🇹🇷 Cihat Yaycı :
⁉️ Bu nasıl rezalettir? Kim buna izin veriyor? Bugün Gökçeada’ya İmroz diyen yarın İstanbul’a Konstantinopolis, İzmir’e Smyrna der!!!
@iletisim@TC_Disisleri@TCKulturTurizm
Avrupa Birliği, Türkiye'ye 30 yıl sonra kapıyı kapatmıyor; sadece kapının yerini değiştiriyor.
Gümrük Birliği malların sınırdan vergisiz geçtiği bir dünya için kuruldu.
Brüksel ise artık sınırla değil, kamunun parasıyla ilgileniyor.
4 Mart 2026'da sunulan Sanayi Hızlandırma Yasası teklifi, elektrikli araçta kamu ihalesine girmeyi ve teşvikten yararlanmayı aracın AB içinde monte edilmesine ve batarya hariç parça değerinin en az %70'inin Birlik kaynaklı olmasına bağlıyor.
Gümrük birliği ortaklarından gelen parçalar AB menşeli sayılabiliyor, ama montaj sayılmıyor. Yani Bursa'da üretilen parça Avrupalı, aynı parçayla Bursa'da monte edilen araç yabancı.
Geçen hafta Paris ile Berlin arasında varılan uzlaşı tabloyu netleştirdi. Almanya emisyon kurallarının gevşemesini aldı, Fransa da "Avrupa'da üretilmiş" tanımının otomobilde 27 üyeyle sınırlanmasını. İstisna kapısı koşullu olarak İngiltere ve Norveç'e aralandı.
Türkiye listede yok.
AB ile en derin hukuki bağı kurmuş ülke, AB'den ayrılmış bir ülkenin gerisine düşebiliyor.
Bu, 30 yıllık entegrasyonun siyasi ağırlığa dönüşmediğinin en açık kanıtı.
Rakamlar meselenin büyüklüğünü gösteriyor.
Otomotiv 2025'te 41,5 milyar dolarla ihracatın şampiyonu oldu ve bunun %72,5'i AB'ye gitti.
Bugün Türkiye'den AB'ye giden otomobillerin yalnızca %1,3'ü elektrikli. Bu rahatlatıcı değil, tam tersine uyarıcı: yasa bugünün değil yarının pazarını hedefliyor ve Türkiye'nin payını koruyacağı dönüşüm tam da bu kuralların geçerli olacağı alanda yaşanacak.
Konuşulmayan bir gerçek daha var.
2025'te AB Türkiye'ye 811 bin 957 yeni araç gönderdi, Türkiye'den AB'ye giden araç sayısı 797 bin 721'de kaldı. Türkiye pazarında AB üretimi otomobillerin payı %49, Çin üretimi otomobillerinki %8. "Türkiye Çin'in arka kapısı olur" argümanı bu tablo karşısında zayıf.
Araç ticaretinde net ihracatçı olan Avrupa'dır ve Türkiye'nin kendi teşvik ve ihale düzenini aynı menşe mantığıyla kurması halinde en çok kimin kaybedeceği sorusu masaya konmalı.
Asıl kırılma şurada:
Türkiye 30 yıldır AB'nin tarifesini ve mevzuatını söz hakkı olmadan üstleniyor. Bu yük, serbest dolaşımın karşılığıydı.
Ama AB sanayi politikasını gümrükten sübvansiyona, kamu ihalesine ve karbon kurallarına taşıdıkça o karşılık eriyor.
Vergisiz giren bir aracın alıcısı teşvik alamıyorsa, serbest dolaşım kâğıt üzerinde kalır. Düşük karbonlu çelik şartları ve sınırda karbon düzenlemesiyle birlikte enerji karışımı da artık iklim değil, pazar erişimi meselesi.
Gümrük Birliği'nin güncellenmesi tartışması bu yüzden tarım ve hizmetlerden çıkıp sanayi politikasına taşınmak zorunda.
Belirleyici olan artık malın nereden geçtiği değil, kimin parasıyla alındığı.
Manş (Kanal) Adaları, 1977 tarihli Birleşik Krallık- Fransa kıta sahanlığı sınırlandırması konulu uluslararası tahkim yargılamasında Manş Denizi'ndeki sınırlandırma bakımından hiçbir etki görmemişti. Hakem heyetinin gerekçeleri;
''Fransa kıyılarına yakın Manş Adaları'nın, Manş Denizi'nin ortasından geçen bu orta hattın güzergâhını değiştirmesine izin verilmesi, sınırda hakkaniyetsizliğe yol açan köklü bir bozulmaya neden olur...''
