Çiçek bahçeleri içinde Kur’ân-ı Kerimler
Tezhipte bu üslûbun adını biliyor musunuz?
Osmanlı son dönemininde gördüğümüz bu üslup devam ettirilmemiş daha sonra klasik tezhibe dönülmüştür. Bugün baskı Kur’ân-ı Kerimlerde gördüğümüz süslemeler klasik tezhip dönemine aittir.
"...Teslimiyet, çaresizlik değildir. İbn Arabî'nin diliyle rıza; Şebüsterî'nin diliyle vahdet; Şiblî'nin diliyle marifettir. Attâr'ın diliyle Simurg'a varıştır. Karakoç'un diliyle ise Leylâ'nın kemale erişmesidir ki bu esasta şiirin son mısraı muhteşemdir: “Leylâ'yı bu makama erdirdi ilhamı andıran bu Hızırsı rüya.”
https://t.co/DTQDSeEXxu
15 Temmuz'da İstanbul'u işgalden kurtaran kahraman Kurmay Albay Sait Ertürk.
O lanet gece, yanına aldığı üç uzman çavuş ve üç polis ile 66. Zırhlı Tugay'a gidip, onlarca tankın ve kamyonlarca mühimmatın çıkışını engelleyerek şehit oldu.
Üst düzey komutanların, şehidin eşine "O olmasaydı İstanbul olmayacaktı, o tanklar sokaklara dağılsaydı İstanbul, Fethullahçıların eline geçerdi." dediği bilinir. Ankara'da Ömer Halisdemir kim ise, İstanbul'da Sait Ertürk o'dur.
Kendisi Kurmay Albay olması ile birlikte o gecenin TSK adına şehit olan en yüksek rütbeli askeridir ama gel gelelim kendisinin o geceki hikayesini bilen çok fazla kişi yok.
Ruhu şad olsun, aziz hatıralarının bekçileriyiz.
One of the largest scandals of our times is taking place in Turkey these days
The head of a so called charity run by one of the country’s most famous secular artists has been exposed as a scammer
Hundreds of millions of donations for the 2023 earthquake have been stolen
How did it happen?
The secular opposition in Turkey ran a major campaign against state agencies and Islamic charities and they all came together showing this man and his organization Ahbap as the only trusted address
It now turns out the man was actually a gambling addict and has stolen much of the donated money for his gambling adventures
He has also failed to produce any proof for how he has spent the hundreds of millions of dollars
I remember that when foreigners were asking about a good place to donate to in Turkey, Turkish secularists would spam them with their English replies and tell them to only donate to ahbap
This is a not a one off incident. This is a much deeper problem which touches the ideological roots of secular aggression in Turkey. Secularists in Turkey despite not being in power for the last 20 years still maintain the cultural hegemony and the power to shape narrative
If the scandal was not too obvious, they would have declared this secular artist who is now detained a victim of the ‘Islamist repression’ just as they did with the mayor of Istanbul who is involved a never ending series of sexual and financial corruptions
Remember, secularism in the Muslim world is a mental health disorder.
ŞEHİR PLANLAMASINDA CAMİNİN YERİ…
Türkiye’de büyük kamu binaları, toplu konutlar, organize sanayi bölgeleri, hastaneler, havalimanları ve üniversiteler planlanırken otopark, yol, peyzaj ve diğer sosyal donatılar en baştan projelendiriliyor. Cami ise çoğu zaman unutuluyor; ihtiyaç ortaya çıkınca binanın altına sıkıştırılmış bir mescit çözüm olarak sunuluyor.
Oysa cami, bu milletin hayatında sonradan hatırlanacak bir unsur değil; şehir kültürümüzün ve medeniyetimizin temel yapı taşlarından biridir.
Bu anlayış değişmelidir. Büyük ölçekli tüm projelerde cami, ilk planlama aşamasında herkesin kolayca ulaşabileceği merkezi bir konumda yer almalıdır.
Artık bu konuda yasal düzenleme yapılmak zorundadır. Nasıl ki otopark, sığınak, yeşil alan ve diğer zorunlu sosyal donatılar mevzuatla güvence altındaysa; belirli büyüklüğün üzerindeki kamu ve özel projelerde cami de zorunlu planlama unsurlarından biri olmalıdır.
