“Ben kaybolmanın
erdemlerine inanan birisiyim.
Göz önünden çekilmenin, sessizliğe bürünmenin, dünyayı biraz da bir kovuğa yerleşip oradan seyreylemenin insanı geliştirdiğine inanıyorum..”
•kemal sayar
"günaydın yalancı bahara aldanıp çiçek açan badem ağaçları; Rahmân'ın, hayallerini dualarına emanet eden kulları. günaydın göğe bakarken direğe çarpanlar, hastanede yalnız yaşlı görünce gözü yaşla dolanlar, her zerresi umut olanlar. bir avuç ömür, bir yığın zaafsın insan.."
Günaydın yağmurlu sabahlar, günaydın uyanmamak için inatla gözünü sımsıkı kapalı tutanlar, hiç iyi uyuyamayanlar. Günaydın İbrahim Sadri'nin özlemeyi pazara yükleyen şiiri. Günaydın yaşlılık değil kırgınlık sızıları. Günaydın yolumuzu istikametten hiç ayırmayan Rabbimin kulları.
Şanlıurfa ve hemen ardından Kahramanmaraş’ta gerçekleştirilen saldırıların peş peşe gelmesi asla tesadüf değil. Ne yazık ki bu saldırıların ardından yeni saldırıların yaşanması son derece olası. Çünkü başta RTÜK, medya ve sosyal medya kullanıcıları yeni saldırılara adeta davetiye çıkartıyor.
Dünyanın birçok ülkesinde bu tür haberler servis edilirken ciddi bir editoryal süzgeçten geçer. Örneğin; İngiltere’de basın kuruluşlarının etik ilkelere uyup uymadığını denetleyen bağımsız bir kuruluş olan IPSO, bu tip saldırılarda failin görüntüsünü, hangi yöntemleri kullandığını, insanlara nasıl zarar verdiğini, görsellerle ve abartılı bir dille anlatılmaması, medyada yer almaması gerektiğini söyler. Çünkü bu bir örneklik teşkil eder.
Çok yüksek ihtimalle bugün Kahramanmaraş’ta saldırıyı gerçekleştiren o öğrenci Şanlıurfa’da neredeyse canlı yayınlanan katliam görüntülerini izledi, saldırı sonrasında mağdurların, mağdur ailelerinin görüntülerini gördü ve ardından o saldırganı örnek alarak, böyle bir eylemin yapılabilir olduğunu, birilerinin buna zaten cesaret edebildiğini düşünerek harekete geçti.
Şanlıurfa’daki saldırının üzerinden daha bir saat geçmemişken tüm Türkiye, okuldaki güvenlik kameralarından elinde pompalı tüfekle okul koridorlarında koşan saldırganın görüntülerini izledi. Bu okulun hiç mi mahremi yok? Oradaki idareciler, güvenlik mensupları nasıl olur da böyle bir görüntüyü neredeyse canlı canlı yayınlayabilirler? Bir tane aklı başında insan çıkıp biz ne yapıyoruz demedi mi? Çıldırdınız mı siz?
Saygıdeğer RTÜK yetkilileri ve sosyal medya kullanıcıları: Lütfen bu tip olaylar sonrasında ölen, yaralanan, panik içinde sağa sola koşturan çocukların, ailelerin görüntülerini yayınlamayın, bunun önüne geçin. Yeni saldırıların yaşanmasına zemin hazırlamayın.
Çünkü böyle görüntüler yalnız şiddeti göstermiş olmaz; aynı zamanda saldırıyı bir kamusal sahneye dönüştürür. Fail adayının zihninde “görülme”, “iz bırakma”, “adını duyurma” ya da kendini önceki saldırganlarla aynı hatta yerleştirme fantezisini besleyebilir. American Psychological Association’ın aktardığı araştırmalar da medyanın, özellikle bazı saldırgan tiplerinde, bu tür bir “media contagion” (medyanın bulaştırıcılığı) etkisinde rol oynayabildiğini söylüyor.
Bugün saldırıdan dakikalar sonra ismini zikretmek istemediğim, gençlerden oluşan 100 bin kişilik bir Telegram grubunda birçok genç bu katliamı yapan kişiyi an itibariyle övüyor, tebrik ediyor. İçlerinden bazıları da “keşke ben de yapsam, benim de bir kalaşnikofum olsa” şeklinde mesajlar atıyor. Bahsettiğim şey işte tam olarak bu: Suçu, suçluyu yanlış bir biçimde görünür kılmak, potansiyel suçlulara motivasyon ve cesaret kazandırmak.
Saygıdeğer basın mensupları ve sosyal medya kullanıcıları bu tip görüntüleri yayınlamanın saldırıdan kurtulmuş çocukların ikinci kez zarar görmesine neden olabileceğini lütfen unutmayın. Böyle görüntüler çocukları ve ailelerini kamusal teşhire maruz bırakır. Ölmüş, yaralanmış ya da panik içindeki bir çocuğun görüntüsü, onun en korunmasız anının milyonlarca kişinin bakışına açılması demektir. UNICEF’in çocuk haberciliği ilkeleri tam da bu yüzden “önce zarar verme” ilkesini vurgular; çocuğu utanca, damgalanmaya, yeniden acı yaşamaya ya da yeni bir riske sokabilecek görüntü ve hikâyelerin yayınlanmaması gerektiğini söyler.
İkincisi, bu tür yayınlar travmayı yeniden aktive edebilir. Saldırıdan sağ kurtulan çocuk için, ağlarken ya da kaçarken çekilmiş görüntüsünün tekrar tekrar dolaşıma girmesi, olayın yalnız yaşanmış bir felaket olarak kalmamasına; sürekli geri çağrılan bir deneyime dönüşmesine yol açabilir. Bu nedenle lütfen çocukların acısını ve yasını yeniden tetikleyecek sorulardan, tavırlardan, paylaşımlardan ve temsillerden kaçınalım.
"İyi geceler toprağı eşeleyince dört yapraklı yonca bulmayı umud edenler, geceye seslenip sabaha sesine karşılık bulmayı bekleyenler. Mart ayazı yüzünde al al belirenler. İyi geceler seher vakti duası. Geceyi resmi olarak başlatıp gayriresmi günü başlatanlar."
✍🏻 @muhayyilebiri
rabbim, müjdelerinle gönlümüzü ferahlat, ömrümüze güzellik ve hayır kondur. bize umulmadık sevinçler yaşat. yönümüzü sana, şifamızı merhametine emanet ettik. ruhumuzdaki sızıları dindir, bizi sevginle kuşat ve kapından ayırma. şifamız da, sığınağımız da yalnız sensin.
rabbim, çıkmaz sandığımız yolları rahmetinle aç, ağır gelen imtihanları kalbimize hafif kıl. bizi umut ettiklerimize ulaştır, içimizi ürküten şeylerden emin eyle. hayrın, esenliğin ve kolaylığın kapılarını üzerimize arala. gönlümüzü ferah, nasibimizi güzel eyle.
kalp hüzünlenir, gözler dolar, insan geceyi bekler belki rahmet de insanı. Allah'ım, endişesi umuda zarar veren bekleyişlerden sana sığınırız. hissedip açıklayamadıklarımızdan bizi aydınlığa çıkar..