I receive dozens of threats daily from Zionists, including death threats, all because I report on the suffering of my people in Gaza.
I will not back down from speaking the truth until my last breath. Support me with a word and follow my account.