''Fransa kıyılarına yakın bu Britanya adalarının varlığı, kıta sahanlığının sınırlandırılmasında kendilerine tam etki tanınması hâlinde, aksi takdirde Fransa Cumhuriyeti'ne ait olacak kıta sahanlığı alanının önemli ölçüde azalmasına açıkça yol açacaktır. Bu olgu, tek başına, Mahkemeye ilk bakışta (prima facie) hakkaniyetsizliğe yol açan ve bu hakkaniyetsizliği bir ölçüde giderecek bir sınırlandırma yöntemini gerekli kılan bir durum gibi görünmektedir.
Bu sonuç, teamülî uluslararası hukuk kuralları yerine ...eşit uzaklık ilkesine dayalı özel durumlar kuralları uygulanarak sınandığında da Mahkemeye göre, Manş Adaları'nın Fransa kıyılarına yakınlığı, ilk bakışta bir 'özel durum' oluşturarak Birleşik Krallık'ın önerdiği orta hat dışında bir sınırlandırmayı haklı kılmaktadır.''
''İlk olarak, kıta sahanlığı bakımından, kıyı uzunlukları yaklaşık olarak eşit olan ve Manş Denizi'ne kıyıdaş iki devlet arasındaki uygun dengenin korunması amacıyla Mahkeme, aralarında belirlenecek ana sınırın, üzerinde anlaşmaya varılan doğu kesiminin D Noktası ile batı kesiminin E Noktası'nı birleştiren bir orta hat olmasına karar vermiştir.
Mahkemenin daha önce Manş Denizi'ndeki sınırın güzergâhına ilişkin verdiği kararlar ışığında bu, tahkim alanı içinde kalan Manş Denizi'nin tamamı boyunca kıta sahanlığının ana sınırının, Manş Denizi'nin ortasından geçen bir orta hat olacağı anlamına gelmektedir.
Sınırın Manş Adaları bölgesindeki güzergâhı belirlenirken, yani D ve E noktaları arasında, Manş Adaları'nın kendileri dikkate alınmayacaktır''
Birleşik Krallık-Fransa Kıta Sahanlığı Tahkimi (1977)
Bu karar, kıta sahanlığı ve/veya münhasır ekonomik bölgelerinin sınırlandırılması konulu uluslararası çözüm arayışlarına konu edilmiş uluslararası tahkim ve UAD kararlarında başka bir devletin kıta sahanlığı içerisinde yer alan ada ve adacıkların sıfır etkiyle bulunduğu çok sayıdaki içtihatlardan biri olarak bulunuyor.
Dün İstanbul Gürpınar'da 500kg yasak avcılık ürünü #palamut'a el konulmuş.
Yapmayın balıkçı kardeşler, yapmayın. Kendi bacağınıza, hepimizin geleceğine sıkmayın.
Bu görüntüler normal değil. Kıyılar plastik kırıntılarıyla kaplanmış durumda. İthal çöp politikaları ve yetersiz denetim, denizlerimizi plastikle boğuyor. Türkiye çöplük değil.
Bu da Antalya’nın Meksika Sınırı: barikatlı geçiş engeli.
Antalya kıyılarında işgalin başka bir boyutu: yasak, giremezsin!
Büyükçaltıcak plajını kiralayan işletme, bitişikteki halk plajı sınırını bariyerle kapatarak geçişleri engellemeye çalışıyor.
⬇️
Yunanistan Başbakan’ı Mitçotakis Aydın iline bağlı adada “yerleştirilmiş birlikleri” denetlemiş!!!
Biz bir savaş mı kaybettik ki adalarımız işgal ediliyor?
Neden herkes sus pus?
Sınırlarımız zaten delik deşik!
Adalarımız işgal altında!
Yunan başbakanı Türk toprağında birlik denetliyor!
Burada yanlışları toplasak çok eder!