Medeniyet, sadece binalar inşa etmek değil; insanın maddi ve manevi ihtiyaçlarını birlikte gözetebilmektir.
Mevlana’dan Yanlış Anlamaya Dair Bir Kıssa
Bazen biriyle aynı şeyleri istemek, aynı şeyler üzerine hayal kurup yol gitmek anlaşmayı getirmez beraberinde. Kişiler aynı arzuyu paylaşsa da fıtratları, üslupları, hayat tecrübeleri, görüşleri farklı olduğu için birbirini anlayamaz. Biri diğeri gibi düşünüp anlatmaya çalışsa bile artık rekabet ve çekişme zuhur ettiği için perdeler iner, zihin kendini ötekine kapatır. Evet, insan sevdiğinde kusur görmez, sevmediğinin güzel hasletlerine karşı da duyarsızdır. Ama yanlış anlamalar ve anlamamalar kişiyi ötekinden uzaklaştırır. Kişiler biraz da toysa, bazı konularda büyümemişse (insan devlet yönetecek kadar olgun olabilir ama anne-babasına karşı hiç olgunlaşamayabilir veya büyük bir şirketi yönetecek olgunluktadır ama kardeşiyle ilişkisi çocukça olabilir) aradaki mesafe açılır gider. İşte bu tür durumlarda başvurulabilecek ortak kabul edilen, kişiler tarafından saygı duyulan bilge bir büyük olmalıdır. Hayatımıza çok kötü insanlar almadan iyi insanları seçmemiz mümkün değildir. Kötü insanları hayatımızdan çıkarma isteğimiz de normaldir. Ancak bazen iyi insanlar -ki bizim karşımıza çıkması tesadüf değil kaderdir, bir hikmeti vardır diye düşünüyorum- uğruna çabalamak, onları kazanmak gerekir. Bu ikilem, bu çelişki çoğu zaman çözülmüyor. Bazen de yıllar sonra iş işten geçmiş olduğunda anlaşılıyor. Özellikle fıtratında ben adamı bir kerede silerimcilik olanlar bu konuda çok çabalamalı. Kader gayrete aşık demiyor musunuz!
چار کس را داد مردی یک درم
آن یکی گفت این به انگوری دهم
آن یکی دیگر عرب بُد گفت لا
من عِنب خواهم نه انگور ای دغا
آن یکی ترکی بُد و گفت این بنم
من نمیخواهم عنب، خواهم ازم
آن یکی رومی بگفت این قیل را
تَرک کن خواهیم استافیل را
“Bir adam dört kişiye bir dirhem para verdi. “Bu para ile işinize yarayanı alın!” dedi. Dört kişiden biri; “Bu parayla engür alalım” dedi. Öbür arkadaşı Arap idi. “Aksilik etme!” dedi. “Ben engûr istemem, iyneb isterim.” Onlardan birisi Türk idi. “Ben ineb istemem, üzüm isterim.” dedi. Rum olan bir başkası: “Bırakın bu sözleri! Bu para ile istafil alalım.” dedi. (İstafil Rumca, ıyneb Arapça, engûr de Farsça üzüm demektir).
Derken dört kişi birbirleri ile kavga etmeye, dövüşmeye başladılar. Çünkü söylediklerinin anlamından haberleri yoktu. Onlar cahillikten birbirlerine vuruyorlardı. Orada çeşitli dileri bilen, arif bir kimse olsaydı onları uzlaştırır, birbirlerini anlamalarını sağlardı. Onlara derdi ki: “Ben bu para ile hepinizin istediğini alırım. Bana teslim olursanız bu paranız istediğiniz şeylerin hepsini yapar. Bu paranızla dördünüz de murâdınıza erersiniz. Dört düşman uzlaşır, birleşir. Sizin her birinizin sözü ayrılık belirtir, savaş doğurur; fakat benim sözüm uzlaştırır, birleştirir.”
Malesef Türk, Rum ve Arap’ın kavgasından engûr ve ıyneb şüphesi çözülemedi. Mânâ dillerini bilen bir Süleyman gelmedikçe, bu ikilik ortadan kalkmaz.”
https://t.co/KasP16sv4p
Yazmaların izini ömrü boyunca büyük bir gayret ve hassasiyetle süren Nuri Arlasez’i vefatının 26. sene-i devriyesinde rahmet ve minnetle yâd ediyoruz.
Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı olarak, geçtiğimiz yıl vefatının 25. sene-i devriyesi münasebetiyle IRCICA iş birliğinde “Yazmaların Peşinde Bir Ömür: Nuri Arlasez” sergisini düzenleyerek; yazma eserler, hat sanatı ve kültür mirasına yaptığı kıymetli katkıları kamuoyuyla buluşturmuştuk.
Sergi kapsamında hazırlanan katalogda ise Başkanlığımız koleksiyonlarından seçilen 60 yazma eser ile en meşhur hattatlara ait 14 hüsn-i hat levhasının yanı sıra, Sultan II. Abdülhamid’in özel olarak tercüme ettirdiği ve bugüne kadar hiç yayımlanmamış 30 cilt polisiye roman, Arnold J. Toynbee’ye gönderilen mektuplar ve İstanbul’un eski mimari dokusunu yansıtan fotoğraflar tanıtılmaktadır. Kataloğa https://t.co/4O447DVCb3 üzerinden ücretsiz olarak PDF formatında erişilebilir veya basılı nüshası temin edilebilir.
Süleymaniye Yazma Eser Kütüphanesi’ne kazandırdığı 329 yazma eser, 350 hat levhası, başta İngilizce ve Fransızca olmak üzere muhtelif dillerde 493 matbu eser ile kültür mirasımıza yaptığı kıymetli bağışların yanı sıra, 232 işleme ve zengin fotoğraf ile arşiv koleksiyonuyla da önemli bir miras bırakan Nuri Arlasez’i, geride bıraktığı bu kıymetli emanetlerle daima hayırla hatırlayacağız.
Ruhu şâd, mekânı cennet olsun.
Beyond being a top-tier instance of trolling by Erdogan (many European leaders could not take back the gifts), the revolver gift story highlights the silliness of modern Europe… these leaders (as heads of state/government) wield authority up to and including decisions about life and death, yet under their laws can’t be presumed to be trusted with a largely ceremonial firearm.
اگر عشقت نیاوردی وجودم از عدم بیرون
ز اقلیم عدم ننهادمی هرگز قدم بیرون
Senin aşkın beni yoktan var etmeseydi
Yokluk ikliminden dışarı adımımı atmazdım
.
Güzel beyit görünce hattat arkadaşını darlayan, zorla yazdıran edepsiz bi ben miyim acaba?
.
Farsça bilenlerimiz daha güzel çeviriler yapsa da edebi zevkimiz artsa çok hoş olur ama meclis olmayınca yalnız kalıyoruz böyle.
.
Yine bir nüshanın sonunda yer alan fevâid kayıtlarından Farsça bir beyit. Fevâid kayıtları işten sonra gittiğimiz bir musiki meclisi, bir resim sergisi, okuduğumuz bir şiir kitabı gibi.. Türkiye şartlarında düşünürsek sevdiğimiz bir işi yapmak zor olduğu için mecbur olduğumuz işler bittiğinde yani kendimizle başbaşa kaldığımızda ilgilendiğimiz şeyler, şahsiyetimizi gösteren, eğer bir öz varsa onu yansıtan tercihler, çekimler gibi…
Ali Kuşçu’nun, Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan’a karşı kazanılan Otlukbeli Zaferi münasebetiyle Fatih Sultan Mehmed Hân’a ithaf ettiği Arapça astronomi eserinin kendi hattıyla olan nüshasının Süleymaniye Kütüphanesi’nde olduğunu biliyor muydunuz?
er-Risâletü’l-Fethiyye
Ali Kuşçu’nun bizzat yazıya geçirdiği bu eser, isminde de ima edildiği üzere Akkoyunlu Devleti’ne karşı kazanılan Otlukbeli Zaferi münasebetiyle 877/1473 yılında Fatih Sultan Mehmed Hân’a ithaf ve takdim edilmiştir.
Osmanlı medreselerinde uzun süre ders kitabı olarak okutulan eserin içeriği teorik astronomi konusunda olup mukaddime ve üç makaleden oluşmaktadır. Altı bâbdan oluşan birinci makalede gök cisimlerinin hey’eti incelenir. On bâbdan oluşan ikinci makalede hey’etü’l-arzın açıklaması, iklimlerin taksimi, gök cisimlerinin konumlarına nispetle gereken hususlar ele alınır.