Doğru anladıysam Bodrum Belediyesi özetle şunu söylüyor: “Burada kaçak bir iskele vardı. Biz bu iskeleyi kaldırdık ve alan yeniden işgal edilmesin diye halk plajı yaptık. Üstelik sadece burası değil, başka halk plajlarımız da var.” Gerçi onların da pek büyük olmadığı görülüyor. :D
Öncelikle halk plajı, “alan boş kalırsa işgal edilir” düşüncesiyle oluşturulan bir uygulama değildir. İkincisi, Bodrum’da işler gerçekten “boş yer varsa işgal edilebilir” mantığıyla mı yürüyor? Üçüncüsü, üç aracın bile park edemeyeceği büyüklükteki bir alana plaj denemez. Vatandaşla dalga mı geçiyorsunuz?
Dördüncüsü ve en önemlisi, kendi paylaştığınız görsellerde sahilin üst kısmının işletmeler ve yapılarla dolu olduğu açıkça görülüyor. Kamusal alanları halkın kullanımına açmak yerine ücretli işletmelere dönüştürüyorsunuz. Bu, plajın ücretli olmasından bile daha kötü; çünkü aynı zamanda doğal kıyıyı da ortadan kaldırıyorsunuz.
📌Yunanistan Başbakanı Kiriakos Miçotakis, Aydın iline bağlı Eşek Adasına geldi ve buradaki birlikleri denetledi.
👉Evet Miçotakis'e göre gittiği yer Sisam'ın güneyindeki Agathonisi adası, lakin bu ada Lozan Antlaşmasına göre Aydın Vilayetine bağlı ve Türk toprağı.
‼️Sahip çıkmazsan, elinden alırlar.
👉Eşek Adasına daha önce 2019'da Yunan Savunma Bakanı ve Kara Kuvvetleri Komutanı gelip Türkiye'ye doğru bakarak kuzu çevirme yapmışlardı.
👉Ardından da 2020'de Cumhurbaşkanı Katerina Sakellaropoulou buraya gelerek askeri birlikleri denetlemişti.
⚠️Tüm bu olanlara AKP ve MHP'den hiç tepki gelmedi biliyor musunuz? Ne kadar yerli ve milliyiz...!!!
#Pazar #EgeAdaları #Lozan
6 tane sandalye olan yeri halk plajı demeye utanmıyor musunuz?
@BodrumBel
Hadi insafınız yok onu anladık da utanmanızda mı yok.
Sessiz kalsa daha az tepki çekerdi.
Agathonisi (Eşek Island) belongs to the group of islands that were ceded to Greece under the 1947 Treaty of Peace with Italy on the condition that they remain demilitarized.
"1. Italy hereby cedes to Greece in full sovereignty the Dodecanese Islands indicated hereafter, namely Stampalia (Astropalia), Rhodes (Rhodos), Calki (Kharki), Scarpanto, Casos (Casso), Piscopis (Tilos), Misiros (Nisyros), Calimnos (Kalymnos), Leros, Patmos, Lipsos (Lipso), Simi (Symi), Cos (Kos), and Castellorizo, as well as the adjacent islands.
2. These islands shall be and shall remain demilitarised"
Although the Treaty does not mention Agathonisi by name, the phrase "adjacent islands" brings the neighbouring islands within the scope of the provision. Accordingly, Agathonisi, as one of the adjacent islands belonging to the Dodecanese group referred to above, was transferred under this provision with its demilitarized status constituting a condition of the transfer of sovereignty. In other words, this is an essential element and forms part of the islands international legal status. Therefore, since the violation of this status directly affects Türkiye, and Greek governments use these violations as a basis for hostile actions against Türkiye, we are naturally entitled to object to such violations.
So the claims made by Greek bot accounts that "Türkiye is not a party to the Treaty, so you cannot criticize Greece's blatant aggression and acts of lawlessness!" are nothing more than empty words, just like all of their other arguments.
Although no heavy military equipment is visible in the video the Treaty makes no distinction for the purposes of demilitarization, between a single military outpost and an fully equipped entire brigade. In line with the other founding provisions of the Treaty of Lausanne, the Paris Peace Treaty prohibited the establishment of any military presence on these islands, which lie in close proximity to neighbouring Türkiye to preserve stability in the Aegean.
If Greece wishes to seek a relaxation allowing limited military installations on grounds such as combating smuggling, this can only be achieved through an agreement negotiated with its neighbour in the Aegean. However, in his remarks during the visit, Mitsotakis did not place combating smuggling at the forefront. Instead, he stated first that the island's inhabitants would be safe thanks to the armed forces and that the armed forces provide deterrence on the island. This clearly demonstrates that the primary motivation is to defy international law through the open violation of international treaties and to continue provocations in the Aegean.