Bir mukaddime ve altı bâba ayrılan üçüncü makalede ise eb‘ad ve ecrâm miktarları hakkında bilgi verilir.
Ali Kuşçu’nun, astronominin doğa felsefesinden bağımsızlaştırılmasına yönelik temayülünü yansıtan bu eserini torunu Mîrim Çelebi (ö. 931/1525) Şerhu’l-Fethiyye, öğrencisi Gulâm Sinan (ö. 912/1506) ise Fethu’l-Fethiyye adıyla şerh etmiştir. Ünlü coğrafyacı Seydi Ali Reis’in (ö. 970/1562) kaleme alıp Kanûnî Sultan Süleyman’a sunduğu Hulâsatü’l-Hey’e adlı Türkçe astronomi eserinin de er-Risâletü’l-Fethiyye ekseninde bir telif-tercüme çalışması olduğu kabul edilmektedir.
Hikem-i Atâiyye Şerhi (Ahmed Mahir Efendi)
116.Hikmet
Hak Teâlâ'nın müride yardımı onun istidadına göre olur. Nurların parlaması ise sırların temizlik ve saflık derecesine göredir.
İlâhî feyz, istidada değil, evrad ve ezkâra devam etmeye bağlıdır. Bu yüzden ilâhî yardımlar daima virdlere devam etmekle hâsıl olan istidada göre gelir. İbadet ne kadar çok olursa, yardımlar da o kadar artar; az olursa o kadar azalır. Cenab-ı Hakk'ın âdeti budur. Zira yakîn nurları, kalp aynasının ibadetle temizlenip parlatılmasına bağlıdır.
İbadetler eserlere ve ekvana bağlanıp meyletme kirlerinden kalbi temizler. Kalp ağyar siyahlığından temizlenmedikçe maârif ve esrarla dolamaz, parlayamaz. Yani kalbi doldurmadan önce boşaltmak gerektir. İbadet ve virdlere devam etmek olgunluğun ve hidayetin şartıdır.
Ta’abbüd olmasaydı süllem-i ser-menzil-i irfan
Olur muydu ibadet illet-i gâye-i hilkat
Ta’abbüd: Kulluk etme
Süllem: Merdiven, basamak
İllet: Sebep, gerekçe
Hilkat: Yaradılış
Osmanlı’da ve Osmanlı Medreselerinde En Çok Okunan Kitaplar
Halk arasında okuma faaliyetinin daha çok toplu olarak yapıldığını bildiğimiz Osmanlı’da Mevlid, Muhammediye, Mesnevi, Envâru’l-Âşıkîn, Mızraklı İlmihâl, Hz. Ali Cenkleri, Ahmediye gibi kitapların çok okunduğunu biliyoruz. Ancak bu gönderinin konusu medresede okunan kitaplar olacaktır. Alıntı yapılan makaleler ve görselleri gönderinin sonundadır. Gönderi genel ve dağınık bilgilerden oluşup aşinalık oluşması amacıyla hazırlanmıştır.
Osmanlılar, Selçuklu veziri Nizamülmülk'ün kurduğu Nizamiye Medreseleri'ni numune alarak medreseler kurdu. İlk Osmanlı medresesi, İznik'in fethini müteakip 1330 senesinde Orhan Gâzi'nin vakfı olarak kuruldu. Sonra fethedilen her şehirde benzeri vakıf medreseler açıldı.
İstanbul'un fethinden sonra Sultan Fâtih burada kendi adını taşıyan medresesini yaptırdı. Bununla Osmanlı medreseleri kemâlini buldu. Sonraki padişahlar tarafından yaptırılan medreselerde hep Fâtih medresesi örnek ve esas alındı. Sultan II. Bayezid ve Kanunî Sultan Süleyman'ın kendi adlarını taşıyan medreseleri ile de, tedrisat sistemi en son şeklini kazandı.
Osmanlı medreseleri, talebe sayısının 20'ye ulaşmadığı seviyeye göre eğitim ve öğretim faaliyetinin yürütüldüğü kitap geçmenin esas alındığı derslerin sık sık tekrarlada ve karşılıklı milnakaşalarla takrir edildiği ve ezberci bir yöntemin benimsendiği kurumlardı. İlgili dersleri okuyan ve imtihanlarda başarılı olanlara temessük denilen ve yüksek dereceli bir
medreseye girmesini sağlayan mezuniyet belgesi verilirdi. Medreselerdeki örgün eğitim genel olarak haftada 5 gün olduğu ifade edilmekle birlikte Cuma ve bayram tatilleri dışında her gün ders yapıldığı veya önceleri sadece Salı ve Cuma günleri tatilken Molla Fenari’nin, öğrencilerin Teftazanî’nin eserlerini okuma ve istinsahları için bunlara Pazartesi gününü de ilave ettiği kaydedilir.
Fâtih Medreseleri yapılınca, ülkedeki medreseler, müderrislerin yevmiyesine göre yirmili (Hâşiye-i Tecrid), otuzlu (Miftâh), kırklı (Telvîh), ellili (hâric ve dâhil) olmak üzere tasnife tâbi tutuldu. İstanbul medreselerinde tedrisat şu safhalarda görülür: Sıbyan mektebinden sonra yirmili, otuzlu ve kırklı medreselerde veya hususî hocalarda muhtasarât denilen başlangıç derslerini gören talebe hâric medreselerine gelir. İbtidâ-ı Hâric ve Hareket-i Hâric olmak üzere iki kısma ayrılan bu medreseler, ortamektep seviyesindedir ve taşralarda da vardır. Sonra lise seviyesindeki dâhil medreseleri gelir. Bunlar da İbtidâ-ı Dâhil ve Hareket-i Dâhil olmak üzere iki kısımdır. İstanbul'da ve taşralarda bulunur.
Dâhili bitiren talebe, isterse imamlık veya ilkmektep muallimliği yapabilir; yahud da adliyeye intisab edip staj ve imtihandan sonra kâdı nâibi olabilir. Eğer tahsiline devam etmek istiyorsa, Fâtih Külliyesi'ndeki Mûsıla-ı Sahn (Tetimme) Medresesi'ne devam eder. Bunlar yüksek tahsile talebe hazırlayan bakalorya seviyesindeki hazırlık mektepleridir.
Tahsiline devam etmek ve yüksek mevkilere gelmek isteyen talebe, Sultan II. Bayezid'in yaptırdığı Altmışlı Medresesi'ne; burayı da bitirdikten sonra Kanunî Sultan Süleyman'ın kurduğu ve Süleymâniye Medreseleri'ne devam edilebilir. Süleymâniye Medreseleri'nin en üst basamağında Dârülhadîs bulunur. Burası, lisansüstü tahsil veren bir müessesedir. Süleymâniye Medreseleri aynı zamanda ordunun tabib, cerrah, mühendis ihtiyacını karşılamak için kurulmuş yüksek fen fakülteleridir.
“Gökküre: Değişimler Çağı Şafağında Osmanlılar’da Matematik Bilimleri” Sergisi Ziyaretçilerini Bekliyor ✨
Klasik İslâm astronomisinin son büyük mümessili, Osmanlı bilim tarihinin müstesna isimlerinden matematikçi ve astronom Takiyyuddin Râsıd’ın 500. doğum yılı hatırasına hazırlanan “Gökküre: Değişimler Çağı Şafağında Osmanlılar’da Matematik Bilimleri” yazma eser sergimiz ziyaretçilerini bekliyor.
16. yüzyıl Osmanlı ilmî birikiminin matematik bilimleri ve teknoloji alanındaki zenginliğini gözler önüne seren sergide; Takiyyuddin Râsıd’ın eserlerinin yanı sıra matematik, misâha, geometri, optik, hey’et, mîkât, takvim, robotik, mekanik ve coğrafya gibi bilim dallarına ait nadir yazma eserler ile tarihî astronomi aletleri bir araya geliyor.
Bilim tarihimizin mirasını yakından keşfetmek üzere sizleri, haftanın her günü 09.00–18.00 saatleri arasında Rami Kütüphanesi TÜYEK Sergi Salonu’na bekliyoruz.
Almanya gibi düz ülkeye kiyasla bu ormanlik alan varligi cok da kötü degilmis. Ülkenin ciddi bir kismi daglik ve kurak iklime sahipken böyle bir de.
Internette insanlarin sinir krizi gecirerek anlattigi cogu sey hikaye.