Muğla genelinde araçlarından sigara izmariti ve çöp atan herkese aralıksız ceza yazılıyor. Araç kayıt kamerası olanlar ve telefonları ile kayıt edenler ihbar olarak bildirsin. Pis bedenlerinin ürettiği o pis artıklarını o pis arabalarından doğaya atmayacaklar!
"Çarlık Rusya Emperyalizmi suçlu değil!
İngiliz emperyalizmi suçlu değil! Fransız emperyalizmi suçlu değil, daha savaş başlamadan İngilizlerle Mısır'da görüşmeye başlayan, İngilizlerin kendilerini aldatacakları ortaya çıkmasına rağmen İstanbul'la işbirliği yapmayan, Medine'yi bile kuşatan Şerif Hüseyin ve hempaları suçlu değil,
Taşnaklar suçlu değil! Kapitülasyonlar suçlu değil!
Ama İttihatçılar suçlu öyle mi?
Geçiniz!"
#1DSnotları
1896 yılında çekilen bu muhteşem fotoğrafta Girit'in Hanya şehrinde bulunan İclâliye İnas Mektebi'nde okuyan kızlarımızın el işi maharetlerini görüyoruz.
Burada bir parantez açmak gerekiyor.
Eğer Kıbrıs'a 1974 yılında müdahale etmeseydik Kıbrıs, günümüzde bir tane bile Türk'ün yaşamadığı Girit adasına dönüşecekti.
Şimdi fotoğrafa bir kez daha bakın ve şu güzelim eserleri ürettiğimiz ve yüzlerce yıl yaşadığımız adamızın elimizden nasıl çıktığını hiçbir zaman unutmayın.
#kaybolantarihinpeşinde
The Greek government claims sovereignty over an airspace extending 4 nautical miles beyond the 6-nautical-mile territorial waters of the Aegean islands, a claim without parallel anywhere else in the world. By claiming itself sovereign over this area, Athens also claims authority over the airspace above a maritime area that is not covered by its territorial waters and regards the flights of foreign states in this area as violations of its sovereignty, which is complete nonsense.
Furthermore, Athens claims that the passage of Turkish military aircraft through the Athens FIR is subject to its authorization. However;
If we look at the the 1944 Chicago Convention, which established the legal framework for international aviation (and later the FIR system) the Convention; defines the term of 'sovereignty' in it's first article as:
"The contracting States recognize that every State has complete and exclusive sovereignty over the airspace above its territory."
In other words, the Convention states that every State has sovereignty over the airspace above its own territory.
Under Article 2, titled 'Territory' :
"For the purposes of this Convention the territory of a State shall be deemed to be the land areas and territorial waters adjacent thereto under the sovereignty, suzerainty, protection or mandate of such State."
In other words, territorial waters are also considered part of a State's territory, and consequently the airspace above them naturally falls under that State's sovereignty. Together with Article 1, this provision directly refutes Greece's claims of sovereignty over the airspace beyond its territorial waters and demonstrates that such claims have no basis in international law or its practice.
Article 3 further distinguishes between civil and military aircraft and states:
"(a) This Convention shall be applicable only to civil aircraft, and shall not be applicable to state aircraft.
(b) Aircraft used in military, customs and police services shall be deemed to be state aircraft.
(c) No state aircraft of a contracting State shall fly over the territory of another State or land thereon without authorization by special agreement or otherwise, and in accordance with the terms thereof"
In other words, the Convention states that it does not apply to military aircraft. Contrary to Greece's claims, it provides only that military aircraft may not fly over another State's territory, including its territorial waters, without authorization. It does not impose such a restriction with regard to the FIR area of responsibility. The FIR is an area of responsibility in which ICAO member states are obliged to ensure the safety and security of civil aviation. However, Greece seeks to distort this Convention and its implementation in order to support its unlawful maximalist claims.
Let us not forget that in January, when Greece was tragically unable even to operate its own FIR due to the collapse of its airspace system, all aircraft safely continued their flights within Türkiye's FIR.
When senators in Washington, D.C., cooperating with @HellenicLeaders, Greek parliamentarians in Brussels, some politicians from the suburbs of Athens, or Greek bot accounts on social media say,
"Turkish jets are violating sovereign Greek airspace!!"
this is the reality of the matter. Greek revisionism seeks to reiterate its maximalist claims through distorted and unlawful arguments.